Şu filmi az geri alalım.

        On yıl kadar öncesine…

        Tam emin olamıyorum:

        Sene 2008 olabilir mi?

 

        Muhtemeldir…

        Beş aşağı beş yukarı.

        Yurtsan ile beraberiz.

        Rahmetli ile yakınız.

 

        Kafamız uyuyor.

        Zevkimiz benzer.

        Ayrıca bir de şu var:

        Ondan öğreniyorum!

 

        Yurtsan Atakan bir uzman.

        Ne uzmanı, mükemmeliyetçi.

        Teknoloji sahasında var ya:

        Habersiz kuş uçmuyor…

 

        Nerede ise her şeyden haberdar.

        Akademisyen sanabilirsiniz…

        Ve kendisine sorduğum vakit?

        “Yahu böyle bir şey var mıdır?”

 

        Sizi ötelemiyor.

        Anlatıyor da anlatıyor…

        O nedir? Bu nedir?

        Basit, sade ve özet hali ile…

 

        Daha ne olsun?

        Ben handikapeyim:

        “Teknoloji ne ola?”

        Bihaber yaşamadayım.

 

        Rahmetli Yurtsan…

        Nasıl desem?

        Komprime deva…

        Nur içinde yatsın!

 

        Vesile nedir?

        Hatırımdan çıkmış.

        Az durun ama:

        Hatırımda olan da var!

 

        Hem de iyiden iyiye…

        Yurtsan ile papaz oluşumuz.

        Nerede ise imkansız bir şey.

        Olamaz demeyin oluverdi…


      

Can Fabes, Katalan lokantası..
Can Fabes, Katalan lokantası..

 

        SANTİ SANTAMARİA

 

        Barcelona sihri etrafımızda.

        Çarşı-pazar turluyoruz.

        Yeni bir deniz mahsulü?

        İlk keşfeden haber salıyor.

 

        Sonrası çığlık çığlığa.

        O internetten araştırmada…

        Ben satıcı kadına yazılmışım:

        Bu nedir, nasıl yapılır falan…

 

        Hemen akabinde:

        Değiş tokuş var…

        O bana anlatıyor.

        Ben de ona: Makara tam!

 

        Ne zaman bitabız.

        Değişmez muhabbet şu:

        Akşam nereye gidilecek?

        Aman ha yanlış olmaya…

 

        Muradımız night life değil.

        İkimize de hiç uymuyor…

        Baş ve tek konu şu: Aşçılar…

        Hangisinin marifeti nedir?

 

        Şayet vaktiniz kısıtlı ise.

        Yapmak istediğiniz çok mu?

        İşte bu büyük derttir.

        Neden mi? Yetişemeyeceksiniz!

 

        “Tercih” yapmalısınız.

        Ve bu “fevkalade müşküldür”.

        Almanca bir laf vardır:

        “Qual der Wahl!“

 

        Çok şükür: Uyumluyuz.

        Ve seçiyoruz: Can Fabes.

        Aşçısı “Santi Santamaria“

        Ve adam ismi ile müsemma.

 

        O ne demek şimdi?

        Adeta bir aziz! Öyle…

        Fakat az durasınız:

        Herkese mi aziz?

 

 

 Ferran Adria (solda) Santi Santamaria..
Ferran Adria (solda) Santi Santamaria..


                PURO HA?

 

         Santi Santamaria davalı.

         Zaman öyle bir zaman…

         Hem de olmayacak iş:

         El Bulli’nin Ferran Adria’sı ile…

 

         Birbirlerine girmişler.

         Medya hazine bulmuş.

         Yazıyor da yazıyor…

         Brezilya dizisi: Pembe değil!

 

         Santamaria şunu demiş:

         “İçinde olmayacak malzeme var.”

         Ferran Adria’dan söz etmede.

         “O artık bizim mutfağımız değil!”

 

         Konu velut.

         Artistler de fiyakalı.

         Seyirci kilitlenmiş .

         Başka iş yok gibi…

 

         Yurtsan dedi ki :

         Kalk Can Fabes’e gidelim.

         Tamamdır: Mutabıkız.

         Yolumuz kabaca bir saat…

 

         Küçücük bir lokantadayız.

         Çok sevimli ve mütevazi…

         Yıldızları vehmetmiyorsunuz.

         Aziz’in “üç yıldızı” var da…

 

         İlk derdimiz ne…

         Şef ile konuşmak?

         Az sabır: Görünecek!

         Yemekler? Nefes kesici…

 

         Aradan iki saat geçmiş…

         Saat artık gece yarısı.

         İçerideki son masa biziz.

         Garsona soruyorum:

 

         Puromu içebilir miyim.

         Yüzünü buruşturuyor.

         Ne evet, ne de hayır…

         Yurtsan şiddetle muhalif.

 

         Nikotine karşı.

         Haklı gerekçeleri var.

         Benim de var:

         Safa geldin koltuğu!

 

         Aramızda on metre

         Üstümde havalandırma…

         Hem de şiddetli cinsinden.

         Ya müsaade? Az sabır…

 

         Sandalyemden mutfak görünüyor.

         Ve inanılmaz bir manzara…

         İki önlüklü ekabir karşılıklı tüttürüyor.

         Önce selamlayıp sonra soruyorum…

 

         Müsaade tamam.

         Yakıyorum. Keyfimiz tavan.

         Yurtsan konyağını içiyor…

         Ben de kahvemi. Daha ne?

 

         Ve ertesi sabah…

         Yurtsan mektubu gösteriyor.

         Michelin merkeze yazmış.

         Şikayet ediyor: Adres, tarih…

 

         Ne bu şaka mı?

         Hayır değil. Gayet ciddi.

         İnanılmaz ama papazız:

         Mektubu alıp yırtıyorum.

 

         Tekrar yazacakmış.

         Tam üç saat konuşuyorum.

         Ne konuşması? Yalvarıyorum.

         Sonunda şefaat vakti…

 

Santamaria son yolculuğunda...
Santamaria son yolculuğunda...

 

 
       GEÇMİŞ ZAMAN

 

       Santamaria 2011 de gitti.

       Daha elli üç yaşında idi.

       Singapore, kalp krizi…

       Herkes şok oldu. Kalakaldı.

 

       Elbette dargınlıklar bitti.

       Sulh ve hüzün zamanı idi.

       Ferran kalktı cenazeye gitti…

       Saygısını beyan etmiş oldu…

 

       Ya “Can Fabes…”

       Az daha uğraştılar.

       Olmadı. Olamadı…

       Şef gibi “genç yaşta” gitti.

 

       Geçmiş zaman.

       Hayali cihana değer.

       Nereden aklıma düştü.

       Puigdengolas, İspanyol.

 

       Geçen akşam tanıştık.

       Kerten Hospitality davetinde.

       Karaköy House Hotel roof'unda.

       Mutfağı denetime gelmiş…

 

       “Genç Yıldız” ile laf lafı açtı…

       Meğerse: Şimdi sıkı durun.

       Bizim “Rahmetli Aziz” ustası çıkmasın mı ?

       Mutfak, mekan ve muhabbet muazzam idi…

  

Şef Puigdengoals, Maroles, Anthony-Kerten , Ali Esad Göksel'le birlikte...
Şef Puigdengoals, Maroles, Anthony-Kerten , Ali Esad Göksel'le birlikte...

 

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!