Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Yemek hakkında yazılan her şeyi okumaya meraklı birisi olarak, 2017’nin beni şaşırttığını söylemem gerekiyor. Bu yıl Batı medyasında karşıma bol bol yemek ve ırkçılık üzerine yazılmış köşe yazısı çıktı. Yeni bir trendin doğması gibi ‘food racism’ (yemek ırkçılığı) başlığı altında farklı kalemlerden onlarca yazı okudum. İşin tuhafı kendi aralarında ‘yemek ırkçılığı’ başlığının altını doldurma konusunda bir uzlaşı içinde olmadıklarına şahit oldum. İlgi çekici buldukları bu konuyu, herkes kendince bir tarafa çekmiş gibi gözüküyor. HT Pazar'dan Murat Bozok'un haberi...

İçeriğine girmeden önce, ‘yemek ırkçılığı’ başlığının çekiciliğine vurgu yapmak istiyorum. Özellikle ABD’de ırkçılık her daim hassas ve kaşınmaya oldukça müsait bir olgu. Yemek ise son zamanlarda tüm dünyada popüler kültürün en gözde unsuru. İş böyle olunca, altını bir parça felsefeyle doldurup parıltılı bir yazı yazmak için ‘yemek ırkçılığı’ paha biçilmez bir konu başlığı haline geliyor.

‘HEPİMİZ BİRAZ YEMEK IRKÇILIĞI YAPIYORUZ’

İçeriğe gelecek olursak, yemek trendlerini belirleyenlerin beyaz Batılılar olduğunu ve bu grubun dünyanın farklı coğrafyalarındaki yemekleri yorumlarken çoğu zaman alaycı, önyargılı, egzotik bir bakış açısıyla yanlış değerlendirmeler yaptıklarını düşünüyorlar. Irkçılık, özellikle ABD’de oldukça hassas bir konu olduğu için de yazarlar ağzındaki baklayı tam olarak çıkarmayıp daha yuvarlak ve beylik laflarla olayı geçiştirmeye çalışıyor. Herkesin hemfikir olduğu tek nokta ise yemek konusundaki ırkçılığın bilgisizlikten kaynaklandığı. İnsanoğlu bilmediğini, derinlemesine anlayamadığını veya kafasında çözümleyemediğini küçümseme yoluna gider. Esasında ırkçılıkla örtmeye çalıştığı kişinin kendi yetersizliğidir.

Bu bağlamda hepimiz bir parça yemek ırkçığı yaptığımızı kabul ederek işe başlayabiliriz. Hangimiz farklı kültürlerin yemek yeme alışkanlıklarını sorgularken üst perdeden bakıp küçümsemedik ki? Solucan, çekirge, yılan gibi alışık olmadığımız ve örnekleri çoğaltılabilecek malzemeleri yiyenlere burun kıvırmadık mı? Kaşık-çatal gibi Batı normlarıyla değil de, elleri ile yiyenleri küçümsemedik mi? Japon mutfağını sushi’den, İtalyan mutfağını pizzadan ibaret saymadık mı? Hangimiz Senegallilerin veya Bolivyalıların kahvaltıda ne yemekten hoşlandığını biliyor? Tek yaptığımız, eğer beğenileri veya alışkanlıkları bizimkinden farklı ise üst perdeden bakıp küçümsemek. Bizim normlarımızla hareket etmeyenlere karşı savunma mekanizması geliştirip ırkçılık yapmak bencil insanoğlunun işine geliyor. Yunan efsanelerinde içinde kötülüklerin olduğu düşünülen Pandora’nın kutusunun aralanması gibi yemek ırkçılığı konusu da daha çok tartışılacak gibi görünüyor.