Amerika kıtasında Türkiye sesleri
Kerem Akça, iki Türk filminin Amerika prömiyerlerini değerlendirdi
İlk filmi “Sonbahar” ile beğeni toplayan Özcan Alper’in ikinci yönetmenlik denemesi “Gelecek Uzun Sürer”, 8-18 Eylül tarihleri arasında düzenlenecek olan 36. Toronto Film Festivali’nde dünya prömiyeri yapma onurunu üstlenecek bu yıl. Cannes’dan ödüllü “Bir Zamanlar Anadolu’da” ise bu ay içinde Toronto ve New York Film Festivali’nde üst üste gösterilecek. Uzun lafın kısası benim de bulunacağım iki festival, ‘Türkiye’ sesleriyle inleyecek gibi gözüküyor.
Belli festival periyodlarında Türk filmlerini arayıp dururuz. Mayıs ayında Cannes Film Festivali, şubatta Rotterdam ve Berlin Film Festivali, eylülde ise Toronto, Venedik, New York ve San Sebastian Film Festivali, aslında belirlenen etkinlik dönemleridir. Filmler, bu devreler için kararlarını verip ‘hangisine oynayalım?’ düşüncesiyle belli bir strateji izlerler.
Montreal, ‘teselli armağanı festivali’ olarak anılabilir
Tabii sonbaharda Toronto ve Venedik’e ayak basamayanlar da ‘teselli armağanı’ olarak Montreal’i bulurlar. Geçen hafta düzenlenen 35. Montreal Dünya Filmleri Festivali, her yıl olduğu gibi yine beşi aşkın Türk filmi içeriyordu programında. “Vücut” ile “Eylül”ün ‘ilk filmler yarışması’nda yer almasının yanında, “Gölgeler ve Suretler”, “Atlıkarınca”, “Hayde Bre”, “Oğul” ile “Press” ‘fazladan festival ismi yazdıralım’ kontenjanından yararlanmış gibi duruyor.
Zira Türkiye’nin festival takviminde adı anılmayan Abdullah Oğuz ve Çağan Irmak gibi isimlerin filmlerinin de buradan geçmişliği var. Ancak bizim için bu eylül periyodunun iki önemli işlevi var. Birincisi “Gelecekte Uzun Sürer”in dünya prömiyerinin 8-18 Eylül 2011 arasında düzenlenecek 36. Toronto Film Festivali’nde yapılacak olması, ikincisi ise “Bir Zamanlar Anadolu’da”nın Toronto ve New York Film Festivali’nde arka arkaya ‘Amerika kıtası’ gösterimlerini gerçekleştirmesi.
Özcan Alper’in adını uluslararası alanda markalaştıran bir hamle
Aslında Ceylan’ın filminin ‘kaliteli minimalist’ haliyle ve Cannes’dan ödülüyle Toronto garantisi aldığı kesin. Bu alanda ‘uç’larda dolaşan ve çok beğenilen, süresi uzun eserlerle benzeştirilmesi de bu durumu kanıtlıyor. Hem Toronto hem New York gösterimiyle de filmin Oscar yarışında şansını arttıracağını söylemek şart.
Alper’in ise “Sonbahar” (2008) ile aldığı ödüller ve evrensel tanınırlıkla dikkat çeken bir yönetmen olduğu kesin. Oradan çıkış yaptıktan sonra bir Güneydoğu projesi ile Toronto’ya girmesi önemli. Zira daha önce de çeşitli Türk yönetmenlerin böylesi ‘dünya galaları’ için Venedik ve Cannes’dan sonra üçüncü seçeneği Toronto olmuştu. Bu noktada gerçek bir ‘başarı’dan bahsedebiliriz.
Oscar yarışı henüz başlamadı
Bu da 90’lar jenerasyonu sonrası Türkiye’deki sanat sinemasına karşı yükselen ilginin devamı niteliğinde. Toronto Film Festivali’nin ana programına baktığımızda ise bu sene ‘Oscar’ yarışı açısından geçtiğimiz yıllara göre daha ‘zayıf’ ve ‘iddiasız’ bir program görebiliyoruz.
Bu da ilk bakışta “The Ides of March”, “Anonymous”, “Moneyball”, “Martha Marcy May Marlene”, “Descendants”, “A Dangerous Method” gibi filmlere odaklanmamızı sağlıyor. Bu konuda esas püf noktası ise “Zoraki Kral”in (“King’s Speech”, 2010) zaferini bu sene “Iron Lady” ile tekrarlamak isteyen Weinstein Kardeşler’in, o filmin Toronto’ya girmemesiyle izleyeceği strateji. Festival süresince bu konuda daha detaylı bilgi vereceğimi de belirteyim.
keremakca@haberturk.com