Amerika'da neler oluyor?
Ferguson'dan bu yana 5 ayda 5 siyahi öldü... Serdar TURGUT yazdı
İşlerim için 10 Ağustos’ta Amerika’ya uçtum. Vardığımda bütün televizyon kanallarında Ferguson diye bir yerde patlayan olaylardan bahsediliyordu. Herhalde ne olup bittiğini en az anlayan kişi ben olmalıydım; çünkü Türk medyasında Ferguson’da olan bitenler hiç yer almıyordu. Olayların nedeni üzerine hiçbir bilgi yoktu. 10 Ağustos’ta gittim, şimdi döndüm.
Aradan 4 ay geçmesine rağmen sadece Türk medyasını takip ederek Ferguson ve diğer benzeri olayların nedeni hakkında gerçek bilgi sahibi olmak mümkün değil. Ben bu süreçte Amerika’da bulunmamın ve olayları daha sıcak takip edebilmemin avantajlarını kullanarak Amerika’yı bir ırk savaşının eşiğine getiren ve polise “faşist devlet aygıtı kurma” suçlamaları yöneltilen bu süreçleri anlatmayı üstüme vazife olarak aldım.
Bu olanları anlamak önemli; çünkü global dünyada hiçbir ülkenin, diğer ülkelerde yaşanan olaylardan etkilenmemesi, bir yerde olanların diğer yerlerde olacakları da tetiklememesi imkânsız. Bunu Gezi türü gösterilerin global yaygınlaşması sürecinde de gördük. Gezi protestosuna benzeyen olaylar bir yıl içinde dünyanın çok farklı yerlerinde birbiri ardına çıkmıştı.
Ferguson’da ve son olarak New York’ta yaşananlara bakınca, bunların Gezi olayları ruhuna ne kadar çok benzediğini de görebiliyorsunuz. Baştan bir yanlışı vurgulamalıyım: Protesto edenler halk, protesto edilenler de polis olunca, protestocuların otomatik olarak haklı olması gerektiğini düşünenlerden değilim ben.
Gençliğinde Marksist olan bir insanın bunu söylemesi belki garip gelebilir ama bu zamana kadar yaşadığım tecrübeler, protestocuların böylesi bir desteği otomatik olarak hak etmediğini gösterdi. Şu tespiti hemen yapmalıyız: Amerikan polisinde önemli sorunlar var. Amerikan polisi, yarı faşist, militer bir yapı haline gelmiş durumda. Ağır biçimde silahlılar ve bu silahlarını çok kolay kullanıyorlar. Polisliğin kamu hizmeti ve kamuoyu ile birlikte ortak çalışılarak yapılacak bir iş olduğu neredeyse unutulmuş durumda.
2014’TE 500 BİN SWAT BASKINI
Bunun yerine polis, elindeki silahı her durumda rahatça çekebiliyor ve soru sormadan şüpheliyi rahatlıkla vurup öldürebiliyor. Örneğin, Amerikan polis teşkilatında SWAT adlı bir birim var; bunlar özel operasyon birlikleri. Açılımı “Special Weapons and Tactics”. Bu birimin elinde otomatik silah var ve kullanmaya pek de meraklılar. Hemen her SWAT baskını, şüphelinin vurularak öldürülmesiyle sonuçlanıyor.
1980 yılında 1 yıl içinde 3 bin SWAT baskını yapılmışken, bu sayı 2014 yılında 500 bine çıkmış durumda. Sadece bu rakam bile Amerikan polisinin silahına davranma arzusunun ne kadar arttığını göstermeye yetiyor. İşte bu yüzden 12 bin 500 yerel polis teşkilatının bulunduğu Amerika’da hemen her gün bir kişi bir yerlerde polis ateşiyle ölüyor. Bizler ise bu hadiselerin çok azını duyuyoruz; çünkü vuran beyaz polis, vurulan ise siyah ırktan biri olunca bunlar toplumsal olay haline getiriliyor.
PROFESYONEL ÖRGÜTLEYİCİ
Oysa polis tarafından vurulanların sadece yüzde 29’u siyahi. Polis siyah ırktan birini öldürünce New York’lu Rahip Al Sharpton gibi profesyonel sosyal hareket örgütleyicileri devreye girip olayı toplumsal hale sokuyorlar. Ferguson ve New York’un bu kadar konuşulması ve global medyanın haber malzemesi haline gelmesi de bu nedenleydi. Fakat aynı medya, sokakta vurulan siyahilerin yüzde 93’ünün diğer siyahiler tarafından öldürüldüğünü ve polisin de bunları tutuklamak için harekete geçtiğini yazmıyor.
Yani siyahilerin kendi içinde suç işlemeye eğilimli olma gibi bir sorunları var. Ferguson ve New York olaylarından sonra demeç veren ve daha önce şehri suçtan temizleyen eski New York Belediye Başkanı Giuliani, “Siyahiler arasında suç sorunu vardır ve beyaz polisler, siyahinin siyahiye yönelik suçunu önlemek için hareket ediyor” dedi.
Amerika’da bu gerçeği yazmanız bile aktivistler tarafından rahatlıkla ırkçılıkla suçlanmanız ve protesto edilmeniz için yeterli neden; çünkü onlar kendileri ne yaparlarsa yapsınlar daima haklı olarak görülmek ve desteklenmek istiyorlar. Siyahi kesim içinde suç oranının bu kadar yüksek olması, bu kesimde ciddi bir suç kültürünün oluşmasına ve suçlu kimliğinin yüceltilmesine yarayan kültürlerin ortaya çıkmasına yol açtı.
Rap kültürü bence bu ortamın ürünüdür. Rap açıkça şiddeti ve öldürmeyi teşvik eder. Zaten silahına davranmaya çok hevesli olan polis, siyahilerin bulunduğu bölgelere korku içinde gidiyor. Siyahi polislerde de durum böyle. Los Angeles’ta bazı siyahi polisler, bu sorunu çözmek için siyahi vatandaşlarla sportif mahalle çalışmaları yapıyor.
ŞÜPHELİ SIYAHİ OLUNCA...
Normal durumlarda tutuklanıp götürülmesi gereken şüpheli siyah ırktan olunca, polis onun yaptığı her harekete korkuyla bakıyor. Ortalık, o şüphelinin yaptığı her hareket sonunda kendi emekliliğini göremeyeceğini sanan polislerle dolu. Bu nedenle her şüpheli harekette silahlarını çekip vurabiliyorlar. Ohio’da da böyle oldu.
Orada bir çocuk, parkta oyuncak silahla dolaşıyordu. İhbar üzerine gelen polis, gerçek silah taşıdığını sandığı çocuğu vurup öldürdü. Bu gibi durumlarda ateş eden polisler gayet tabii ki sorgulanıyor. Ama sorgulayanlar içinde emekli polisler ve düzenin önde gelen insanları da ağırlıkta. Onlar kanunun ve prosedürlerin emrettiğine göre karar vermek zorundalar.
Her olayda ateşi açan polisin baştan öldürmek amacı taşıdığına emin olmak gerekiyor. Bunun için de delil olması lazım. Hemen her olayda şüpheli kişi şüphe çekecek bir hareket yaptığından -örneğin, gerçeğine benzeyen silah taşıdığından- ateş açan polis hakkında dava açılamayabiliyor. Ferguson’da da bu oldu ve ortalık cehenneme döndü.
ASLINDA POLİS KORKU İÇİNDE
Amerika şu anda kendi nüfusunun yüzde 1’ini hapiste tutan bir ülke durumunda. Üstelik bu sistem, hapistekini çıktığında daha büyük suçluya çeviriyor. İçeriye girdiğinde sadece “suçlu” olanlar, çıktıklarında içeride yaşadıklarından dolayı “azılı suçlu”ya dönüşüyor. İşte böyle bir ortamda polis her ne kadar silahlansa da, yarı militer, faşist bir birliğe dönüşse de aslında korku içinde.
Çünkü polisler de nihayetinde maaşlarını ve emekliliklerini düşünen vatandaşlardan oluşuyor ve her gün hayatta kalıp kalmayacaklarını bilmeden işe gidiyorlar. Bu suçlu kültürünün yaygınlığı ve korku ortamı, polisin her durumda silaha sarılmasına neden oluyor ve bir ateşle ortalık cehenneme dönebiliyor.
ÇUVALDIZI BATIRMAYANLAR
Polisin haklı olduğunu düşünmemekle birlikte her durumda onları otomatik suçlamanın da doğru olmadığına inanırım. Evet polis sorunlu tabii ki, ama suçluluk kültürü içindeki insanlar da sorunlu. Zencilerden çok çekmiş olan zenci mahallelerinde suç kültürü çok yaygın; ayrıca suçluyu, suçu yücelten popüler kültür de hâkim o âlemde. Tüm bu ortam, masum sayılması gereken şüphelilerin hemen polis tarafından öldürülmesi olaylarını da çok artırdı.
Bu ortamda kendilerine çuvaldızı hiç batırmayan çevreler, özellikle zenci liderler, bu olayları toplumla hesaplaşma vesilesi haline getiriyorlar. Yakıp yıkma eylemlerinin sorumlusu da bu liderler; çünkü onlar sıradan insanların düşüncelerini yönlendirme imkânına sahipler. Bu imkânlarını olumlu yönde kullanmıyorlar, aksine topluluğu yakıp yıkmaya yönelik ajite ediyorlar. Araya çeşitli anarşist gruplar da sızarak elverişli ortamı kullanmaya başlayınca olaylar çığırından çıkabiliyor.
ÇOK CİDDİ BİR SUÇ KÜLTÜRÜ VAR
Polisin her durumda ateş açması her ne kadar meşruiyetten uzak olsa da bu bir suç teşkil etmeyebiliyor, ama bunu zenci nüfusa anlatmak kolay değil. New York’taki olayda, 3-4 polisin bile yere yıkmakta zorlanacağı iriyarı bir zencinin boğazına polis arkadan sarıldı. Polis, tek amacının onu yere indirmek olduğunu ve böyle bir yetkisinin bulunduğunu söyledi ama şüpheli astım hastasıydı, nefes alamadı ve öldü.
Büyük jüri toplandı ve polis hakkında öldürme amacı bulunmadığı gerekçesiyle dava açmadı. Yine belki kanuna uygun davranılmıştı ama ortada sosyal bir yara olduğu da kesindi ve nihayetinde New York’ta da olaylar patladı. New York Belediye Başkanı’nın karısı siyahi olduğundan ve siyahi bir çocuğu da bulunduğundan, bu şehirde tepkiler çok büyük olmadı, Ferguson’da yaşanan yakıp yıkmalar yaşanmadı.
Anlayacağınız, Amerika’da çok ciddi bir suç kültürü ve suçu yücelten bir popüler kültür var. Bu kültür başkalarına karşı acımasız davranabilen hastalıklı ruhlardan bolca üretiyor. Dolayısıyla polis de bu ortamdan etkileniyor ve belki de kovboy tarihinin geleneklerine uygun olarak silahına davranıyor.
FERGUSON’DAN BU YANA 5 AYDA 5 SİYAHİ ÖLDÜ
2014 yılında ABD polisi, 10’u siyahi, toplam 11 vatandaşını öldürdü, herhangi bir ceza verilmedi. 5 olay, Ferguson olaylarının başladığı ağustos ayından bu yana gerçekleşti.
18 yaşındaki Michael Brown, 9 Ağustos’ta St. Louis Ferguson’da polis memuru Darren Wilson tarafından vuruldu. Yargı, Wilson’un “yetkiler dahilinde hareket ettiğine ve cezai yargılamaya gerek görülmediğine” karar verdi.
Siyahi Amerikalı Eric Garner, 19 Temmuz’da New York’un Staten Island bölgesinde kaçak sigara sattığı iddiasıyla gözaltına alınırken polis memuru Daniel Pantaleo tarafından boğazı sıkıldı ve nefes darlığından yaşamını yitirdi.
New York Brookly’de göreve yeni başlayan polis Peter Liang, 28 yaşındaki Akai Gurley’yi 20 Kasım gecesi vurdu; kaza olduğu öne sürüldü.
12 yaşındaki siyahi Tamir Rice, 22 Kasım’da Cleveland’da parkta silahı olduğu gerekçesiyle polis tarafından vurularak öldürüldü. Silahı yoktu.
2 Aralık’ta Arizona’da 34 yaşındaki Rumain Brisbon, polis tarafından cebinde silah taşıdığı şüphesi ile öldürüldü. Cebinden ağrı kesici çıktı.