Günde 670 bin varil petrol ithal ediyoruz. Hesabını yapın. 2016 yılı bütçesi hazırlanırken bu yıl petrolün ortalama 40 dolar civarında seyredeceği öngörüldü. Neredeyse 9 dolarlık bir sapma var şimdiden. Yılda 2.1 milyar dolarlık ek maliyetten bahsediyorum.

Doğalgaz fiyatları petrole endeksli. Petrol fiyatı artınca o da artıyor. Türkiye günde 134 milyon metreküp doğalgaz tüketiyor. Artan fiyatlar nedeniyle onun da faturasında öngörülenin birkaç milyar dolar üzerinde artış olacak.

***

Dün İstanbul’un turistik bir bölgesinde 4 yıldızlı bir otelin kapı önüne asılı ışıklı fiyat tabelasında, geceleme fiyatı 50 Euro yazıyordu. Bir sene önce aynı otelin odası 120 Euro’ya satılıyordu. Anlayın artık. “Bu yıl turizm gelirlerindeki kayıp rakamı 15 milyar dolar” diyenlerin sayısı artıyor. Toptancıların hali ortada. Özellikle Güneydoğu’ya çalışan kesim perişan. Tahsilatı artan çek ve senet rakamlarını yazmıyorum. Batık kredi oranlarında yaşanan belirgin artışlar (henüz sistematik bir risk teşkil etmese de) ortada. Rusya ve Irak gibi iki dev pazarı politik nedenlerle ihracatçılar kaybetti. Doğrudan yabancı sermaye girişleri ciddi olarak azaldı. TL’nin değer kaybı önümüzdeki aylarda enflasyonu olumsuz etkileyecek bir dolar kuruna işaret ediyor.

Ticari yaşamdaki iştahsızlık hepimizin malumu. Terör kaygıları vatandaşın 1 numaralı sorunu haline gelmiş ve neredeyse son 30 yılda teröre şehit verdiğimiz güvenlik güçlerimizin sayısına yaklaşan bir kaybımız var.

***

Bunları endişelenin diye yazmıyorum. Konuyu başkanlık sistemine birkaç soru sorarak bağlayacağım.

1) Başkanlık sistemine geçmiş olsaydık Irak pazarı yerinde mi kalacaktı? Yıllık 34 milyar dolara kadar çıkan Irak pazarı kaybedilmeyecek miydi?

2) Başkanlık sistemine geçmiş olsaydık, Esad, binlerce insanı öldüremeyecek, dünyanın en vahşi örgütü IŞİD olmayacak mıydı?

3) Başkanlık sistemi olsaydı, Rus uçağını düşürmeyecek, Rusya pazarını kaybetmeyecek miydik? Milyonlarca Rus turist gelmeye devam mı edecekti?

4) Bir “president” sahibi olsaydık, PKK tarih mi olacaktı? Başkandan korkarak silah mı bırakacaktı?

5) Başkanımız olsaydı, dünya petrol fiyatlarında böyle bir oynama olmayacak, global ekonomi rüzgârları bizim payımıza ılımlı mı esecekti?

6) Başkanlık sistemine geçseydik, çoktaaan AB üyesi mi olacaktık?

7) Başkanımız olsa, teknoloji üretir hale gelecek, orta gelir tuzağına düşmeyecek ve kişi başına 10 bin doları aşamayan ülke sınıfından kurtulacak mıydık?

8) Başkanımız olsa, Ergenekon, Balyoz, Odatv gibi kumpaslar olmayacak mıydı? Yargımız birdenbire bağımsız mı olacaktı?

9) Başkanlı bir sisteme geçmiş olsaydık, yılda 200 kilometre metro, yılda 100 kilometre raylı sistem, boğaza 12 tane daha köprü, yılda 500 kilometre otoban mı yapacaktık?

10) Başkanlık sistemi olsaydı petrol ve doğalgaz bulup enerjide dışa bağımlılığımızı bitirecek miydik? Tasarruf oranlarımız zıplayacak, her yıl 40-50 milyar yabancı sermaye gelmese de büyümeyi devam mı ettirecektik?

***

Soruları uzatmayayım. İktidarın halktan aldığı güç nedeniyle elini tutan yok. Ne yapıldıysa ve ne yapılmadıysa bunun sistem ile de ilgisi yok. Akılla, planlamayla, kendi dinamiklerini görmek veya görmemekle ilgisi var. Türkiye’nin reformlara ihtiyacı var. Demokratikleşmeye ihtiyacı var. Eğer başkanlık sistemi bu ülkede rekabeti artıracak, incinen adalet duygularımızı canlandıracaksa, bizi medeni toplumlar seviyesine çıkaracaksa eyvallah... O zaman başkanlık ile ne değişeceğinin, terörün nasıl sonlanacağının, ekonomik atılımın nasıl yapılacağının bize bir zahmet anlatılması lazım. Önceliğimiz “başkanlık” ise “neden” sorusunu Başbakan’ımız Binali Yıldırım’a yöneltiyorum. Buyrun anlatın!

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!