Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Zürih'ten Midyat'a uzanan bir Burhan Öcal var bu röportajda. "Karizmatik" kelimesinin karşılığı olarak sözlükte yer alabilecek Öcal'la her konuda konuştuk ve yeni projelerini ilk kez anlattı.

        Sarıyer'de dik bir yokuşun başındaki ahşap evin kapısını çaldıktan sonra, evi çevreleyen kameralara baktım. Burhan Öcal'la tanışma şansım olmamıştı, neyle karşılaşacağımı bilmemenin verdiği bir tedirginlik vardı üzerimde. İnsan bazen yaptığı her işe hayran olduğu kişilerle tanışınca hayranlığını sorgulayabiliyor. Kapı açıldığında tedirginlik yerini şaşkınlığa bıraktı. Ahşap evin içi müze gibiydi; müzik dolu bir müze.

        2'inci kata çıkarken etrafı bir Bach melodisi sardı... Sonra hafifçe deniz kokusu gelmeye başladı. Ve Burhan Öçal'ın nasıl bu kadar genç kalabildiği anlaşılıyordu. Misafirlerine kendi elleriyle pişirdiği yemekleri sunduğu masanın karşısı, Boğaz. Eski evin yüksek tavanlarından beyaz bir ferahlık vuruyor insanın yüzüne. Eviyle uyumlu, bembeyaz giyinmiş Öçal. Masada, ağzını beyaz keten bir mendille örttüğü sürahiden su doldururken,

        "Boğa burcuyum, yemeği, evi, güzel olanı severim" dedi. Ve anlatmaya devam etti...

        Bach projenizle Montreux Festivali'ne davet edildiniz. 5'inci kez bu festivalde sahne alacak ilk Türk sanatçısınız. İstanbul Caz Festivali'nde de Marcus Miller ile sahne aldınız... Sırada ne var?

        Çok şey var. Bir Doğu projem var. Mardin, Urfa... Çok sevdim oraları. Geçen yıl Midyat'ta çaldım. Hayatımın konserini verdim. Süryani Kilisesi'ne gittik, ayin izledik. Orayı görünce kafamda bir sinopsis yazdım; çok iyi bir Amerikan filmi çekilir. Diyarbakır ayrı güzel... 2 kez gittim Urfa'ya. Elazığ ve Batman'a gitmedim, merak ediyorum. Çok büyük bir projem var Doğu ve Güneydoğu Anadolu için...

        Bach projeniz dünyada konuşuluyor ve konserleri devam ediyor sanırım.

        Bach'ı ilk dinlediğimde çok etkilendim. Bu tamamen matematik. İlk eşim soprano. Onun sayesinde Batı müziği kültürüm genişledi. 20 sene önce Avusturyalı piyanistlerle bu projenin ilk deneyini yaptım. Hatta İstanbul Caz Festivali'nde çaldık. O zaman burada kimse beni anlamadı. Gerçi benim de düzenlemelerim çok şahane değildi. 2 yıl kadar önce arkadaşlarım, Alexey Botvinov ile tanıştırdı. Adam bir numara piyanist fakat tutucu. "En azından bir kere birlikte çalmayı deneyelim" dedim. O denemeyle kalmadı tabii. Projenin prömiyerini İstanbul'da Lütfi Kırdar Kongre Salonu'nda yaptık. Tamamen doluydu. Geçen yıl Moskova'da çaldık ardından Paris. Montreux Jazz Festivali'nin genel koordinatörü olan hanım da "Sizi önce Paris'te dinleyelim" demişti. Paris çok güzel geçti.

        'BAKIYORLAR, OPERADA ŞALVAR GİYMİŞİM'

        Bach konserlerine Avrupa'da sık rastlanıyor. Sizi farklı kılan ne?

        Bach, Hristiyan âleminde çok kutsaldır. Neredeyse bir müzik peygamberi. Ama Batı müziklerinde bir tıkanıklık var. Tekrar tekrar aynı şeyler. Bense bir Müslüman, Türk, perküstyonist. Kalkıp bu işi yapıyorum. Bir de Bach'ın French suitlerini, partitalarını bir Türk festivali dâhilinde operada çaldım. Öyle başarılı geçti ki filmini yaptılar. Dünya artık yeni heyecanlar, frekanslar görmek istiyor. Az ama seviyeli projeler bunlar. Snob tarafı da var tabii. Bakıyorlar bana operada şalvar giymişim, üstüne Ümit Benan kostümü. Piyanist frak giydi. O Batılı ben Doğulu...

        Bu konuda yabancı basın ya da dinleyiciden olumsuz tepkiler geldi mi?

        Yabancılardan değil bizden geldi. Mesela operaya gelen Türkler "Neden şalvar giydi, biz şalvar giyen toplum muyuz" demişler. Halbuki Benan olağanüstü bir tasarımcı. Onu da bırak, ulan bütün Anadolu şalvar giyiyor! Elimde olsa ben de her yerde giyeceğim, çünkü çok rahat. Öte taraftan geçenlerde Tom Ford koleksiyonu için bir dergiye poz verdim.

        Türk olmanın dezavantajını yaşadınız mı hiç?

        Yaşamaz mıyım? Bir albümüm var, 1989'da kaydettik. kapağında Kuran'dan bir sûre var. "Allah hayırseverdir, yardımseverdir, sen ona inandığın sürece" diyor. Canlı kaydettik. Albümü birlikte yaptığım kişi avand garde cazın babasıydı. Onunla 2 albüm yaptık. Diğerinin adı Grand Bazaar (Kapalı Çarşı). Bu albümlerle "Bakın ben Türk'üm, Müslüman'ım, çaldığım davulun sesi de böyle, kuşların bulutların içerisinde uçarken çıkardığı kanat sesleri gibi" demek istedim. Vokal yapıyordum, rubâiler, gazeller okuyordum... Ben 5 vakit namaz kılan bir adam değilim. Şarap da içerim. Günahkârım da. Benimki Allah, seninki Got ya da God. Sen "Allah'ım bana hayreyle" de... Bu kadar! Bunları ilk defa size anlatıyorum.

        'SANATÇI KELİMESİNİ TÜRKİYE'DE SEVMİYORUM'

        Sizce bütün hayatınızı Türkiye'de geçirmiş olsaydınız dünyada bu kadar saygı görürmüydünüz?

        Bilemiyorum ama çok zor. Ama içimdeki bir ses sürekli beni itekleyip duruyordu. Sanırım burada da rahat durmazdım.

        Sanatçı olmak, her konuda fikir beyan etme hakkı verir mi?

        Sanatçı her şeyi yapma ya da söyleme hakkına sahip değil. Gücünüz sadece sanatınızın gücü kadardır. Sanatçı kelimesini Türkiye'de sevmiyorum. Çünkü burada herkes sanatçı. Ne düşünüyorsan, ne yaşıyorsan, hangi tercihleri yaptıysan kendin yaşa. Niye ilan ediyorsun bunu? Globalsen, sanatın kredi kartı gibi olmalı. Yemen'e git, kartın geçsin. Uzakdoğu 'ya ya da New York'a git yine geçsin. Sanatınla anılmalısın; cinsiyetinle, sevgilinle değil.

        'TÜRK MEDYASI TEHLİKELİ'

        Bu yüzden mi Türk medyasında çok sık yer almıyorsunuz?

        Türk medyası tehlikeli. Şöyle, siz o zemini hazırlarsanız tehlikeli.

        Defalarca Türkiye'nin en seksi erkeklerinden biri seçildiniz. İnsanlar sizin özel hayatınızı merak etmekte haksız mı?

        Olabilir ama bunun da bir sınırı var. Kararında olmalı. Görüyoruz, okuyoruz, cılgın aşklar 2 ay sonra bitiyor. Halk aslında çok şeyin farkında. Bence ibreleri sahip olduğunuz ünvana göre değil de halkın duruşuna, genel kültürüne göre ayarlamak gerek. Başbakan o yüzden başarılı. Adam halk dilini konuşuyor. Beğenirsiniz beğenmezsiniz, çoğunluk bu. Türkiye sadece entellektüel bir tabakadan ibaret değil.

        Şimdi 20'li yaşların başında olsanız, şöhretten başınız döner miydi?

        20 yaşında böyle olamazdım. Gerçekçiyim.

        İster miydiniz peki?

        Hayır. Taşıyamayabilirdim, geçici olurdu. Zaten hayat geçici... Babam derdi ki rahmetli; "Zengin bağırır, servet fısıldar." Görgü, terbiye çok önemli. Ben müziğimi icra etmek için yapıyorum, satmak için değil.

        'O müzikleri dinliyorum'

        Doğu için bir projeniz olduğundan bahsettiniz. Neler var aklınızda?

        Kültürel bir proje. Tarsus'tan başlayacak. Tarsus, Hatay, Antep, Diyarbakır, Urfa, Mardin, Bitlis, Elazığ ve Adıyaman. Bu şehirler kültür ve sanat şehri olabilir. Gerçi Antep bir sanayi şehri olmuş. Yine de umut var. Eylül gibi gideceğim Antep'e. Urfa'ya daha evvel giderim çünkü bir albüm hazırlamam lâzım. Oraların kadınlarının yaktığı zılgıt çok hoşuma gidiyor.

        Urfalı müzisyenlerle bir albüm mü yapıyorsunuz yoksa?

        Gerçek sanatçılar var oralarda. Eski türküleri topladım, aşağı yukarı 500 şarkılık türkü arşivim oldu. O müzikleri dinliyorum, onlardan mesela bir nağme alıp orkestra eserleri yapacağım. Zılgıt söyleyen kadınlarla bir şarkı yapacağım.

        Bir kültür projesi için neden Doğu'yu seçtiniz; herkesin aksine?

        Ben Trakyalıyım ama Doğu beni hep çekti, sanki orada doğup büyümüşüm. Tabii babamın büyük dedesi beyaz Arapmış. Belki de o genlerde bir Doğululuk var. Kürt olduğumu düşünen çok oluyordu eskiden. Bir de biz sol elimizle sağ kulağımızı tutuyoruz. Türkiye esasında dünyanın keşfedilmemiş en güzel ülkesi. Ne cevherler var, fakat bu beni biraz da korkutuyor. Çok çabuk tüketiyoruz.

        Projenin adı belli mi?

        Destination Anadolu. Bunu da ilk kez açıklıyorum.

        Sağlıklı hayat

        Nasıl bu kadar fit kalabiliyorsunuz?

        Açlıktan ölsem asla fast food yemem. Yoğurdumu, sütümü, etimi özel getirtiyorum. Çok güzel yemek yaparım. Şimdi yoğurt mayalamayı öğreneceğim. 10 kilo isot var evde, Urfa'dan geldi. Çantamda bile küçük kavanozda taşıyorum. Hayatta acı bibersiz dışarı adım atmam, bir de vitaminlerim. Dondurulmuş etimi 1800 kilometre yüksekteki bir köyden alıyorum, buraya da getiriyorum. Balkanlar'dan kuzu eti getirtiyorum. Dün patates, sebze yaptım yedim mesela. İsviçre, Fransız mutfağı yemekleri yaparım daha çok. Sigara içmem. Biraz şarap zevkim var. Evin altındaki mahzende duruyor şaraplarım. Ayda bir tane puro içerim.

        Diğer Yazılar