Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

13 Mayıs 2007’de; Cumhuriyet Mitinglerinin en meşhuru İzmir Alsancak Mitinginde en yüksek yere çıkıp “Yiğidim aslanım burda yatıyor” türküsünü çok güzel söyleyen yazar, müzisyen, orkestra şefi, besteci, sinemacı, politikacı, kültür elçisi, gazeteci, şair, reklamcı, Kürt dostu, Alevi hamisi ve daha sayamadığım bir yığın sıfat sahibi insan; Türkiye’de solun bir türlü varlık gösterememesinin müsebbibini nihayet buldu ve bu “buluşunu” İzmir Cumhuriyet Mitinginde “Yiğidim aslanım burda yatıyor”u söylerkenki ses tonuyla, ona benzer bir coşkuyla açıkladı; Deniz Baykal!

Meğer Deniz Baykal, Türkiye’de sol iktidar olmasın diye “uzaylılar” (dış güçlerin gücü buna yetmez) tarafından görevlendirilmiş kripto bir Milli Görüşçü’ymüş!

Bu röportajı okuyunca aklıma Kemal Tahir’in, bulabildiği her fırsatta anlattığı “Çenebaz Osman Efendi” hikayesi geldi ki İsmet Bozdağ’ın “Kemal Tahir’in Sohbetleri” kitabında anlattığına göre bu hikayeye başta rahmetli Tahir Alangu olmak üzere dinleyen herkes bayılıyormuş.

*

Çenebaz Osman Efendi 17. yüzyılda yaşamış bir Yenişehirlidir.

O tarihlerde Osmanlı, Moskof gavuruyla cenge tutuşmuş ki, tekmil işler arapsaçı… Bir onlar bastırıyor, bir Osmanlı… Bir türlü yenişemiyorlar. İki tarafın da canı çıkmış, soluğu kesilmiş.

Gelgelelim, Moskof ordusunun Paşası Romanzof nam kafir iman ehlini dize getiremeyince Çariçe Katerina, “Nedir, n’oluyor? Osmanlı’ya ne görünmüş de bizim Romanzof Paşamızın kılıcı bir türlü kına girmez! Varın şunu tez öğrenin,” diyerek iki sevgilisini Orlof’la Abrişkof’u birden Ahmet Hakan’ın memleketinin sınırları dahilindeki savaş meydanına göndermiş. Katarina Çariçe’nin bu gözde komutanları, bir süreliğine Çariçe’yi boş bırakma pahasına gelip bakmışlar ki Moskof ordusu Osmanlı topraklarına girmiş, ta Yerköy’e kadar uzanmış ama buraya da kazık gibi çakılmış. Karşılarında zorlu bir Osmanlı ordusu var, milim ilerleyemiyorlar.

Bakmışlar bu iş “yiğidim aslanım buraya kazık çakmış” türküsünü söylemekle olmuyor, tek çıkar yol barıştır diye düşünmüşler ve “tez Osmanlı’ya haber salın, barışalım” diye buyruk vermişler. Gavurun imana geldiği haberi bizim savaşı yöneten Paşa’ya ulaşmış, o da haberi kuşun kanadına yükleyerek anında İstanbul’a uçurmuş. Saray bu habere bir sevinmiş, bir sevinmiş hemen savaştan zararlı çıkmamak için yaman bir müzakereci arayışına girişmiş. Yerköy’e gönderilmek üzere aranan adamı bulmakta pek güçlük çekilmemiş, herkesin aklına aynı adam gelmiş, o adam da Yenişehirli Çenebaz Osman Efendi’den başkası değilmiş!

Yenişehirli Çenebaz Osman Efendi medresede Aristo mantığını hatmetmiş, ağzından akıl donduran laflar dökülüyor ki yanında “yiğidim, aslanım” bile dilsiz kesilir. Osman Efendi yola çıkmadan önce padişah efendimiz de İstanbul’un altını üstüne getirerekten, gayet marifetli, nefesi en az “yiğidim aslanım” kadar kuvvetli bir hoca bulup ona bir de muska yazdırmış. Muskayı da bir uşakla Osman Efendi’ye göndermiş, muskayı müzakerecilerin geçeceği yola gömdürmesini, böylece oradan geçerken üstünden atlayan herkesin aklının başından uçacağını da haber vermiş.

Yenişehirli Osman Efendi kalıbında durduğu gibi durmuyor, fıkır fıkır, çene gücüne en az “yiğidim aslanımın” sesine güvendiği kadar güveniyor, muskayı da kapınca onu hemen gavurun geçeceği yola gömmüş, “Şimdi keferenin dibine kibrit suyu döktüm” deyip o yürek serinliğiyle ertesi gün barış masasına gururla oturmuş.

Derken, Çariçe Katarina’nın sevgilileri Orlof’la Abrişkof muskanın üstünden atlayarak sağ salim masaya gelmezler mi? Osman Efendi düşünmüş:

“Bunlar muskayı geçti, akıl da bunların kafa tasından uçtu, tas şimdi bomboş demektir. Ne kaldı geride? Hırsı kalmıştır gavurun, para hırsı! Sarı liralarla hırsını da doyurdum mu keferenin, çanına ot tıkadım gitti.”

Çenebaz Osman Efendi, büyü ve çene gücüne sırtını dayayıp açmış müzakereleri:

“Şu Kırım meselesini görüşelim!”

Gavur Ruslar “ne diyor bu efendi” der gibi birbirinin yüzüne bakmışlar önce, sonra Çenebaz Osman Efendi’nin yüzüne bakıp sırıtmışlar. Belli ki bu efendi şakacı biri! Kırım meselesi çoktan hal olmuş, sarılıp dürülmüş, konuşulacak nesi var ki! Önce “galiba ağa bizimle eğleni,” diyerek çok gülmüşler, sonra aniden gülmeyi kesip şöyle “yiğidim aslanım” türküsünü söylemeye hazırlanan Cumhuriyet Mitingleri solisti gibi hafiften öksürerek boğazlarını temizlemişler fakat bizim Osman Efendi hiç oralı değilmiş, “Kırım” diyor da ağzından başka bir laf çıkmıyor. “Şu Kırım meselesini canım, şunu bir görüşüp savuşturalım da gerisi kolay iş” deyip bir sağ elini sağındaki altın torbasına, bir sol elini solundaki altın torbasına sokup sarı liraları durmadan şakırdatmış.

Hiçbir ilerleme kaydetmediklerini gören Ruslar, “Her halde bu efendi bugün hasta, yarın iyileşir inşallah, müzakereleri erteleyelim” demişler. Ertelemişler ama ertesi gün bizim Çenebaz Osman Efendi’nin yine ilk sözü, “Aman şu Kırım meselesini bir savuşturalım, gerisi kolay,” olmuş. Bir gün, iki gün, üç gün, Ruslar bakıyorlar ki buradan bir yere varmak Türkiye’de solun iktidara gelmesi kadar çetin bir şey, Çariçe’nin sevgilileri Orlof’la Abrişkof fırsat bu fırsat diyerek, Çariçe’ye bir an önce kavuşmak için malzemeyi toplayarak Moskova yoluna düşmüşler, Romanzof da orduların başına geçmiş.

Çenebaz Osman Efendi müzakerelerin gidişatıyla ilgili Saray’a hemen günümüz politikacılarının sevdiği deyimiyle bir “bilgi notu” döşemeye başlamış:

“Her şey tasarladığım gibi oldu. Çariçe’nin iki sevgilisi, Orlof’la Abrişkof’un akılları başlarında olmayıp Moskova yollarındadırlar. Romanzof’a gelince, onun da geçeceği yola muskayı gömdüğümüzden, pek yakında mecnun olup avareleşeceğinden hiçbir şüphe kalmamıştır.”

Bu arada Romanzof muskanın üzerinden atlamış, Osmanlı cephesini yarmış, ta Kaynarca’ya kadar dayanmış.

*

İsmet Bozdağ’a göre rahmetli Kemal Tahir, kalabalık ortamlarda bulduğu her fırsatta bu hikayeyi anlattıktan sonra, “Biz bu Çenebaz Osman Efendi yüzünden, Kaynarca Anlaşması’nı imzalamak zorunda kaldık,” der ve şöyle devam eder:

“Sonradan anılarını yazan Rus Başkomutanı Romanzof, Yenişehirli Çenebaz Osman Efendi için şunları söylüyor: ‘Bu efendi delidir desek, edepten dışarı! Ancak şöyle deriz: Bunun aklı var, var ama bu akıl bildiğimiz, gördüğümüz akıllardan değildir.”

*

Bu hikayeyi her anlatışında, hikayede kim kimdir sorusunu kimse Kemal Tahir’e sormaz ancak vaktiyle sert bir ranzada yattıkları için olsa gerek rahatsızlanan “genç subaylara” moral vermek için tertiplenen Cumhuriyet Mitinglerinin en ünlüsü olan İzmir Alsancak Mitinginde kürsüye çıkıp “Yiğidim aslanım burda yatıyor” türküsünü söyleyen birisinin “Deniz Baykal olmasaydı sol çoktan iktidara gelmiş, o subayların rahatsızlıkları da birer aspirin içmişler gibi dinmişti” minvalinde röportajını okusaydı eğer; kesinlikle o sırada yanında bulunanlara “Çenebaz Osman Efendi” hikayesini anlatır, hikayeyi bitirdikten sonra o zamana kadar pür dikkat onu dinleyen Tahir Alangu da takılmak için, “Bu mu senin yere göğe sığdıramadığın Osmanlı Kemal? Bırak bu işleri, bırak senin bu Osmanlı’da iş yok,” der, bunun üzerine Kemal Tahir de “O Allah’ın bir işi Alangu, senin aklın ona ermez. Allah beş tane Osman Gazi gönderse peş peşe, dünya Osmanlı’ya yetmeyecek. Her yüzyılda o zaman yeni bir dünya lazım olacak. Arada bir, bir Çenebaz Osman Efendi gönderiyor ki Osmanlı’yı dünya idare etsin!” derdi.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00