Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Hafta sonları 20 ile sabah 10 arası sokağa çıkma kısıtlamasından yabancı turistlerin muaf tutulmasının mantığını biri bana izah edebilir mi?

Dün baktım İstiklal Caddesi'nde saat 20’yi geçmesine rağmen ortalık hala hınca hınç kalabalıktı. Yasak turisti bağlamıyor diye millet sokakta. Polisin her geçeni kontrol etmesi ne mümkün? Araya turist olmayan ve kendini akıllı zannedenler de kaynıyor.

Üstelik sokak bize yasakken turiste neden olmasın? Türkiye pasaportu olmayanın virüse karşı bilmediğimiz bir bağışıklık kalkanı mı var? Ya da virüs yabancıdan değil sadece yerliden mi bulaşıyor?

Durum bu kadar vahimken turizmden üç beş kazanacağız diye düşünmek sadece kapanma süresini uzatıyor, sonuç almayı zorlaştırıyor ve bence ekonomiye çok daha fazla zarar veriyor.

Sokağa çıkma kısıtlaması olacaksa herkese olmalı. Bu işin buralısı, oralısı olamaz.

Millet İttifakı’nın, Gelecek ve Deva Partilerinin en büyük hedefi mevcut Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini değiştirmek.

Hepsi ‘güçlendirilmiş parlamenter sistem’ vaat ediyor. Peki nedir güçlendirilmiş parlamenter sistem? Klasik Parlamenter sistemden farkı nerede? Neresi güçlendirilecek? CHP, İYİ Parti, SP, DEVA, Gelecek bir model üzerinde ittifak etti mi?

Cuma akşamı Habertürk TV’de Eren Eğilmez’in moderatörlüğünde SP Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu konuğumuzdu. Kemal Öztürk, Gürkan Hacır ve ben kendisine getirmek istedikleri parlamenter modeli sorunca Temel Bey "halkın seçtiği cumhurbaşkanı ve meclisten çıkan başbakana" işaret etti. "Cumhurbaşkanı sandıktan çıkacak ama sınırlı yetkisi olacak" dedi.

Şayet erkler güçlensin ve birbirinden ayrılsın, çift başlılık olmasın ve denge fren mekanizması çalışsın isteniyorsa sandıktan çıkan bir cumhurbaşkanı ile güçlü bir başbakanın birlikte çalışmasının çok zor olduğunu kabul etmek gerekir. Temel Karamolloğlu’nun önerisinde bu var.

Acaba CHP ve İyi Parti’nin istedikleri model de bu mu?

Kılıçdaroğlu ve Akşener de güçlendirilmiş parlamenter sistem diye SP Genel Başkanı'nın işaret ettiği bu modeli mi öneriyorlar?

Bu soruyu Karamollaoğlu’na sorunca şunu anladık: Muhalefet cephesi halen oturup her gün vaatlerinin en başına aldıkları parlamenter sistem önerisi ile ilgili bir araya gelmemişler, bir taslak üzerinde anlaşmamışlar. Hatta henüz bu konu hiç konuşulmamış!

Peki sık sık buluşan muhalefet partilerinin liderleri ne konuşuyorlar?

Sadece mevcuttan şikayet mi ediyorlar? Ne istemediklerini anlatıyorlar da ne istediklerini neden hala netleştirmiyorlar?

Açıkçası Sayın Karamollaoğlu’ndan "Biz sistemin detayları üzerinde henüz konuşmadık" yanıtını duyunca çok şaşırdım. Muhalefet ciddi bir alternatif oluşturmak istiyorsa neden bu kadar atalet içinde davranıyor? Bir yandan sabah akşam erken seçim diye bağırıp diğer yandan seçim vaadinin ilk sırasına koyduğu öneri ile ilgili bir çalışma yapmazsa nasıl inandırıcı olacak?

Kusura bakmasınlar ama seçmenlere ağlama duvarı muamelesi yapılarak yol alınamayacağını bunca yıldır göremeyen bir muhalefet ile elbette kararsızların sayısı giderek artar.

Cuma akşamki yayındaki diğer bir şaşırtıcı nokta Saadet Partisi’nin henüz yeni bir anayasa ile ilgili kendi içinde hiç konuşmamış olmasının ortaya çıkmasıydı.

Haftalardır Ümit Özdağ’ın HDP ile Millet İttifakı ortak anayasa taslağı hazırladı iddiasını tartışıp durduk, halbuki bırakın ortak bir metni SP henüz "Nasıl bir anayasa istiyoruz" sorusunun cevabına yönelik kendi içinde de hiçbir çalışma yapmamış.

Ne diyeceğimi bilemiyorum sevgili okurlar…

Temel Karamollaoğlu ile Anayasanın ilk 3 maddesini ve Türkiye’deki laiklik anlayışını konuşurken Sayın Karamollaoğlu şunları söyledi: Laikliğe aykırı olduğumuzu ileri sürerek zamanında bizim partilerimizi kapattılar. Ben buna itiraz ediyorum. Biz laikliğe karşı değiliz, Türkiye’de yapılan laiklik tanımı yanlış. Kavramları yeniden tanımlamamız gerekir.

Buraya kadar Temel Bey’e katılıyorum. Türkiye’nin ihtiyacı özgürlükçü bir laiklik.

Ancak sonrasında bomba patladı ve Rahmetli Erbakan’ın 23 sene önce ettiği o meşhur lafı Temel Bey 2020 koşullarında yeniden söyledi:

"Ben eminim Atatürk bugün yaşasaydı Saadet Partili olurdu."

Erbakan 1997’de askeri darbecilerin yoğun baskısı ve tasallutu altında adeta nefes alabilmek için o cümleyi kurmak zorunda kalmıştı.

"Atatürk bugün yaşasaydı Refah Partili olurdu" demişti Erbakan 1997’de.

28 Şubat rejimi koşullarında Erbakan’ın bunu söylemesi anlaşılırdı.

Fakat 2020 senesinde Karamollaoğlu neden böyle söylemek durumunda hissediyor?

Acaba bazı koşullar hiç değişmedi mi bu ülkede?

Mesela geçtiğimiz 10 Kasım günü bildiğim birçok tarikat ve cemaat şirketleri de televizyonlara "Sen olmasaydın olmazdık Atam" tarzında Atatürkçü reklamlar verdiler.

Bu tarikatler ve cemaatler birden samimi Atatürkçü mü oldu? Bana pek öyle gelmiyor.

Sanki mevcut rejim içi dengelerden korkularak  bu reklamlar veriliyor. Tıpkı 1998-99 ortamında olduğu gibi.

Milli Selamet ve Milli Nizam’dan başlayarak Necmettin Erbakan’ın Milli Görüş çizgisi her zaman Atatürk devrimlerine ve Kemalizme karşı oldu.

Kemalistler epeydir Saadet’e pek laf etmiyorlar zira artık Tayyip Erdoğan diye bir olgu var bu ülkede.

Halbuki Temel Bey’in "Atatürk yaşasaydı Saadet Partili olurdu" cümlesine herhalde en çok Kemalistler karşı çıkar.

Şayet Atatürk yaşasaydı Refah Partili olmazdı. Bilakis Refah Partisi’ni kapatan bizzat kendisi olurdu bence.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00