Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması

 

Mustafa Kemal’in askerleriyiz...

La ilahe illallah Allahu ekber...

Şehitler ölmez vatan bölünmez...

Ardından 10 Yıl Marşı ve mehter marşı...

***

Toplumu bazı semboller üzerinden anlamaya çalışmak, yetersiz kalmanıza yol açabilir. O sembolleri insanlar bilinçli bir tercih olarak kullanmayabilecekleri gibi tam tersi hepsinde kendi kimliğinin bir parçasını bulabilirler.

Yukarıda sıraladığım sloganların ve marşların aynı kitle tarafından gayet içten kullanıldığına şahit olmak benzersiz bir deneyimdi.

***

Türk Milli Takımı ile Çek Cumhuriyeti karşılaşması için Coca Cola’nın davetiyle gittiğim Fransa Lens şehrinin sokakları milli formayı taşıyan binlerce Türk’le doluydu. Bir grup genç (İstanbul’dan gelmiş) bozkurt işaretleriyle bir birahanenin önünde slogan atıyor. Hiç duymadığım bir tanesi şöyleydi: Türk milleti adaamın, Türk milleti adaamınnn, Türk milleti adamın a... kor... Hey, hey, hey.

Meğer takımlar bu sloganı rakiplerine söylermiş, bizimkiler yabancılar için de yeni bir versiyon yaratmışlar! Merkez nüfusu 34 bin kişi olan maden şehri Lens’in 45 binlik stadının yarısından fazlası Türklerle doluydu. En ufak bir taşkınlık olmadan iki takımın taraftarı birbirlerine gülerek marşlar söyledi. (Allah’tan kimse kimseyi anlamadı.) Mehter marşı ile coştu herkes.

***

En komiği, maç sırasında önümüzde oturan fanatik Türk izleyiciydi. Fatih Terim’e maç sırasında neler yapması gerektiğini bağırıyordu. Bir ara, ‘’Kardeş sesini hocanın duyması mümkün değil. Bak 100 metre ötede’’ filan diyecek oldum, yanında kibrit çakılsa alkolden patlayacak olan adam esti gürledi. (Dediklerini yazmayayım bari.) Stadın fanatik taraftarlarımızın doldurduğu kısmından gelen Allahu ekber sloganına kendini öyle bir kaptırarak söyledi ki, önünde oturan adam dönüp, ‘’Ya arkadaş hem ‘Mustafa Kemal’in askeriyim’ diyon, hem alkollüsün, hem de bak neye eşlik ediyon’’ dedi. Bizimkisi ‘’Ne var canım, maneviyat da gerekli. Bak oyuncularımıza motivasyon oluyor’’ sözleriyle ülkemizdeki ortalama vatandaş tiplemesini ortaya koydu.

Bu yaklaşım sadece ona ait değil. Şehirde hem mehter marşı, hem 10. Yıl Marşı’nı söyleyen, hem “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganları atan binlerce kişi dolaşıyordu.

***

Benim gözlemim şu: Gençlerin pek çoğu, hem Osmanlıcı, hem Kemalist, hem Türk, hem Müslüman, hem modern, hem muhafazakâr... Yani hemen hepsi, bu tanımların içinde kendi kimliğine yönelik bir parça buluyor. Ortamına göre bir ya da birkaç kimlik baskın hale geliyor. Bugünlerin ağırlıklı kimlik gösterme zemini milliyetçilik. Özellikle PKK’nın savaşı tırmandırma stratejisi ya da çaresizliğinin, ülkedeki milliyetçi tavrı açığa çıkardığı açık. MHP’deki gelişmelere bu açıdan bakıldığında, bu partinin Kemalist, muhafazakâr, milliyetçi gençlerin adresi olma ihtimali az değildir. Yani milliyetçi rüzgârı estiren iktidar, adresin kendisi olmayabilir.

 

ÜZÜLMEDİM

Milli Takım’ın bir üst tura yükselmemiş olmasına fazla takılmadım. Sevinmedim elbette ama üzülmedim de. Bir üst tura çıkıldığında haddimizi bildirecek teknik direktör veya futbolcuların varlığı fazlasıyla rahatsızlık verici olacaktı. Milli Takım’ın parçası olan spor adamlarının anlaması gereken şu: Biz yenilgiye değil, ruhsuzluğa, mücadele yetersizliğine kızıyorduk. Üstelik bu kadar para alınmışken.

Primler, reklam gelirleri, maaşlar inanılmaz. Hani öyle bir noktaya gelinmişti ki artık toplum, futbolculara para karşılığı milli heyecan yaşayan insanlar gibi bakmaya başladı. Reklamda milli forma ve ruh konusunda bize ders veren (sanırım birkaç milyon TL alan) Fatih Terim ve oyuncular (ahlaksız eleştiriler haricinde) toplumsal tepkiye hoşgörüyle yaklaşmalıydılar.

Örneğin, son maç. Emin olun o gün orada Çekler bize en az 4 gol atabilirdi. Ve emin olun orada bulunanların hiçbiri takımı ıslıklamaz, yuhalamazdı. Çünkü sahadaki her bir oyuncu formasını terletmiş, koşan, çarpışan, mücadele eden insanlardı. Futbol kalitemizin yetersizliği ise bir başka konu; otoriteler ve kulüpler bu konuda gerekli adımları atmazlar ise Milli Takım’ımızın zaten bir başarı şansı olmayacak.

 

AB’DEN AYRILALIM MI?

Sanırsınız ki, Türkiye AB standartlarını sindirmiş, demokrasi açığını kapatmış, insan hakları konusunda ilerlemeler kaydetmiş, hukuk düzenini oluşturmuş, buna rağmen AB bizi kapıda bekletiyor? Sanırsınız ki AB, Türkiye’nin bölünmesini istiyor? Sanırsınız ki kişi başı gelirden AB ülkelerinin en fukarası olan Türkiye bu durumu aşmış, kişi başı 30-40 bin dolarla AB’yi yutmaya hazırlanıyor?

Velev ki, bir referandum yaptık, seçmeni manipüle ederek AB ile müzakereleri bitirdik ve bu defteri kapattık. Gümrük Birliği’nden çıktık. Unutmayın ki Türkiye bu yola ağır bir AB düşmanlığı yaratmadan giremez. Yani Avrupa açısından Türkiye de artık istenmeyen ülke konumuna gelecektir.

Bu, turizmden yabancı sermayeye kadar pek çok alanda Türk ekonomisini sıkıntıya sokan bir süreç demek. İhracatınızın yüzde 50’sini oraya yapamaz hale gelmek demek. Fabrikaların kapanması, ithal ürünlerin pahalanması demek. Elbette AB açısından da sıkıntıları olacaktır. Ama bizim dayanma gücümüz yok. Sadece biz bilmiyor olabiliriz. Bir yerde büyük altın madeni, petrol kaynağı, doğalgaz yatağı filan bulunduysa durum başka. Eğer hazine bulduysak, değerli yalnızlığı sorun etmeyebilirsiniz!

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!