Üye Girişi
Arama
Arama

HABERTÜRK SİNEMA PORTALI

Kibar ve cana yakın soyguncu: Forrest Tucker

Mehmet Açar
macar@htgazete.com.tr
07 Nisan 2019 Pazar

Telaşsız, sakin ilerleyen serinkanlı filmler vardır. “İhtiyar Adam ve Silah” (The Old Man & The Gun) da onlardan biri...
Hikâye Robert Redford'un canlandırdığı yaşlı bir banka soyguncusuyla ilgili... Ama kendisi alıştığımız soygunculardan çok farklı... İşini gürültü patırtı çıkarmadan, bağırıp çağırmadan yapıyor. Kibar, soğukkanlı ve cana yakın davranıyor... Sadece silahını gösteriyor, para istiyor. Kasa açtırmakla uğraşmadan gişede ne varsa alıp gidiyor. Çaldığı meblağların düşük olması nedeniyle haberlere bile konu olmuyor. 

Bazen yalnız, bazen de kendi yaşlarında iki suç ortağıyla çalışıyor. Teddy (Danny Glover) şoförlük, Waller (Tom Waits) gözcülük yapıyor genelde...
Tabi bir de, “çete”yi enselemeye çalışan polis John Hunt (Casey Affleck) var. Eşine, ailesine bağlı biri... Aslında genç; ama erken yaşta hayattan bezmiş bir hali var. Öyle çok cevval, işgüzar olmadığı belli. Ne var ki, kızıyla birlikte bankada bulunduğu sırada gerçekleşen sessiz soygunu fark edemeyince “süper becerikli hırsız”ı biraz takıntı haline getiriyor ve onu yakalamaya çalışıyor.
Bir de hırsızın sevgilisi Jewel (Sissy Spacek) var. Filmin ilk bölümünde tipik bir “oğlan kıza rastlar” sahnesinde tanıyoruz kendisini. Macera ve romantizm, film boyunca el ele gidiyor...
Hırsız, sevgilisi ve peşindeki polis... Sinema sanatının çok sevdiği eski bir hikâye formatı bu... “İhtiyar Adam ve Silah”ın farkı, gerçek olması; daha doğrusu filmin başında söylendiği gibi “çoğunlukla” gerçek olması...  Aslında “kız”ın ve aşkın her şeyin merkezinde olacağını düşünüyoruz ama öykü farklı gelişiyor.
Senaryoyu David Grann'ın New Yorker dergisinde yayımlanan bir makalesinden sinemaya uyarlayan David Lowery, filmin ikinci yarısında hikâyeyi Forrest Tucker'ın geçmişine doğru açıyor... Geçmişe uzanıp Tucker hakkında daha çok şey öğrendikçe, olaylar biraz garipleşiyor. Onun sadece bir soyguncu değil, hapishanelerden kaçma konusunda gerçek bir uzman olduğunu da öğreniyoruz mesela...
Tucker'ın kişiliği daha şaşırtıcı ve ilgiye değer hale geldikçe, zihnimizdeki soruların sayısı artıyor. Ama yönetmen David Lowery, sorulara açık ve net yanıtlar vermek için çaba sarf etmiyor. Tucker'ın psikolojik tahlilini yapmayı bize bırakıyor. Buna karşılık, Tucker'ın banka soymaktan aldığı hazzı giderek daha çok hissettiriyor bize. Özellikle final sahnesinde, banka soymanın Tucker için anlamı netleşiyor kafamızda. Onun bu işi paradan ziyade, zevk için yaptığını anlıyoruz.
Bunun marazi, hastalıklı bir zevk olduğu kesin ama öte yandan, silah kullanmaktan ve insanları korkutmaktan hoşlanmadığı belli. Heyecan ve adrenalin bağımlısı biri o... Sadece parayı çalmak ve kaçmak istiyor...
Film boyunca, Tucker'ı para sayarken, zevk için para harcarken veya para harcamanın zevkini çıkarırken hiç görmüyor olmamız kuşkusuz tesadüf değil. Parasını alıp döşemelerin altında bir yere atıyor. Sonuçta, derdi parayla değil. Tucker, banka soyduğu müddetçe yaşadığını hissediyor...  
Öyle ki, soygun yapmanın zevki, onun için eş ve baba olmaktan bile önemli...
Kuşkusuz Jewel'ı seviyor... Ama tüm hayatını romantik âşık olarak geçirmek isteyip istemediği belirsiz.... Söz konusu olan banka soymaksa Tucker'ın önceliklerinin değiştiğini hissediyoruz. Sonuçta, su içer gibi banka soyan bir adam o...
“İhtiyar Adam ve Silah”ın hoş yanlarından biri, hikâye ve karakterle seyirciyi baş başa bırakma inceliği...

Beni en çok cezbeden yanı ise anlatımı oldu... David Lowery'nin önceki filmlerini bu kadar çok sevmemiştim.
Lowery, 1960'lı yılların ikinci, 1970'lerin ilk yarısında çekilen Amerikan filmlerini hatırlatan bir tarz tutturmuş.
Daniel Hart'ın müziği sizi alıp bir yerlere götürüyor ama tam olarak nereye gittiğinizi dahi kestiremiyorsunuz. Hart'ın düzenlemelerinde caz motifleri de var, eski usul film müziklerinin havası da... Film 1981 yılında geçiyor ama izlerken sadece 1970'ler değil, 1960'ların sonlarında çekilen Amerikan filmleri bile geliyor akla. Emin olduğum tek şey, Daniel Hart'ın müziğinin “geçmiş”ten geldiği; fon müziği olmanın çok ötesine geçtiği, ana karakterin ruhunu hissettirdiği ve filme çok şey kattığı...
Joe Anderson'un görüntüleri için de aynısını söylemem mümkün. Arriflex 416 ile Super 16 çekilmiş bir film “İhtiyar Adam ve Silah”... Dolayısıyla, görüntüler hafif grenli, soluk... 1981'de çekilmiş bir film izlenimi, sadece görüntülerden gelmiyor. Kamera çalışması, kullanılan lensler filmin “retro” havasını güçlendiriyor.
“Pete's Dragon” (2016), “A Ghost Story” (2017) gibi filmleriyle tanıdığımız yönetmen David Lowery, müzik ve görüntüleri tam da bunun için kullanmış sanki: Tıpkı karakterleri gibi “geçmişten gelen bir film” izlenimi vermek için...

Başta Robert Redford olmak üzere, oyuncuların filme katkısı önemli. Redford'u ve onun kendine özgü sakin tarzını seyretmenin ayrı bir keyfi vardır. Forrest Tucker gibi gizemli bir karakterde bu keyif iki katına çıkıyor. Sissy Spacek de güzelliği, zarafeti ve oyunculuğuyla filme çok şey katıyor. İki karakterin tanıştığı ve sonra bir kafede flört ettiği sahnede adını tam olarak koyamadığınız çok hoş bir şeyler var. Redford ve Spacek, o sahnede oynadıkları karakterleri aşan star karizmalarıyla yakalıyorlar sizi.
“İhtiyar Adam ve Silah”ı anlatımı, oyuncuları, müziği ve görüntüleriyle baştan sona keyif alarak izledim. Umarım eski usul sinemasını ve hikâye anlatma tarzını siz de seversiniz...
Filmin notu: 7

Siz
Yorumunu yaz
300
Copyright © 2017 - Tüm hakları saklıdır. Habertürk Gazetecilik A.Ş.