Gazetecilik taraftarlık değildir. İşin bir tanımı var. Polis gibi, asker gibi, memur gibi tanımlanmış işini yapar. Araştırır, soru sorar ve hüküm cümlesi kullanmadan tarafların görüşünü de ekleyerek okurlarını bilgilendirir. Soru sorduğu için kızılan gazeteci ya soru soramadığı için işini yapamıyordur ya da soru sahibi öyle bir sorunun sorulmasını istemiyordur. Soru sormaktan çekinir olmak mesleki bir arızadır ve arızalı bir dönem yaşandığını itiraf etmeliyiz. Bu girişi yapmamın basit bir nedeni var.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun ettiği yakışıksız laf üzerine estirilen havanın kamuoyuna yansıması arızamızı da ortaya çıkarıyordu. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a, canlı yayında Kılıçdaroğlu’nun Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu’na yönelik açıklaması soruldu. Haklı olarak bakan CHP Lideri’ni eleştirdi. Kılıçdaroğlu’nun özür dilemek yerine ‘’Sözümün arkasındayım’’ demesinin ne kadar çirkin olduğunu söyledi. Başka konuya geçti. Gazeteciler sormaya devam etti: “Sayın Bakan Kılıçdaroğlu hakkında dava açılacak mı?” Bozdağ yanıtladı: ‘’Sayın Bakanımız Ramazanoğlu, kendisini mahkemeye vereceğini söylemişti...’’ Tekrar benzer sorular geldi.

Üstelik hükümete yakın veya değil tüm gazeteler de Kılıçdaroğlu’nun Karaman’da çocuk tacizleri üzerinden Bakan Ramazanoğlu’na yönelik (gerçekten talihsiz ve bir kadın bakanımızı incitecek nitelikteki) beyanını işlemişti. Televizyonda Kılıçdaroğlu’nun terbiyesi üzerinden dakikalarca yorumlar yapılmaya devam ediliyordu o sırada... Hepsini anlıyorum. Siyasi nezaket elden bırakılmamalı.

Ancak... Bu gazeteler, bu televizyonlar Karaman’da aylarca belki de yıllarca kaldıkları evlerde eğitimci kılıklı bir adamın tacizi (daha ağır ama yazmaya elim varmıyor) üzerinde durmadı. O evleri işleten (işletip işletmediği bile tartışmalı) vakfın ne gibi bir sorumluluk alması gerektiği konusunu tartışmadı bile. İhmallerin ne olduğunu sorgulamadı. Beklerdim ki Adalet Bakanı Bozdağ’a bir gazeteci de ‘’Sayın bakan, gizlilik kararı alınmış olsa bile Karaman’daki olay hakkında soruşturma ne aşamada? Bu evleri işleten kişiler kimmiş? Haklarında bir işlem yapıldı mı’’ gibisinden bir soru sorsun. Sorulmadı. Gazeteciler işlerini yapmadı.

Çocuklara yönelik cinsel suçlara neredeyse gözünü kapatanlar, Kılıçdaroğlu’nun kabul edilemez bir sözü üzerinden ahlak dersi veriyor ya ona yanarım...

 

DEVLET AKLI...

“Türk ekonomisi açısından en büyük risk hâlâ siyasi risklerdir” görüşünü savunanlardanım. Peş peşe yapılan seçimlere rağmen siyasi belirsizliğin ekonomi oyuncuları açısından dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum. Örneğin başkanlık sistemi. Başkanlık ısrarının Türkiye’yi yeni bir seçim ortamına sürükleyeceğinden endişe ediyorum. Bu ısrarın da Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan daha çok devlet tarafından benimsendiği ya da bir devlet aklı haline geldiğini sanıyorum.

Teorim şöyle:

7 Haziran seçimlerinde arkasında PKK aklı olduğu bilinmesine rağmen Kürt siyasal hareketinin (Türklerden de ciddi bir oy alarak) barajı geçmesi yeni bir korkuyu besledi. PKK’nın yarın yürütmede (hükümette) yer alabilir olduğu görüldü.

Bunu engellemenin tek yolunun yüzde 50 artı bir oy alacak yeni bir siyasal düzenden geçtiği seslendirilmeye başlandı. Başkanlık motivasyonunun arkasına böyle güçlü bir argüman eklendi. Olacaklara gelince; referandum yolu denenecek. Yoksa erken bir seçim ile Anayasa değişikliği yapacak güçlü bir iktidar istenecek. Benim falımda seçim gözüküyor özetle.

 

BANKALARA AÇIK ÇAĞRIMDIR... .

İflas ertelemeye giden veya gidecek şirketlere yönelik estirilen olumsuz bakışın arkasında hiç kuşkusuz bankalar var. Zaten genel müdürler konuşuyor. Bir şirketin iflas etmesi mi (ki yılda 15-16 bin firma bu durumda) yoksa ertelemesi mi daha iyidir? İflas erteleme kararı alan firma tüm alacaklılarına ‘’Biraz bekleyin. Şirketi yüzdürüp borcumu ödeyeceğim’’ mesajı verir. Becerir veya becermez ama bu mesajı verir. İflas eden firma ise alacaklılara “Bulduğunuzu alın, benden bu kadar demektedir. Gerçeği kabul edelim; bankalar iflas eden bir firmada genelde para batırmaz. Kredi verirken aldıkları teminatları nakde çevirerek alacaklarını tahsil ederler. .

Geriye pek bir şey kalmadığı için diğer alacaklılar avuçlarını yalar! İflas ertelemede ise bankalar beklemek zorunda kalır. Bu kez onlar zor duruma düşer. Eğer iflas ertelemeyi bankalardan para kaçırmak ve kredi ödemesi yapmamak için kötü niyetli kullanan var ise üzerine gidilmeli. Bankalara çağrım şu: Kötü niyetli firmalar hangileriyse bizim kulağımıza fısıldasınlar. Ne yapmışlar araştıralım ve kamuoyuna anlatalım. Şu anda estirilen hava iflas erteleme kararı alması gereken firmaları mağdur ediyor..

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!