Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

 

Yılın ilk haftasında zamların arasına köprü ve otoyol geçiş ücretleri de eklendi. Bu zammın arkasında bana göre 2015’te köprüden geçen araç sayısının 10 milyon azalması etkili. Yani bu ‘köprüyü az kullanma’ zammı!

Yeni yılla birlikte köprü ve otoyol geçiş ücretlerine 4 yıl sonra ortalama yüzde 16 zam yapıldı. Otomatik Geçiş Sistemi (OGS) ve Hızlı Geçiş Sistemi’ndeki (HGS) yüzde 20’lik indirimler de kalkınca aslında zam oranları yüzde 36- 40’lara ulaşmış oldu. Peki 2012 yılından bu yana köprü geçiş ücretlerine dokunulmamış olması, bu zammı haklı kılabilir mi?

Bence kılmaz. Bu anlayışın hem ekonomik mantığı arızalıdır hem de vatandaşa haksızlıktır. Zam yapma gereği varsa yapacaksın. Bekletmeyeceksiniz. Ancak bana göre yüksek oranlı zammın nedeni, artan maliyetler değil. Tam tersi gelirlerin artmamış olması, geçiş yapan araç sayısının azalmasıdır. Vatandaş köprüleri daha azı kullandığı için adeta cezalandırılmıştır…

Rakamları hatırlatayım.

2012 yılında İstanbul’un iki köprüsünden 149 milyon, 2013’te 152 milyon, 2014 yılında 150 milyon adet araç geçmiş. 2015 yılının ilk 11 ayında geçen araç sayısı 129 milyon. Aralık ayının rakamı henüz açıklanmadı ama 11 milyon (aylık ortalama bu) diyelim. 140-142 milyon araç geçmiş. 10 milyon araç eksilmiş. Karayolları Genel Müdürlüğü’nün tablolarına bakıldığında son 9 yılın en düşük seviyesi görülmüş.

2012 yılından bu yana iki köprünün brüt geliri (gelirin içinde yüzde 18 KDV ve yüzde 10 belediye payı var) yıllık 280 ile 296 milyon TL arasında değişiyor. Bu yıl ise gelir, geçen yıla göre yüzde 4 civarında düşerek 283 milyon civarında gerçekleşecek.

Bu rakamlar bize Karayolları’nın köprü geçiş ücretlerinde beklediği geliri elde edemediğini gösteriyor. Nedeni de köprüleri kullanan araç sayısındaki düşüş. (2015 yılında iki köprüden geçiş yapan günlük araç sayısı 27 bin düşmüş…)

Özetle köprüden geçen araç sayısı azaldıkça zam yapılacak görünüyor. Kanun maddesinde geçiş ücretleri belirlenirken, “Karayollarının geçiş ücretleri ile bu ücretlerin yeniden belirlenmesi; ücretlendirilen karayolunun mesafesi, trafik yoğunluğu, aracın cinsi, sosyal ve ekonomik faktörler dikkate alınarak hesaplanır “ deniliyor. Halbuki biraz daha anlaşılır yaparak madde şöyle değiştirilmeli “Geçiş yapanlar azalırsa, zam yaparız.”

 

TRAFİKTEKİ ARAÇ SAYISI ARTTI

TÜİK’in rakamlarına göre trafikteki araç sayısı 2014 sonunda 18.8 milyon iken 2015 Ekim itibarıyla 19.7 milyon adede ulaştı. Yani araç sayısında bir düşüş yok. Günde ortalama 130 bin yolcu taşıyan Marmaray ve 800 bin yolcu taşıyan metrobüs köprüyü aşamayanların mecburi olarak toplu taşımaya yöneldiğinin işaretini veriyor.

 

KÖPRÜLERDEN 11 AYDA 129.2 MİLYON ARAÇ GEÇTİ

 

JEOPOLİTİK RİSK…

İran’ın desteklediği birini, bölgede Şii’lerin takdir ettiği bir din adamını idam ederseniz ne olacağını da bilirsiniz. Yani S. Arabistan devleti bölgede bir Şii- Sünni çatışmasını körükleyecek kapıyı sonuna kadar açtı. Elbette bir İran-Suudi Arabistan savaşı hâlâ uzak bir ihtimaldir. Çünkü ne Suudi Arabistan tek başınadır ne de İran. Bölgeye baktığınızda Rusya-ABD etrafında kümelenen bir cepheleşme var. Derin jeopolitik tahliller yapmaya niyetim yok. Dün bir Rus-Türk savaşı tehlikesi belirdiğine göre, bugün bölgenin iki önemli ülkesi birbirine girecek noktaya geldiyse, Türkiye’nin Kürt meselesinde bölgeye asker sokabileceği konuşuluyorsa, yaşadığımız coğrafyanın ne denli karmaşık ve tehditler içerdiği anlaşılır. Keşke komşumuz İsviçre olsaydı. Ama değil. Bölgemiz farklı inançtan olduğu için boğazlananlar bölgesi. Bu coğrafyada ayakta kalmanın yolu, güçlü olmaktan, ulusal çıkarları korumaktan ve demokrasiden geçiyor. Başka yol, yol değildir…

 

ŞAHİT OLUN!

Sevgili dostum Mete Yarar’ın Nusaybin’de çektiği “Şahit Olun” belgeselini izledim. Dudağım kurudu. Nabzım yükseldi. Bir yıl önce Suriye’nin bir şehrinden yansıyan görüntü, bu ülkenin sınırları içinde cereyan ediyor. Sokak, sokak bölgenin PKK unsurlarından temizlenmesi sandığımızdan uzun sürecek bir noktaya gelmiş. Hendek dediğiniz şey aslında bombalarla, çukurlarla, keskin nişancılarla tahkim edilmiş bir çember. Televizyon ekibinin başının üzerinden geçen bombalar, mermiler, adım, adım ilerleyen asker ve polisler… Orada yaşayan halkı düşünün. Çocukları. Her an ölümle burun buruna gelen güvenlik güçlerini. Daha gençliğine bile doyamamış ama elinde boyundan büyük silahlarla sokak başını tutanları. Türkiye bu hale nasıl geldi? Filmi tekrar başa sarmamız gerekir. Bu işin silahla çözülmesini beklemek artık bir fantezi. Vur-Kurtul noktasından sıyrılıp siyasi çözüme odaklanacağımıza önlenemez bir linç kültürü oluşuyor. Siyasetcilerin görevi bizi bu tehlikeli çıkmazdan kurtarmaktır. Daha neyi bekliyorlar…

 

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • Misafir 6 yıl önce araçlar köprüyü değil, köprü araçları bıraktı dense daha doğru olacak. öğlen saatinde bile bir saatte geçilen köprüye köprü denir mi allasen ?
    CEVAPLA
  • Misafir 6 yıl önce bizler deli dumrulun torunlarıyız. aylardır temizlenemedi, adamlar tahkimat yaparken, plan strateji geliştirirken uyumuşuz. emevi camisinde namaz kılacaklar kazın ayağının ne olduğunu görmüşlerdir.
    CEVAPLA