Bu Tabasco’nun öyküsü yüz elli yıl önce başlamış.

          Ataları İrlanda ve İskoçya’ya uzanan McIlhenny Ailesi ile.

          Edmund McIlhenny 1868 yılında müflis bir banker

          Saha değiştirir Lousiana’da acı sos işine girer.

 

          Bu gün gelinen nokta? İnanılır bir masal değil…

          Avery Island-Adasında günde 720.000  şişe acı sos paketleniyor.

          Halen aile şirketinin ihracatı inanılmaz. 162 ülkeye satılmakta...

          Elbette Birleşik Devletler Başkanı’nın masasında bulunmaktalar…

Avery Island
Avery Island

          Bitmedi ki: Kraliçe Elizabeth’in mutfağında da mevcutlar.

          Ama belki çok daha da önemlisi şu:

          Acı sos NASA programına girmiş ve uzaya da çıkmışlar.

          Müdavim astronotlar varmış. Haklı olarak övünüyorlar...

 

          Peki ama nedir bu acı sosun sırrı?

          Nasıl oldu da bugünkü sarsılmaz tahtına kavuştu?

          Elbette her detayı, reçetenin gram gram içeriğini anlatmıyorlar.

         Tamam. Bu fevkalade anlaşılır bir ketumiyet… Ama işin özü şu:

 

          Acı sosun içinde biberleri-capsicum frutescens var.

          Sirke var. Tuz var. Peki diğerlerinden, rakiplerden farkları nedir?

          Onu da anlatıyor, gösteriyorlar. Haklı olarak gururla:

          Hazırladıkları baz karışımı üç yıl kadar meşe fıçılarda saklıyorlar.

Louisiana tarzı acı sos...
Louisiana tarzı acı sos...

          Daha önce Bourbon Whisky imalatçılarının kullandıkları fıçılar var ya...

          İşte gidiyor buluyor ve onları satın alıyorlar.

          Hazırladıkları karışımı fıçılara doldurduktan sonra...

          Üzerini kalın bir tuz tabakası ile sıvayarak–mühürlüyorlar.

 

          Fıçılar dev depolarda otuz altı aylık bir uykuya yatıyor.

          Arada bir elbette göz atıyor yokluyorlar: Her şey yolunda mı?

          Sonrası daha hızlı. Dev kazanlarda çevrilen acı sos… Burada nefeslenin:

          Neden mi? Çünkü çıkan rayihaya maskesiz direnmeniz mümkün değil.

          Yüksek teknolojili bir laboratuvar adım adım tüm imalatı denetliyor.

          Akabinde mutfağınıza kadar uzanan yolculuk başlıyor.

          Acıların Adasının şöhretine bir örnek vermeliyim.

          Turmepa’nın filminin gösteriminde İstanbul ABD Başkonsolosu ile karşılaştım.

 

          Ekselansları beni davet edeceği bir tarihi sordu.

          O tarihte Avery Island’da olacağımı söyleyerek affımı istedim.

          O zaman “McIlhenny Ailesi ile tanışacaksın” demesin mi...

          Elbette ekselanslarına iltifatımı sunuverdim: ”Hafızan mükemmelmiş.”

 

          “Yok” diye yanıtlıyor "Mutfak meraklısı olarak her dakika şişenin üstündeki isimleri ile karşı karşıyayım.”

 

           ACILARIN BEKÇİLERİ

 

           Şu “Acıların Adası” Mississipi’nin deltalaştığı yerde.

           Ada da aslında tam ada değil. Ada gibi.

           Etrafında nehir kolları var. Kanallar var. Bataklık var.

           Ve suyun içinde timsahlar cirit atıyor.

 

           Uyuyan bir timsahı dürtmeye kalkışınca panikle bambuyu elimden alıyorlar.

           Timsah çoğunlukla uyumaz beklermiş: Stand By’da… Bir şey çıkar mı diye.

           Sabahtan beri timsah eti yemek isteyen bendenizi uyardılar.

           Buranın timsahları küçük olurmuş: Sadece ikibuçukmetre.

 

           Dolayısı ile beni yutamıyor. Ama “Bir iki ısırık alır, suya çekmeye uğraşırmış.

           Kısacası şu. Neye niyet neye kısmet derler ya. Doğru…

           Ben timsah eti yiyemedim. Ama o az daha beni yiyecekti...

           Ez cümle, ”Acıların Adası” iyi korunuyor. Bedava acı sos çok zor!

Acıların bekçisi...
Acıların bekçisi...

           Tekrar adaya dönersek. Kocaman, uçsuz bucaksız bir yer.

           Üzerindeki toprağın tamamı biber ekili sanmayasınız.

           Bu kadar iri hacimli bir iş için Güney Amerika’dan biber alıyorlar.

           Peki "Nereden ne kadar alınıyor? Nasıl karıştırılıyor?”

 

           Bunlar memnu konular... Cızzz!

           Ev sahibinin kibarca atladığı sorularda ısrar şık mı?

           Değil, geçiyoruz. Ama şu kadarını da özenle paylaşıyorlar.

           Biber aldıkları Güney Amerikalı üreticileri destekliyorlar.

           Uzun vadeli program ve projeler ile eğitiyor ve denetliyorlar.

           Bir dipnot:Tamam masal asırlık; ama aile halen işbaşında…

           Aldıkları biberleri sadece profesyoneller değil bizzat kendileri tadıyorlar.

           Şunu düşünmedeyim, başarının sırrı da bu:  Masala mutlak sadakat!

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!