Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Son zamanların en büyük palavrası, “İş var çalışan yok, millet iş beğenmiyor” cümlesi.

Memlekette işsizlik yüzde 20’yi bulmuş, genç işsizliği yüzde 30’a yaklaşmış belki geçmiş ama millet iş beğenmiyor.

Bunu diyenler muhtemelen son yıllarda gazete okumamış, sokağa çıkmamış kişiler olsa gerek.

Daha birkaç gün önce Şanlıurfa Belediyesi 6 kişilik temizlik işçisi alacağını söylüyor.

Başvurun sayısı 10 küsur bin.

Temizlik işçisi.

Belediye başkan yardımcılığı ya da müdürlük değil.

Hiçbir yerde durum farklı değil.

İş beğenmeme meselesinde, aranan ile arayan arasında kopukluk var.

Bunun suçu ise ne iş arayanda, ne de işçi bulamayanda.

Aranan iş gücü ile arz edilen iş gücü arasında bir uyumsuzluk var ise sorun doğrudan doğruya ülkeyi yönetenlerde ya da yönetemeyenlerde.

“Biz geldiğimizde ülkede üniversite bile yoktu. Şimdi 200 küsur üniversite” var diye sayısal övünmeyi matah bir şey zannedenlerde.

Hiçbir manası olmayan, hiçbir geleceği olmayan alanlarda üniversite mezunu yetiştirmenin anlamsızlığını, gereksizliğini ve bunun boşa harcanmış kaynak olduğunu anlamayanlarda.

Doğru düzgün meslek okulu, meslek yüksek okulu açmayanlarda.

20 yılda sayısını kendilerinin bile hatırlamadığı defa eğitim reformu yaparak, eğitimin içine edenlerde.

Bir gelecek vizyonu koyamayıp, o vizyona uygun okullar açıp, elemanlar yetiştiremeyenlerde.

Herkesi beş para etmez bir üniversite eğitiminden geçirerek iş güç sahibi yapacağını zannedenlerde.

Dağa taşa imam hatip açıp, tüm ülkeyi imam hatiplere boğmakla ülkeyi kalkındırmayı umanlarda.

Eğitimin, ülkenin ekonomik geleceğini planlamanın bir parçası olduğu anlamayanlarda.

Nasıl gelişeceğini bilemeyenlerin, nasıl eğitileceğini de bilmesinin mümkün olmadığını bilmeyenlerde.

10 yıl sonra neyin aranacağını öngöremeyip, 10 yıl önceden eğitimi o yönde geliştirmeyenlerde.

Sonra “Gençler iş beğenmiyor”

Siz gençleri yönlendirmezseniz, eğitim ile gelecek vizyonunu üst üste koyamazsanız gençler tabii iş beğenmez.

Ana babasının son kaynaklarını tüketip üniversite okumuş gence aldığı eğitim ile alakasız bir iş önerirseniz genç tabii iş beğenmez.

İyi eğitimli gençlerin yapması gereken işlere torpilli partili gençleri doldurup, onların ayak işlerini onlardan çok daha kaliteli gençlere önerirseniz gençler tabii iş beğenmez.

Üstelik tüm bunlara bir de insan onuruna yakışmayan bir ücret önerirseniz, gençler tabii iş beğenmez.

Sizin farkında olmadığınız şu.

Onların beğenmediği şey aslında iş değil.

Onlar sizin bu ülkeyi yönetememe anlayışınızı, yarattığınız nepotik ortamı, kendinize yakın torpilli okullarınıza ivy league muamelesi yapıp, iyi okulları kendinize düşman gören tavrınızı, milli eğitimi bir türlü birleştiremediğiniz bir legoya çevirmenizi beğenmiyorlar.

Anlayacağınız sorun gençler değil.

Sorun aynanızda.

Bakın göreceksiniz.

 

Küf kadar hızlı yayılan bir şey yoktur.

Bir yere bir girdi mi, kolay kolay kurtulamazsınız, küflenme ve buna bağlı çürüme hızla yayılır.

Tüm bünyesi sarar.

Denemek istiyorsanız buzdolabınıza küflü bir şey koyun ve izleyin.

Türkiye bugün tam o halde.

Küflenme ve kokuşma hızla yayılıyor. Her yere musallat oluyor.

Artık güvenilir tek bir kurum, tek bir kuruluş kalmadı.

En büyük çürüme ise Adalet’te.

Adaletten kastım yargı değil.

Toptan bir durum.

Mesela kolejlere ve Anadolu liselerine giriş sınavı.

Görülmüş, duyulmuş şey olmayan bu sınavlarda haksızlık, yolsuzluk, ahlaksızlık bu dönemin vakayı adiyesi oldu.

Yine bir Anadolu lisesine sınavda yeterli puanı alamamış ama torpilli birileri sokuluvermiş.

Şaşırtıcı mı değil.

Şaşırtıcı olan bu durumun yakalanmış ve medyaya aksetmiş olması.

Kim bilir duymadığımız görmediğimiz neler oluyor.

Hak etmeden kimler nerelere giriyor, nerelerden çıkıyor.

Parmak kadar çocukların haklarına saldırılıyor.

Utanmadan, sıkılmadan.

Sonra lafa geldi mi “Din iman, hak hukuk, adalet”

Dinin iyi ahlak için var olduğunu akıllarına bile getirmeden, dinimiz var ahlaka gerek yok anlayışı ile giderek daha fazla kokuşarak.

Dedim ya buzdolabına küflü bir şey koyun ve izleyin diye.

Ama sakın unutmayın zamanında küfü temizlemezseniz her köşesine öyle bir siner ki ki küf, buzdolabı elden gider.

 

 

Dikkat çekmek isteyen işsiz doktorlar, ürün satmak isteyen tüccar doktorlar, meşhur olmak isteyen aylak doktorlar.

Bunların alayı aşı karşıtlığı ipine sarıldılar.

Ve haliyle bana saldırıyorlar.

Ve ben de bunlara kızıyordum.

Ama vazgeçtim.

Çünkü belli ki kızmaya değecek bir zeka düzeyleri yok.

Bu kadar düşük bir zekaya kızılmaz.

Geçen gün “Aşı olanlar, aşı olmayanların hastalanma ve ölme riskini arttırıyor” dedim.

Bu salaklar bu cümleden şunu çıkardı:

“Bakın Fatih Altaylı da sonunda aşının kötü olduğunu anladı”

O cümleden bunu anlayan ahmak değildir de nedir!

Çok açık biçimde diyorum ki, “Kardeş biz aşı oldukça siz daha da tehlike altına giriyorsunuz. Çünkü aşı olanlar hastalanmadan bir süre taşıyıcı olabiliyorlar. Bu da siz aşısızların bulaşa maruz kalma ve varyantlar nedeniyle ölme riskinizi arttırıyor”

Bu sözde hekim bozuntuları “Bak Altaylı da aşı karşıtı oldu” diyor.

Bakın bunların dinleyerek aşı olmaktan imtina eden yurttaşlarımız.

Bunlar cahil, bunlar okuduğunu anlamaktan aciz, bunlar salak.

Bir salağın veya cahilin peşine takılanların sonu iyi olmaz.

Lütfen bilimin ve bilginin peşinden koşun.

Ne okuduğunu anlamaktan aciz zavallıların değil.

Bakın ben onlara kızacak kadar değer vermiyorum siz canınızı emanet ediyorsunuz. 

Yapmayın. 

Az gelişmişliğin bir bütün olduğunu anladığımız zaman

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00