12 Eylül askeri darbesi olduğunda 19 yaşındaydım. Faşizmin ne demek olduğunu o süreçte daha iyi öğrendik. İşkence gördük. Hapislerde çürütüldük. Emir komuta ile devlet yönetmenin ne türlü insan hakları sorunları yarattığını da test ettik. Ama bir gerçeği de gördük, ülkeler yönetilemez hale geldiğinde, iç savaş noktasına sürüklendiğinde kim örgütlü ve silahlı ise onun borusu ötüyor.

O gün biz solcuları da sağcıları da sokaklarda motive edenler kullananlar, bilerek veya bilmeyerek askerin yönetimi ele almasını kolaylaştırdılar.

***

Türkiye’nin şu an yaşadığı darbe girişimi (ki bana göre tehlike asla geçmemiş durumda) yönetilemez bir ülke formundan çok, nefret diliyle saflaşmış ama asla çatışma noktasına gelmemiş kesimlerin nefretinden istifade ederek yapılan bir iktidar mücadelesi. Seçilmiş bir iktidarı, silahla devirerek yeni bir iktidar oluşturma girişimi. Silahlı kuvvetler içinde böylesine gizlenmiş bir örgütün, dini bir yapılanmanın açığa çıkmasıdır. Yani darbe planı, ülkenin içine düştüğü çıkmaz sokaktan kurtuluşu olarak toplumun belli kesimlerinin de desteğini alarak planlanan bir organizasyon değil. İllegal örgütlenmelerini daha fazla sürdüremeyeceğini ve ordudan tasfiye edileceğini anlayanların bir atağıdır.

***

Başarısız eylemin kazananı siyaseten Erdoğan olabilir ama bunun Türkiye’nin geleceği açısından baktığımızda kazananın hepimiz olduğunu göreceğiz. Ve söylenenin aksine ilk gün halkın direnişe çağrılması, binlerce insanın kahramanca tankların önüne geçmesi, darbenin başarılı olmasını engellemiş ve en azından daha fazla kan akmadan çözülmesini sağlamıştır. Bir diğer faktör ise hiç şüphesiz darbecilere direnen ordunun büyük kısmıdır. Ve bu uğurda ölenlerin demokrasi kahramanı olarak anılması gerekir. Sokağa çıkanların topluca kafa kesmeye meyilli insanlar gibi adlandırılması (içlerinde radikal İslamcıların olması ve zavallı erleri öldürdüğü gerçeğini unutmadan) ölçüsüzlüktür. Haksızlıktır.

***

Bu olaydan daha fazla demokrasi üreterek çıkabilir miyiz? Soru budur ve benim bu konuda endişelerim var. Öncelikle artık kimsenin kimseye güvenmediği emir komuta zinciri dağılmış, hasarlanmış, neredeyse savaş pilotu kalmamış bir ordumuz var. Ve biz PKK ile tarihimizin en büyük mücadelesini veriyoruz. Yani bu alanda belki de bir seferberlik ilan edilip emekli askeri personel devşirmenin eşiğindeyiz.

Sokaklarda darbe karşıtı süren hareketlilik bu ülkenin seküler kesimlerini tehdit edebilecek seviyelere gelebilir; bu anlamda polis teşkilatımıza ve iktidar partisinin yöneticilerine büyük iş düşüyor.

***

Parlamentonun mevcut hükümet ile işbirliği içinde, bizi olası tehditlerden uzaklaştıracak ve hukuk devletine yaklaştıracak nitelikte çalıştığını görmeye ihtiyacımız var.

***

Cadı avı yerine hukukun evrensel ilkeleri işletilerek suçlularla mücadele önceliğimiz olmalı.

“Hadi canım sen de” diyenleriniz olabilir. Güçlü de olabilirler. Ama unutmasınlar sokakta güç göstererek ülkenin sahibi olduğunu sananlar, sokakta nasıl olduğunu anlamadan başka bir güçle karşılaşırlar. Doğanın kanunu çalışmaya başladığında komşu, komşuyu tanımaz. Bu noktaya gelmeden ülkeyi yönetenlerin bizi bir arada tutacak bir tutum sergileyeceğine inanıyorum. Ve güveniyorum.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!