KATEGORİLER

Yazının devamını okumak için tıklayınız...

Ahmet Davutoğlu

Türkiye Cumhuriyeti'nin 62. Başbakanı Ahmet Davutoğlu, 26 Şubat 1959 tarihinde Konya'nın Taşkent ilçesinde dünyaya geldi. Memnune Davutoğlu ve Mehmet Davutoğlu'nun 4 çocuğu arasında tek erkek evlat olan Ahmet Davutoğlu, henüz 4 yaşında iken annesi Memnune Hanım'ı kaybetti.

Ahmet Davutoğlu, Soğuk Savaş sonrasında Türkiye’nin izlemeye başladığı ‘yeni dış politika’nın hem mimarlığını hem mühendisliğini yaptı. Bu yeni dış politikayı Merkez Ülke, Çok Boyutlu ve Çok Kulvarlı İlişkiler, Özgürlük-Güvenlik Dengesi, Komşularla Sıfır Sorun, Ritmik Diplomasi gibi genel prensipler üzerinden yürüttü.

Konya'nın Taşkent ilçesinde nakliye işleri ve kunduracılık ile uğraşan babası Mehmet Bey eşi Memnune hanım'ın vefatında sonra kısa bir süre içerisinde yeniden evlendi. Yeni eşi Sefure Hanım annesinin yokluğunu hissettirmemeye çalıştı. Ahmet Davutoğlu, bu ikinci annesini her zaman minnet ve şükranla andı. Onun hakkında konuşurken 'Beni ve kardeşlerimi hiçbir ayrım gözetmeden bir Anadolu terbiyesiyle büyüttü' diyordu. Ahmet Davutoğlu ikinici annesine olan sevgi ve saygısını ilk doğan kızına ikinci annesinin "Sefure" adını vererek minnetini ifade etti.

Babası Mehmet Bey oğlunun işletme okumasını ve  işlerini ona devretmeyi düşlüyordu.İkili bir kültürel yapısı vardı İstanbul Erkek Lisesi’nin  Cumhuriyetin ilk kuşağından Türk öğretmenlerden ders alıyor, güçlü bir tarih bilinci ile donanıyorlardı öğrenciler. Bir yandan da Almanca öğretmenlerden Batı kültürünü, asıl olarak da Alman kültürünü ve edebiyatını öğreniyorlardı. Yatılı okula 12 yaşında girdiği ilk günlerden itibaren klasikler ile yüzyüze gelmişti. Diğer öğrenciler gibi o da hemen Kafka’yı, Goethe’yi okumaya başlamıştı. Berthold Brecht’in eserlerini tanımıştı. Kitaplarda yeni bir dünya bulmuştu. İki cepheli bir yüzleşmeydi yaşadığı. Batı kültürünün temel eserlerini okumakla kalmıyor, Türk öğretmenlerinin teşvikiyle Türk edebiyatını hatmediyordu. Ahmet Hamdi’den Fuzuli’ye, Farabi’den Ahmet Cevdet’e kadar eserleriyle tanışmadığı isim kalmamıştı.

1970’ler, Türkiye’de çalkantılı yıllardı. Gençlik, daha çok sol siyasi hareketlerin etkisi altındaydı. İstanbul Erkek Lisesinde de rüzgarlar soldan esiyordu. Ahmet Davutoğlu da bu havanın dışında kalmadı. Marksist literatürün temel eserlerini de okudu. Stalin’in “Diyalektik ve Tarihsel Materyalizm” kitabını okuduğu sırada orta üçteydi. Altını çizip, sayfaların kenarına notlar alarak dikkatle okuduğu kitabı, özenle saklayacaktı yıllarca. Yine de Marksist olmadı. Mekanik buldu bu ideolojiyi. Milli Türk Talebe Birliği gibi İslamcı gençlerin örgütlendikleri yapılanmaların da dışında kaldı. Zaman zaman konferanslara, gecelere gitse, kültür kulüplerine katılsa bile daha çok kendi çizgisinde yol alan bir gençti. Eğlenmeye, gezmeye zaman ayırdığı pek görülmezdi. Bazen futbol oynardı Mustafa Çam, Murat Ülker, Aydın Babuna ve Engin Işıksal’ın da aralarında bulunduğu sınıf arkadaşlarıyla. İyi bir oyuncuydu.

Alman kültürüyle iç içe olan İstanbul Erkek Lisesi öğrencilerinin çoğunun hayallerini Almanya’ya gitmek, orada üniversite okumak süslerdi. Davutoğlu ise İstanbul’dan kopamazdı. Almanya’da okumayı kendi kültürüne yabancılaşma olarak görüyordu. 1977’de liseyi bitirdiğinde İstanbul’un tarihi ve kültürüyle, kökeniyle iyiden iyiye bütünleşmişti. Liseden sonra sosyal bilimler okumaya karar vermesi de tarihle yüzleşmede vardığı noktadan kaynaklanıyordu. Bilim adamı olmayı kafasına koymuştu. Hayat planının ilk adımı Boğaziçi Üniversitesi olacaktı. Fen bölümü mezunuydu ama sosyal bilimler okumaya kararlıydı.

Ailesinin gönlünden geçen ise farklıydı. Annesi, doktora zamanında yetiştiremedikleri için hayatını kaybetmişti. O zamanlar İstanbul gibi doktorun çok olduğu büyük bir kentte değil, Konya’nın Taşkent kasabasında oturuyorlardı. Memnune hanım öldüğünde, Ahmet, henüz dört yaşındaydı. 1959’da doğmuştu. Babası Mehmet Bey, Toroslar’ın zirvesinde tipik bir Türkmen kasabası olan Taşkent’te nakliye işleri, kunduracılık ile uğraşıyordu. Kısa zamanda yeniden evlendi. Babasının tek oğlu olan Ahmet, Sefure hanımı benimsedi. Ona hep “Anne” diye seslendi. Onu oğlu olarak gören Sefure hanım da Memnune hanımın ölümünü unutamadığı için Ahmet’in doktor olması hayalini kuruyordu.

Sare Davutoğlu'nun kadın hastalıkları ve doğum uzmanı olduğu biliniyor. Sare Davutoğlu bir zamanlar Erdoğan'ın kızına da doğum yaptırdı.Türkiye'nin yeni başbakan hanımı olmaya hazırlanan Sare Davutoğlu, tıp fakültesinde okurken Ahmet Davutoğlu ile tanışmış.Evlendiklerinde ise Ahmet Bey Boğaziçi'nde yüksek lisans yapmaktaymış o yıllar.30 yıllık evlilikleri boyunca en büyük destekçisinin eşi olduğunu söyleyen Sare Hanım, "Yıllardır İstanbul Bahçelievler'de, aynı evde oturuyoruz ama çok az uğrayabiliyor evine. Çocuklar da zaman zaman buna sitem ediyor" diyor. Hatta küçük kızı Hacer Bike'nin 5 yıl önce Başbakan Erdoğan'a, "Galiba babam belinde silahlı, kulağında kulaklık olan adamları daha çok görür. Bunu ona söylediğimde hiç sevemediğim bir şey söyler. Ne mi? Senin geleceğin için, der ve güler. Neyse yatacam, güle güle" diye bir mektup yazdığını anlatıyor. Sare Hanım, eşinin özellikle bulamaç ve bulgur çorbasını çok sevdiğini, peynirli yumurta pişirmekten de çok hoşlandığını söylüyor.

Babası Mehmet Bey ise oğlunun işletme okumasını, işlerini ona devretmeyi düşlüyordu. Mehmet bey, ilk eşinin ölümünün üzerinden bir yıl bile geçmeden ailesini alıp İstanbul’a göçmüş, Fatih’e yerleşmişlerdi. Ahmet de orada büyümüş, ilk dört yılı Hacı Süleyman Bey İlkokulu’nda okumuştu. Bahçelievler’e taşınınca ilkokulu orada bitirmişti. Tekstil ve ticaretle uğraşan Mehmet bey de yıllar içinde işini büyükmüştü. Oğlunun işletme okuyup yardım etmesini istiyordu. Davutoğlu da Boğaziçi’nde önce İktisat bölümüne kaydoldu. İngilizce için bir yıl hazırlık okuması gerekti. Lisede ikinci dili olduğu için zorlanmadı. Yazın da bir ay kadar İngiltere’ye giderek pekiştirdi İngilizcesini. Mutlu olamadı İktisat bölümde. İlaveten bir de Siyaset Bilimi bölümüne girdi. Boğaziçi’nde iki bölümde okuma uygulaması yeni başlamıştı. İktisat bölümünü 1982’de bitirdi.Yine siyasi gruplara katılmadan okumayı sürdürdü. Düşünceler tarihine yoğunlaştı. Eflatun’dan Hegel’e kadar düşünce tarihini incelemek, Osmanlı-Türk ve İslam kültürünü içselleştirmesi sonucunu doğurdu. Düşünce tarihindeki yerini daha iyi kavradı. Sınıf arkadaşları arasında Adnan Büyükdeniz, Ethem Eldem ve Nuray Mert de vardı. Bu yıllarda konserlere, toplantılara, öğrenci etkinliklerine fazla zaman ayırmadı. Futbol ve güreş dışında bir sporla da ilgilenmedi. Zaten 12 Eylül dönemiydi, öğrenci hareketleri de durulmuştu.

Üniversite sonrasında hiç tereddüt etmeden “bilim adamlığı” planına devam etti. 1984’te Kamu Yönetimi bölümünde yüksek lisansa başladı. Doktorasını ise Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümünde tamamladı. Öğretim üyeleri ile arası iyiydi. En çok da Prof. Dr. Şerif Mardin sevdi onu. Tez hocası oldu. 1986’da başladığı tezini daha bitirmeden özet bir makale olarak üniversitenin akademik dergisinde yayınlattı. Tezin yayınlanması Davutoğlu için büyük bir teşvik oldu. Birbiri ardına makaleler hazırladı. 1989 Kasım’ında iki teklif birden aldı. Teklifin biri Amerika’dan geliyordu diğeri Malezya’dan…

Amerika’ya gitmek cazip gelmiyordu. Batı kültürünü yeterince tanıdığına inanıyordu. Malezya üzerinde duruyordu. Eksik kalan halkayı orada tamamlayabilirdi. Çin-Hint-İslam kültürü, Batı kültüründen nispeten uzak biçimde yaşanıyordu bu ülkede. Ama artık tek başına değildi. 1984’te evlenmiş, iki kızı olmuştu. Jinekolog olan Sare hanım ile dünyaya aynı gözlüklerle bakıyorlardı. Kızlarına isim koymayı eşine bırakmıştı Davutoğlu. Sare hanım da onu memnun etmişti seçimleriyle. 1986’da doğan ilk kızlarına Sefure, 1988’de doğan ikinci kızlarına Memnune adını vermişti. Davutoğlu’nun her iki annesine de değer veriyordu. Sare hanım, eşinin Malezya’ya gitme kararını da destekledi. Kızlarını da alıp 1990’ın ilk aylarında yola çıktılar. Kuala Lumpur’da, Çin mahallesinde bir ev tutup yerleştiler.

İslam Konferansı Örgütü’nün kurduğu Uluslararası İslam Üniversitesi’nde Türkiye’den 15 kadar öğretim üyesi vardı. Daha sonra aralarına Yusuf Ziya Özcan da katılacaktı bu akademisyenlerin. Davutoğlu, bir hafta kadar sonra girdi ilk derse. Bir baktı, sınıf küçük bir Birleşmiş Milletler gibi. Sınıfın neredeyse yarısı Müslüman Malaylardan, kalanı da Çinli, Hint, Asyalı, Afrikalı öğrencilerden oluşuyordu. Her biri ayrı kültür havzasındandı. Fakat elindeki Sabine’in artık klasikleşen “Siyasi Düşünceler tarihi” kitabında onlar yoktu. Elindeki kitap Eflatun ile başlıyor, Aristo, Roma, Hıristiyanlık, Reform, Rönesans, Modern ideolojiler diye gidiyordu. İçinde Malaylar, Çinliler yoktu. Bunu yapamazdı. Oturdu, Konfiçyus’tan Taoizme, Hint ve tabii İslam kültürüne çalıştı. Onların yanına Osmanlı düşünürü Kınalızade’yi de ekledi ve yepyeni bir siyasi düşünce tarihi metni oluşturdu. Bu metin üzerinden verdi derslerini.

Malezya tam istediği türden bir laboratuvardı onun için. Yerel kültürü tanımak için hiçbir fırsatı kaçırmıyordu. Yerel festivallerin hemen tamamına eşi ve kızlarıyla beraber gidiyordu. Hem ailece de gezmiş oluyorlardı. 1993’te doçent oldu. Önce 1994’te “The Civilizational Transformation and the Muslim World” (Medeniyetin dönüşümü ve Müslüman dünyası) kitabını yazdı. Ardından aynı yıl, doktora tezi olan “Alternative Paradigms”ı (Alternatif Paradigmalar) kitap olarak çıkardı. İki yıl için gitmişti ama dört yıl kaldıktan sonra 1995’te ayrıldı Malezya’dan. Türkiye’ye döndüğünde aynı dosyasıyla yeniden başvurdu, doçentlik ünvanını burada da aldı. Çok geçmeden Marmara Üniversitesi’nde göreve başladı. Üniversitede kadro sorunları vardı. Önce sosyal bilimler yüksek okulunda başladı, sonra uluslararası ilişkilere geçti.

1999’da profesör olduktan sonra da Beykent Üniversitesi’ne geçti. Yeni kurulmuş bir üniversiteydi Beykent. En çok yankı uyandıran kitabını da bu üniversitedeyken yayınladı. “Stratejik Derinlik” bir yıl içerisinde 13 baskı yaptı. Giderek akademik yaşamın dışında da aktif olmaya başladı. Harp Akademisi’nden MÜSİAD’a kadar birçok yerde konferanslar verdi. Abdullah Gül ile 1980’li yıllarda tanışmışlardı. Bir makalesi, Gül’ün ilgisini çekmiş, bunun üzerine tanışmışlardı. Aralarındaki dostluk, 1990’lı yıllarda Gül’ün, Suudi Arabistan’dan dönüşünden sonra oluştu. Daha sık görüşür oldular.
 Tayyip Erdoğan ile de belediye başkanlığı öncesinde tanıştı. Fakat Gül’e daha yakındı. Devlet Bakanlığı sırasında ihtiyaç duyduğunda Gül’e yardımcı oldu. Danışmanlığı, Gül’ün 2002 sonrasında başbakan olarak hükümet kurmasıyla resmileşti. Davutoğlu, Başbakanlık Başdanışmanı olarak göreve başladı. Gül’ün önerisiyle dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in onayıyla büyükelçilik ünvanı aldı. Gül’ün Başbakanlığı Erdoğan’a devretmesinden sonra da görevine devam etti. Zaten onu Gül davet etse de sonra Erdoğan ile de biraraya gelmişler; o da daveti yinelemişti. Davutoğlu, o dönemde “gölge Dışişleri bakanı” gibi dış temaslarda etkili olmaya başladı.

AB ile temaslardan, Kıbrıs müzakerelerine, Irak savaşına kadar hemen her alanda rol aldı. Göreve gelirken iki üç yıl sonra ayrılmayı planlıyordu. Yazmayı planladığı kitaplara yoğunlaşmayı, üniversiteye dönmeyi hayal ediyordu. 2007 seçimleri yaklaşırken milletvekili olmayı düşünmediği gibi ayrılmaya niyetlendi. Seçim sonrasında dosyalarını hazırlamaya da başladı. Ancak ayrılmasını ne Erdoğan uygun buldu ne de Gül. Hem PKK eylemlerinin artması nedeniyle aniden kendisini yeniden yoğun bir diplomatik trafik içinde buldu. Erdoğan’ın özel uçağıyla çeşitli ülkelere giden, hükümet adına resmi temaslarda bulunan, Türkiye diplomasi tarihinde örneğine rastlanmayan bir “Başdanışman” haline geldi.

Cumhurbaşkanı ve Başbakanın dış temaslarının, ikili görüşmelerinin değişmez ismiydi artık. Görüşmelerin en özel anlarına bile katılıyordu. ABD, Avrupa ülkeleri bile büyükelçilikler, Dışişleri yerine çoğu zaman onun telefonu, maili üzerinden Türkiye ile temaslar yürütüyordu. Gelen mesajları sonradan Dışişleri’ne aktarıp kayda geçiriyordu.

Şam’da Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy ile görüşme görevi MGK bildirisiyle duyuruluyordu. ABD Başkanı Obama gelmeden önce Washington’a gidip hazırlıkları da o yürütüyordu. Geldiği noktanın dikkat çekmesi ise Suriye, Filistin ve İsrail ile temasları sayesinde oldu. Hamas lideri Halit Meşal ile gizli görüşmesinin ortaya çıkması epey gürültü kopardı. Artık “Türk diplomasisinin Kissenger’ı”, “Gölge adam”, “İnce bir taktisyen” olarak tanımlanıyordu.

İlginç ama ayrı bir ekibi hiç olmadı Davutoğlu’nun. Başbakanlıkta, yardımcısı ve eski öğrencisi Ali Sarıkaya, bir sekreteri ve şoförü vardı sadece. Cumhurbaşkanlığı-Başbakanlık-Dışişleri Bakanlığı üçlüsü ile koordinasyon halinde çalıştı hep. Askerler de analizlerine önem verdi. Amacı, Türkiye’yi “merkez ülke” yapmaktı. Bölgedeki uçan kuştan bile haberdar olmaya çalışıyordu.

Sonuç, 1.5 ay içinde 11 ülkeye gitmesiydi. Şubat sonundan itibaren Tanzanya, Kenya, İran, Irak, Çek Cumhuriyeti, ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Katar ve Suriye’yi dolaşmıştı ve geziler aynı tempoda sürüp gidiyordu. 40 yıldır oturdukları Bahçelievler’deki evine çok az uğrayabiliyordu.AK Parti’nin 2009 yılında yapılan kongresinde Merkez Karar Yönetim Kurulu’na girdi. Bülent Arınç ile birlikte delegelerinin verdiği geçerli bin 243 oyun tamamını alan iki isimden biriydi.
1 Mayıs 2009’da yapılan kabine değişikliği sırasında Ali Babacan’ın yerine dışarıdan atamayla Dışişleri Bakanlığı makamına getirildi. Haziran 2011'daki genel seçimde, AKP listesinden Konya milletvekili seçilerek parlamentoya girdi.

AKP'nin elde ettiği yüzde 50'ye yakın oy oranıyla büyük bir zafere imza attığı bu seçimden sonra kurulan Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki 61. Cumhuriyet Hükümetinde de Dışişleri Bakanlığı koltuğunu korudu.Davutoğlu eliyle yürütülen dış politika Arap Baharı’na daha ilk gününden itibaren destek verdi. Arap Baharı’nı Ortadoğu’da halkların diktatörlüklere isyanı, kendi yöneticilerini kendi özgür iradesiyle seçme talebi, özgürlük ve refah arayışı olarak gördü ve destekledi. Bu sebeple farklı ülkelerde dile getirilen bu taleplere bu perspektiften yaklaştı.

Türkiye, bu dönemde Mısır’da ülkenin tarihinde ilk kez seçimle iktidara gelen Muhammed Mursi’ye tam destek verdi. Hüsnü Mübarek’e ‘artık çekil’ çağrısının yapılması dış politikada o zamana kadar alınan en riskli kararlardan biriydi. Erdoğan’ın ağzından yapılan bu çağrı Kahire’de Tahrir meydanındaki yüzbinlerce Mısırlı tarafından canlı olarak izlenmişti. Türkiye’nin seçilmiş yönetime destek politikası Mursi’nin darbeyle devrilmesinden sonra da devam etti ve darbeci yönetimle ilişkiler Mübarek dönemindeki gibi olmadı.Özellikle 900 kilometrelik sınırı paylaştığı Suriye rejimini çok önceden bu taleplere sessiz kalmaması için uyarmaya başladı. Hem Erdoğan hem Davutoğlu, Beşşar Esed’i halkın reform taleplerini kulak ardı etmemesi için sekiz ay çaba harcadı. Bu süreçte en kritik görüşme Davutoğlu ile Esed arasında 9 Ağustos 2011'de yapılan 6.5 saatlik görüşmeydi.O görüşme de sonuçsuz kalınca ipler koptu, Suriye’deki isyan dalgası iyice büyüdü. İsyanla birlikte rejimin karşı saldırılarıyla Suriye bir iç savaşa sürüklendi, ülke kan gölüne ve harabeye döndü. Milyonlarca Suriyeli ülkesine terk etmek zorunda kaldı, bir milyondan fazlası da Türkiye’ye sığındı.

Mısır ve Suriye politikaları özellikle Türkiye içinden çok sert eleştirilere uğradı. Türkiye’nin bölgedeki bütün ülkelerle ilişkilerinin neredeyse kopuk hale gelmesi üzerinden Davutoğlu’na yönelik olarak yıpratıcı bir kampanya yürütüldü. Ancak Başbakan Erdoğan, bu politikanın arkasında durmaya devam etti. Türkiye’nin 2003 yılında "Irak’a Komşu Ülkeler Toplantıları"nı devreye sokmasıyla başlayan Ortadoğu’ya açılım politikaları geçen 12 yılda Türkiye’nin bölgedeki profilini yükseltti. Bu süreçte yaşanan 1 Mart tezkeresinin reddedilmesi, Davos’taki 'one minute' vak’ası ve İsrail’in Mavi Marmara gemisine yönelik saldırısından sonra yaşanan gelişmeler ve İsrail’in Türkiye’den resmen özür dilemesi bu profili daha da yükseltti.

Türkiye’nin Avrupa Birliği ile müzâkerelere başlaması, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne üye seçilmesi, İsrail ile Suriye arasındaki dolaylı görüşmeleri başlatması, İran ile Batı arasındaki nükleer görüşmelerde Brezilya ile birlikte devreye girip İran’ı uzlaşmaya razı etmesi, Hamas üzerinde etkili en önemli aktörlerden biri haline gelmesi de Ankara’nın Batı tarafından dikkatle izlenmesine yol açtı.

26 Şubat 1959’da Konya’da doğdu. Ortaöğrenimini İstanbul Erkek Lisesinde tamamladı. 1983–84 eğitim öğretim yılında Boğaziçi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Ekonomi bölümlerinden mezun oldu. Boğaziçi Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümünde yüksek lisans, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümünde de doktorasını yaptı. 1990 yılında, Malezya International Islamic University’de yardımcı doçent unvanı ile çalışmaya başladı. Üniversitenin Siyaset Bilimi bölümünü kurdu ve 1993 yılına kadar bu bölümün başkanlığını yürüttü. 1993 yılında Doçentlik unvanını aldı. 1995–1999 yılları arasında Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde öğretim üyesi olarak görev yaptı. 1998–2002 yıllarında, Silahlı Kuvvetler Akademisi ve Harp Akademilerinde misafir öğretim üyesi olarak ders verdi. 3 Kasım 2002 yılında yapılan genel seçimlerin ardından 58. Cumhuriyet Hükümeti döneminde, Başbakan Başmüşavirliği ve Büyükelçilik görevine atanan Davutoğlu, 59. ve 60. Cumhuriyet Hükümetleri döneminde de bu görevlerini sürdürdü. 1999–2004 yılları arasında Profesör unvanı ile Beykent Üniversitesinde, üniversite yönetim kurulu üyeliği, senato üyeliği ve uluslararası İlişkiler bölümü başkanlığının yanısıra, Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde de misafir öğretim üyeliği yaptı. Dış politika konusunda Türkçe ve İngilizce kaleme aldığı çok sayıda eseri bulunmaktadır. Ayrıca eserleri Japonca, Portekizce, Rusça, Arapça, Farsça ve Arnavutça başta olmak üzere çeşitli dillere tercüme edildi. 1 Mayıs 2009 tarihinde 60ncı T.C. Hükümeti’nin Dışişleri Bakanı olarak atandı. T.C. Hükümeti’nde de Dışişleri Bakanı olarak görevine devam etti.Ortadoğu ve Balkanlardaki sorunların çözülmesi amacıyla yürütülen barışı inşa ve arabuluculuk çabalarında Dışişleri Bakanı ve Dış Politika Danışmanı olarak aktif bir rol oynadı. Ortadoğu ve Balkanlardaki sorunların çözülmesi amacıyla yürütülen barışı inşa ve arabuluculuk çabalarında Dışişleri Bakanı ve Dış Politika Danışmanı olarak aktif bir rol oynadı. Ortadoğu ve Balkanlardaki sorunların çözülmesi amacıyla yürütülen barışı inşa ve arabuluculuk çabalarında Dışişleri Bakanı ve Dış Politika Danışmanı olarak aktif bir rol oynadı.

Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu, 27 Ağustos 2014 tarihinde yapılan AK Parti 1. Olağanüstü Büyük Kongresi'nde AK Parti Genel Başkanı seçildi. 29 Ağustos 2014 tarihinde AK Parti Genel Başkanı olarak 62. Hükümeti kurdu. 2016 yılının Mayıs ayına kadar başbakanlık görevini sürdüren Ahmet Davutoğlu, istifa ederek koltuğunu Binali Yıldırım'a devretmiştir.

Evli ve dört çocuk babası olan Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu İngilizce, Almanca ve Arapça bilmektedir.

Ahmet Davutoğlu Haberleri

  • Davutoğlu, Uysal'a o tweeti sordu

    Gündem, 21 Nisan 2022

    Davutoğlu, Uysal'a o tweeti sordu

    Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Cumhurbaşkanı adayı kriterlerinden bahsettiği tweet'i sonrası gerginlik yaşadığı Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ile ilk kez yüz yüze geldi. Görüşmede Davutoğlu o tweet'in nedenini sordu. Uysal ise, kastı aşan bir ifade kullanmış olabileceğini kaydetti. Görüşmenin sonunda konu tatlıya bağlandı.

  • Uysal'dan Davutoğlu açıklaması

    Gündem, 18 Nisan 2022

    Uysal'dan Davutoğlu açıklaması

    Muhalefet partilerinin genel başkanları tarafından kurulan 6'lı masada üçüncü toplantı 24 Nisan'da yapılacak. Toplantıya ev sahipliği yapacak Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, liderlere davet ziyaretine başladı.

  • Davutoğlu 'Gelecek Adalet Modeli'ni tanıttı

    Gündem, 12 Nisan 2022

    Davutoğlu 'Gelecek Adalet Modeli'ni tanıttı

    Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, "Bütün cumhuriyet tarihi ve öncesinde hukuk reformları da içerisinde olmak üzere yapısal bir reforma ihtiyaç var; bir zihniyet reformuna, bir yapısal reforma. Hukuk ve yargı sisteminin tümüyle yeniden yapılandırılmasına ihtiyaç var" dedi.

    Davutoğlu'nun kayınpederi hayatını kaybetti

    Gündem, 15 Şubat 2022

    Davutoğlu'nun kayınpederi hayatını kaybetti

    Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu'nun kayınpederi Hulusi Misge hayatını kaybetti. Davutoğlu "Yarın İstanbul Eyüp Sultan Camii’nde ikindi namazını müteakip kılınacak cenaze namazının ardından merhumu vuslata uğurlayacağız." açıklamasında bulundu

    Davutoğlu'nun kayınpederi son yolculuğuna uğurlandı

    Gündem, 16 Şubat 2022

    Davutoğlu'nun kayınpederi son yolculuğuna uğurlandı

    Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu'nun kayınpederi Hulusi Misge'nin cenazesi, toprağa verildi

  • Kılıçdaroğlu’ndan Davutoğlu’na başsağlığı telefonu

    Gündem, 16 Şubat 2022

    Kılıçdaroğlu’ndan Davutoğlu’na başsağlığı telefonu

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, kayınpederini kaybeden Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nu telefonla arayarak başsağlığı diledi

  • Davutoğlu'ndan Karamollaoğlu'na ziyaret

    Gündem, 05 Şubat 2022

    Davutoğlu'ndan Karamollaoğlu'na ziyaret

    Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu'nu ziyaret etti

  • Kılıçdaroğlu ve Davutoğlu buluştu

    Gündem, 11 Ocak 2022

    Kılıçdaroğlu ve Davutoğlu buluştu

    Kemal Kılıçdaroğlu ile Ahmet Davutoğlu, akşam yemeğinde buluştu. İki liderin birlikte gündemi değerlendirdiği açıklandı

    Davutoğlu: Türkiye çoktan seçime gitmeliydi

    Gündem, 27 Kasım 2021

    Davutoğlu: Türkiye çoktan seçime gitmeliydi

    Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Habertürk TV'de Ciner Medya Grubu Ankara Temsilcisi Muharrem Sarıkaya, Habertürk TV'den Serap Belet, Habertürk ekonomi yazarı Abdurrahman Yıldırım ile gazeteci Kürşad Oğuz'un soruları yanıtladı. İç politikadan ittifaklara, dış politikadan ekonomiye değin birçok soruya cevap veren Davutoğlu, "Türkiye'nin normal şartlarda çoktan seçime gitmesi lazımdı" diye konuştu

    Muhalefette döviz kuru trafiği

    Gündem, 23 Kasım 2021

    Muhalefette döviz kuru trafiği

    Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, dolar kurundaki yükseliş ve ekonomideki gelişmeleri değerlendirmek üzere CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve İYİ Parti lideri Meral Akşener'i ziyaret edeceğini açıkladı. Davutoğlu'nun Kılıçdaroğlu ile görüşmesi yaklaşık 1 saat sürdü. Görüşmenin ardından yapılan ortak basın toplantısında konuşan Davutoğlu, ekonomide gelinen süreci istişare etmek için, siyasi parti liderlerinden görüşme talebinde bulunduğunu belirterek, Kılıçdaroğlu'na kabulden dolayı teşekkür etti.

  • Davutoğlu'nun asansör kazası kamerada

    Gündem, 19 Ekim 2021

    Davutoğlu'nun asansör kazası kamerada

    Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu'nun, Van'da konuk olduğu yerel radyo ofisine çıkmak isterken asansörde yaşadığı tehlikenin ardından yaşanan kısa süreli panik güvenlik kamerasına yansıdı. Radyonun genel yayın yönetmeni Salih Geçken, Davutoğlu'nun kullandığı asansöre kendisinin de bindiğini, ancak sayı fazla olunca asansörden çıktığını belirterek, "Sayın Davutoğlu'nun bindiği asansör birinci kattan zemin kata hızlıca bir iniş yaptı. Sonra radyomuza geldi. 15 dakikalık bir dinlenmeden sonra yarım saat süren bir radyo programı yaptık" dedi.

  • Davutoğlu asansör kazası geçirdi! Partiden açıklama

    Gündem, 18 Ekim 2021

    Davutoğlu asansör kazası geçirdi! Partiden açıklama

    Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu'nun Van ziyareti sırasında asansör kazası geçirdiği, sağlık durumunun iyi olduğu bildirildi

  • Ahmet Davutoğlu kimdir?

    Biyografi, 28 Temmuz 2020

    Ahmet Davutoğlu kimdir?

    Türk siyasetçi, uluslararası ilişkiler uzmanı, akademisyen ve büyükelçi, Gelecek Partisi'nin kurucu Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu hayatı hakkında kimdir bilgileri sizlerle...

    Davutoğlu Habertürk TV'de soruları yanıtladı

    Gündem, 07 Ekim 2021

    Davutoğlu Habertürk TV'de soruları yanıtladı

    Habertürk TV'de Ciner Medya Grubu Ankara Temsilcisi Muharrem Sarıkaya ve Serap Belet'in moderasyonunda Habertürk yazarları Nihal Bengisu Karaca ve Nagehan Alçı'nın sorularını yanıtlayan Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, diğer partilerle olan ilişkilerindeki üç ilişki biçimini anlattı: Diyalog, işbirliği ve ittifak. Bu üçü de ayrı şeyler...

    Davutoğlu'ndan ittifak açıklaması

    Gündem, 24 Eylül 2021

    Davutoğlu'ndan ittifak açıklaması

    Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, "Gelecek Partisi olarak herkesle konuşuruz. Buna iktidar partisi de dahildir. Bunlar ilkesel iş birliğidir. İttifak ise şu anda gündemde olan bir şey değil" dedi.

  • Gelecek Partisi seçimlere katılma hakkı kazandı

    Gündem, 08 Nisan 2021

    Gelecek Partisi seçimlere katılma hakkı kazandı

    Yüksek Seçim Kurulu (YSK), Afyonkarahisar'ın Sinanpaşa ilçesine bağlı Güney beldesinde, 6 Haziran'da yapılacak belediye başkanlığı ve meclis üyeliği seçimine, Gelecek Partisinin de katılabileceğine karar verdi.

  • Davutoğlu, hazırladıkları "Temiz Siyaset Belgesi"ni tanıttı

    Gündem, 10 Şubat 2021

    Davutoğlu, hazırladıkları "Temiz Siyaset Belgesi"ni tanıttı

    Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, partisince hazırlanan "Temiz Siyaset Belgesi"ni kamuoyuna tanıttı.

  • Meral Akşener'den Ahmet Davutoğlu'na ziyaret

    Gündem, 04 Şubat 2021

    Meral Akşener'den Ahmet Davutoğlu'na ziyaret

    İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ve eşi Sare Davutoğlu'nu Ankara'daki evlerinde ziyaret etti.

    Davutoğlu: Türkiye seçim psikolojisine girdi

    Gündem, 06 Ocak 2021

    Davutoğlu: Türkiye seçim psikolojisine girdi

    Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, medya kuruluşlarının Ankara temsilcileri ile yeni yıl değerlendirme toplantısında bir araya geldi. Davutoğlu, AK Parti-MHP ittifakı için, "Türk tarihinin en bilinemez koalisyonu" nitelendirmesi yaparken, "Erdoğan'ı neye mecbur ettiklerini bilemiyoruz. Türkiye, artık seçim psikolojisine girmiştir" dedi.