Kimse kızmasın ama Türkiye kırmızı çizgiyi doğru yere koyan, o çizgi aşıldığında ise pısırık pozisyona geçen bir ülke konumunda...

Neydi kırmızı çizgimiz? Suriyeli mülteci sayısı 100 bini geçerse, silahtan arındırılmış bölge dahil her türlü tedbiri almak idi.

Ne oldu? Türkiye’ye 700 bini temel eğitim çağında olmak üzere 2.5 milyon Suriyeli göçmen geldi. Avrupa da kıvranıyor. Kendisine yönelmiş göç dalgasını durdurmak için silahla müdahaleyi konuşacak kadar insanlıktan çıktı kimi ülke. Ege’de yaşanan trajediler, boğulan genç, yaşlı bedenler de ayrı bir sayfa şüphesiz.

Demek ki o gün Avrupa’ya kırmızı çizgimizin onlar için de isabetli olduğunu anlatamamışız. Üstelik bu göç dalgasının ardından Ruslar da gelip bölgeye yerleşti... O gün kırmızı çizgiye sahip çıksaydık bugün bölgede güç dengesi nasıl olurdu?

Bir başka soru: Türkiye Rojava’ya (Kobani) DAEŞ bulaştığında, “Valla düştü düşecek” demek yerine, “Benim Kürt vatandaşlarımın akrabaları burada yaşıyor. Bölgedeki Kürt savaşçılarla birlikte DAEŞ’i oradan söküp atacağız” deseydik, bölgede PYD bu kadar etkin (en azından bizi rahatsız edecek nitelikte) olabilir miydi? Türkiye’de terör şehirlere inebilecek kadar kitle desteği sağlayabilir miydi? Bu kadar şehit verir miydik? Gözü körelmiş milliyetçilik çukuruna düşer miydik?

Geldiğimiz noktada, herkesi ürküten çaresiz ve tercihsiz adımlar atmamızın nedeni, strateji noksanlığından çok, iç politik kaygılardan kaynaklanmıyor mu?

 

FIRINCILARA YÜKLENMEYİN...

Ekmeğin, kâr marjı da dahil satılması gereken rakamın 61 kuruş olduğu söyleniyor. Herkes artan ekmek fiyatı için fırıncılara yükleniyor. Aşırı kâr marjıyla hareket ettikleri söyleniyor. Ben biraz haksızlık ettiğimiz kanısındayım. Bir sorun var: Sorun tüketicilerin değişen tüketim eğiliminde. Marketlerden paketlenmiş, işlenmiş katma değerli unlu ürünlerin satışında artış var. Fırınlar eskisi gibi iş yapamıyor. Fire oranları yüksek. Üretim rakamlarını kısarak ayakta kalma şansları da kalmadı. Rekabet çok yüksek.

Yapılması gereken fırıncılara kızmak yerine onları da içine alacak çözüm üretmekten geçiyor. Artık fırınlarını birleştirenlere mi teşvik verilir, fırın sayısı mı kısıtlanır, yoksa konu tamamen serbest piyasa ekonomisine bırakılarak tavan fiyat uygulamasından mı çıkılır bilmiyorum. Bildiğim, artış için günah keçisi aramaktan vazgeçmemiz gerektiğidir.

 

PARA VERELİM DE SİZ HAZIR MISINIZ?

Peki kabul, futbol kulüplerine kamu bankaları kaynak aktararak ağır borç yükünden kurtulsun. Kurun bir varlık şirketi bu işi halledin. Peki, futbol endüstrisinde devrim olacak mı? Yöneticiler kulüpleri babalarının malı gibi borçlandırmayı kesecekler mi? Bozuk zeminleri düzeltecekler mi? Zemini iyi olmayanı hükmen mağlup sayacak mıyız? Yöneticiler kulübü borçlandırırken, borçların altına imza atarak şahsi teminat verecekler mi? Gelirlerinden fazlasını harcadıkları an, ligden atılmak da dahil yönetimi kayyumlara terk edecekler mi? Arsa, benzin istasyonu, alışveriş gibi futbol dışı faaliyetlerini terk edecekler mi? Belediyelerin kasalarına bağladıkları hortumları kesecekler mi? Finansal fair play (yani bütçede başa baş kuralı) kurallarına uyacaklar mı? Bu kurallara uymayan yöneticilerin mal varlıklarına el konulacak mı? Futbol Federasyonu, takımlara önümüzdeki yılların gelirlerinden para aktarmayı kesecek mi?

Eğer bunları yapacaksanız, Galatasaray, Beşiktaş, Fenerbahçe, Trabzon ve diğerlerine arsalarını sattıracaksanız tamam, kamu bankalarından uzun vadeli kredi alıp futbol kulüplerini kurtarın. Yok, işler eski tas, eski hamam yürüyecekse milletin parasına niye göz dikiyorsunuz?

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!