Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Dünya Ortadoğu

        Özcan TİKİT/ HT GAZETE / DIŞ HABERLER

        İslam İşbirliği Teşkilatı'nın Yozgat kökenli Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, yılsonunda koltuğunu Suudi Arabistan eski gazeteci, Hac ve Kültür Bakanı İyad Medeni'ye isme devrediyor. İhsanoğlu'yla geride bıraktığı 9 yılı ve İslam Dünyası'nın arz ettiği manzarayı konuşmak üzere Yıldız Sarayı'ndaki mütevazı ofisinde buluştuk. New York'tan bir gün önce dönmüş. BM Güvenlik Konseyi'nin tarihinde ilk kez İslam İşbirliği Teşkilatı'yla işbirliğini değerlendirmek için yaptığı toplantıya katılmış. BM Genel Sekreteri Ban Ki-Mun ve birçok ülke temsilcisinin toplantı sonrası yayınlanan konuşma tutanakları, İhsanoğlu'nun 9 yılda 57 üyeli Teşkilatı 1 milyar 600 milyon Müslümanın sesi ve BM'den sonraki en büyük uluslararası kuruluş haline getirdiğinin kanıtı niteliğinde. Tahmin edileceği üzere bu başarıyı yakalaması hiç kolay olmamış. Uçak milleri, sarf ettiği çabanın belgesi adeta. Dokuz yılda İslam Dünyası'na hizmet için dünyayı tam 59 kez turlamış. "Bu yıl sonuna kadar 60'ı da bulur" diyor. Dilerseniz gelin devamını kendisinden dinleyelim.

        "SURİYE'DEKİ KRİZİ ÇÖZ" DİYORLAR

        Teşkilat büyüdükçe beklentiler de yükseliyor galiba. İslam Dünyası'nın sorunlarını çözmede yetersiz kaldığınızı söyleyenler de var. Bu sizde nasıl bir hissiyat yaratıyor?

        Bu dokuz yıl içerisinde beklentiler yükseldi. Eskiden teşkilat hiçbir şey yapmazken hiç kimse teşkilatı sorgulamıyordu. Fakat ne zaman teşkilat söz sahibi olmaya başladı, herkes teşkilattan daha müessir olmasını, krizleri acilen çözmesini istedi. İşte bu son şık biraz tartışmalıdır. Şimdi siz diyorsunuz ki "Suriye'deki krizi çöz"... Suriye'deki krizin bir tek Teşkilat'ın çözmesi gibi bir şey yoktur. Böyle bir şey mevzu bahis olamaz. Uluslarası sistemde müeyyide uygulama yetkisi olan bir tek BM Güvenlik Konseyi vardır. Bunun dışındaki ne NATO ne CENTO ne de Afrika Birliği kimsenin asker gönderme yetkisi yok. O da BM şartının faslına göre olur. 7'nci fasıl tatbik edilmediği zaman Güvenlik Konseyi de karar alamıyor. Güvenlik Konseyi'nin alamadığı kararların İslam İşbirliği Teşkilatı'ndan beklenmesi bir muhakeme yanlışlığıdır. Tabi bazı insanlar bunun farkında değil. Bunları mazur görürüm ama farkında olup da bunları söyleyenlere bunları sormak lazım.

        "İSLAM DÜNYASI İÇİN EN BÜYÜK TEHLİKE AŞIRILIK"

        9 yıl boyunca İslam ülkelerini yakından takip ettiniz. İslam Dünyası için en büyük tehlike nedir size göre?

        En büyük tehlike ekstremizm, aşırılık, fanatiklik ve şiddete başvurmadır. Bu tehlikelerin ortaya çıkmasının iki büyük sebebi var. Bu toplumlarda hürriyet, demokrasi, insan hakları adına normların yerleşmemesi bir nedendir. İkincisi sosyo ekonomik az gelişmişliğin bu toplumlarda hakim olması. Ülke ülke kaynaklarının insanların, toplumun refahı için değil belli bir dar çevrenin inhisarında olmasıdır.

        "FRANKEŞTAYN'I ZAPTETMEK MÜMKÜN DEĞİL"

        El Kaide eylemleri uzun vadede İslam Dünyası'na tür zararlar verebilir?

        Şimdi meseleye duygusal olarak bakmak lazım. Bu İslam'la hiç alakası olmayan şiddet olaylarının İslam'la bağlantılı olarak başlamasının kökü nereye gider? Biraz düşünün... Bu Afganistan'da başladı. Bu arka plan içerisinde düşündüğünüz zaman bu olayın İslam Dünyası içerisinde doğmadığını göreceksiniz ama doğduktan sonra bu yaratılan Frankeştayn'ı zaptetmek mümkün değildir. Şimdi bu Frankeştayn her yere yayıldı ve her toplum bundan şikayetçi oldu. Tabi bugünkü manzarayı, dış müdahalelerin ve bir takım dizaynların eseri olarak görmemek lazım. Bunlar mevcut mahalli şartların eseridir. Libya'da Kaddafi'nin son günlerinde bütün silah depoları açıldı. Silahlar militan ve militan olmayanların eline geçti, sağa sola, doğuya batıya gitmeye başladı.

        Düşünebiliyor musunuz, Libya'da Başbakan kaçırılıyor ve birkaç saat sonra serbest bırakılıyor. Bunlar devam edecektir. Çünkü bunların karşısında bir güç yok. Ben İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri olarak diyorum ki; Bunların karşısında durabilecek teşkilat İİT'dir; ama bunun bir plana bağlanması lazım. Ve bu aşırılıkla mücadele planının temeli, doktrini, prensipleri bizim elimizde var; ama bunu daha geliştirilmiş bir aksiyon planı haline getirmek lazım. Devletlerin, uluslararası kurumların işbirliğini sağlayarak bunların üzerine gitmek lazım. Uzun vadeli bir plan. Bu birkaç ay, hafta içinde yapılabilecek bir şey değil. Bir nevi Marshall Planı gibi uzun vadeli bir plan, bir yandan insan, hak ve hürriyetlerini saygılı olacak düzenlemeleri yapacak, bir taraftan da sosyo-ekonomik ilişkiyi sağlayacak. Ve bence bunların yürütülebileceği yer İslam İşbirliği Teşkilatı'dır. Ben bunu tekraren söylüyorum ve bu benim temennim. Benim zamanımda bu olacak bir şey değil, bundan sonra gelecek idarenin bunun yapması ve yürütmesini umuyorum. Fakat herşeyden önce üye devletlerin destek vermesi lazım.

        "GAZZELİ O KADINCAĞIZIN FERYADINI ASLA UNUTMAYACAĞIM"

        Dokuz senelik görev sürenizde sizi en çok üzen hadise neydi?

        Beni en çok üzen Gazze'de olanlardır. Biz elimizden geleni yaptık tabi. Fakat ambargonun kaldırılması noktasında daha ileri bir noktaya gidemedik. Bunlar bizim elimizde olmayan şeyler. Gazze'ye bombardımandan sonra ilk ziyareti ben yaptım. Gittiğimde o gördüğüm yıkıntılar içerisinde çok yaşlı bir kadıncağız küçücük bir çadırda yaşıyordu, 80 yaşında falandı. Kendi apartmanın yıkılmış halini göstererek "Ben burada ailemle yaşıyordum, kocam, çocuklarım herkes öldü, ben burada tek başıma kaldım, ben ne yaptım ki bu buna reva görülüyor? 67 yılında da ben aynı felaketi yaşadım, neden tekrar bu felaketi yaşıyorum? benim ne günahım var?" diye sordu. O kadının feryadını hiçbir zaman unutmayacağım. Ve hayatımdaki en zor anlardan bir tanesiydi. İnsanlık bu soruların cevabını bulmadıkça bu dava çözülmez.

        MR. SYKES VE MÖSYO PİKO'NUN ÇİZDİĞİ SINIRLAR KORUNMALI

        İslam Dünyası'nda 100 yıl önce çizilen sınırların bu süreçte değişebileceği konuşuluyor. Sizde de değişir mi veya değişmeli mi?

        Bu hayati bir soru, çünkü böyle bir dönemden geçiyoruz. Şunun farkındayım, 100 sene önce çizilen haritanın bugünkü ihtiyaçlara cevap vermediği, bazı çevreler nezdinde hakim olmaya başlamıştır. Bugünkü Ortadoğu haritasını daha önce, Osmanlı devleti rahminden, prematüre olan, sezeryanla yapılmış bir doğuma benzettim. Orada iki tane cerrah, Mr. Sykes ve Mösyö Piko oturup, haritayı önlerine alıp, orası senin burası benim diyerek bir nüfuz mücadelesi neticesinde paylaşılmıştır.

        Bu coğrafi ve etnik realitelere sadık kalmadan yapılan bir haritadır. Beraberinde önemli sıkıntılar gelmiştir. Mesela hepimiz biliyoruz ki Şam vilayeti Osmanlı döneminde bugünkü Lübnan'ı, Filistin'i, Ürdün'ü içine alıyordu, bir Osmanlı vilayetiydi. Osmanlı öncesinde de bu topraklar yine bir parçaydı. Bunun parçalanması tabi sancılar getirdi. Bu sancıların yanı sıra 2'nci dünya savaşından buradaki toplumların tabii bir şekilde iyi yönetişimi sağlanmadı, sandıklar seçimler olmadı. Irak'taki, Suriye'deki, Filistin'deki ve başka ülkelerdeki sıkıntılar eklenirse bugünkü yaşadığımız noktaya geliyoruz. "Peki bunun çaresi nedir?" diye sorduğunuz zaman, bunun çaresi her şeyden önce bu sınırlara saygılı olmaktır. Çünkü bu sınırları değiştirmeye kalkıldığı zaman huzursuzluk daha ileri boyutlara varacaktır. O zaman bu sınırları kabullenmek lazım. Sırf kabullenmek ve saygı göstermek değil, bu sınırların Avrupa'da olduğu gibi manasız bir hale gelmesi sağlanmalı. Yani sınırlar eterafındaki işbirliği ve dayanışmayı bütünleşme haline getirirsenin Avrupa'da olduğu gibi sınırlar manasını kaybeder. Bu potasiyel mevcuttu ve sınırların işbirliği için kullanılmasının başarılı örnekleri Suriye'deki hadiselerden önce çok başarılı bir şekilde başlamıştı. Ne yazık ki Suriye'deki hadiseler bütün bunların önünü kesmiştir.

        ÖNERİLEN VİDEO

        Selde kaybolan Haşim Ciritlioğlu'nun cansız bedenine ulaşıldı.

        İstanbul'daki sel felaketinde kaybolan Haşim Ciritlioğlu'nun cansız bedeni Ayvansaray Vapur iskelesi yakınlarında bulundu. Selde hayatını kaybedenlerin sayısı 6'ya yükselirken, kayıp 1 kişinin arama çalışmalarının devam ettiği öğrenildi. İstanbul'da etkili olan yağışın ardından selde kaybolan Haşim ...
        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ