Telefonu evde unutarak çıkmanın, saatler içinde derin bir boşluk yarattığını, eksikliği hissettireceğini bilmiyordum. Dün eksik kaldım. Akıllı telefonlar adeta bir uzvumuz haline gelmiş. Dikkat ediyor musunuz, kulaklık takmayan bile telefonu elinde tutuyor, yürürken, konuşurken, koşarken... Bir lokantaya giriyorsunuz herkesin bir gözü telefonunda. Sosyal medya paylaşımları takip ediliyor sohbet etmektense. Ya da yarım yamalak sohbetler. Anne, baba ve çocuklar yemekteler... Her birinin başı eğik, telefonlarıyla meşgul. Bazen şunları uyarıp ‘Boşa yemeğe çıkmışsınız birlikte’ desem bir güzel ‘Sana ne kardeşim’ azarını işitsem diyorum. Güya ben kendimi onlardan ayırıyordum. Ama değilmiş, telefona tekrar kavuşana kadar neler çektim bilemezsiniz. Ben bir bağımlıymışım. Milyonlarca insan gibi. Metroda, otobüste kitap veya gazete okuyan yok gibi. Hemen herkes elinde akıllı bir telefon oyun oynuyor ya da paylaşımları takip ediyor. Başı önüne eğik bir toplum olduk çıktık. Bence işyerlerinde durum hiç de farklı değil. Her boşlukta telefon mesaisi başlıyor. Bana sorarsanız işyerlerine girerken bu telefonları toplamak, lokantalarda internet bağlantılarını yasaklamak, GSM sinyallerini kesecek jammer kullanmak gerekir. Biliyorum bu tip yasaklar şu an mümkün değilse de o aşamaya kısa zamanda gelineceğini düşünüyorum. Bu bağımlılık elbette öldürmüyor ama süründürüyor!

 

SİYASETÇİLERE DERS...

Zor zamanlardan geçiyoruz. Savaşa girer miyiz, girmez miyiz diye başlayan sohbetler yapıyoruz. Yani yeni normallerimiz haline gelen olumsuzluklar yaşıyoruz. Şehirlerimizin bazı mahallelerini kan akıtarak geri almakla övünmenin ne denli anormal bir duygu olduğunu bile unuttuk. Elbette her birimizin sosyal bir çevresi var. Kendi mahallesi var. Hayata baktığımız pencereler farklı. Toplumun geneline yönelik çıkarımlar yapıyoruz. Doğru olduğunu sanıyoruz. Doğru olan ve şaşmaz gerçek ise toplumun geneline yansıyan ruh hali. Bunu araştırmalar ortaya koyuyor. Yıllardır yapılan ve ekonomi çevreleri açısından referans olan Bloomberg HT Tüketici Endeksi bunlardan biri. Dün açıklandı. İki seçim arasındaki dip noktaya doğru hızla yol alan bir eğilim var. 7 Haziran seçimlerinden koalisyon çıkmayınca başlayan kötüleşme, 1 Kasım seçimlerinde tüketicilerin iktidar partisini yeniden tek başına iktidara taşıyarak durmuş ve tavan yapmıştı. Endeks bir anda 68’den 92’ye fırladı. Sonraki aylarda ise düşüş başladı. Şu anda 75 seviyesinde. Tüketici beklentileri ve eğilimlerinde de hızla bozulma var. Yani tek başına iktidar ile tekrar umutlananlar, ya da tek başına iktidarın sorunları çözeceğini düşünerek oylarının rengini değiştirenler tekrar umutlarını kaybediyor. Hükümet bu tabloyu okuyarak reform odaklı yaklaşımlara hız verecek mi bilemem. Bildiğim bu savaş falan lafları, Suriye meselesi, Güneydoğu’daki şehir savaşlarının geleceğimize ipotek koyduğunu düşünenler artıyor.

 

DURUN SİZ KARDEŞSİNİZ!

Cola-Cola “Tek Marka” yaklaşımı ile Coca-Cola, Coca-Cola Light ve Coca-Cola Zero gibi farklı Coca-Cola ürünlerini ilk defa ikonik Coca-Cola markası altında birleştirdi. Ve uzun süre sonra tüm dünyada “Tadını Çıkar” sloganıyla yeni bir global kampanya başlattı. Dubai’de bu kampanyanın tanıtım toplantısına katıldım. Tüm dünyada tek kampanya yapılacaksa, evrensel değerlerden kaçamıyorsunuz.

Türkiye’de de gösterime giren kampanyada özellikle kardeşlik ve aşk temalı olan kampanya benim hoşuma gitti. Kedi-köpek gibi didişen kardeşlerin dışarıdan bir tehdit geldiğinde nasıl kardeşlik bağlarını ortaya çıkardığını anlatan bir reklam filmi. Gerçi bu duyguyu biz kaybetmeye başladık ama olsun. Belki yeniden hatırlamak iyi gelir...

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!