Sanatla gelen şifa...
Seramik sanatçısı Mara Gülerşen hastane duvarlarına seramik çalışmalar yaparak eserleriyle hastalara umut vermeye, şifa olmaya çalışıyor
14 yıldır seramikle ilgili çalışmalar yapan seramik sanatçısı Mara Gülerşen, sanatını farklı bir boyuta taşıyor. Hastane duvarlarına da seramik çalışmalar yapan Gülerşen, eserleriyle hastalara umut vermeye, şifa olmaya çalışıyor.
Atölyesinde eğitimler de veren Mara Gülerşen çamurla uğraşmanın insana terapi gibi geldiğini, bu sayede kişinin huzura kavuşabileceğini söylüyor ve ekliyor: “Atölyeme huzur bulmak ya da üzüntüsünü unutmak için gelenler oluyor. Çalışmalarımda seramiğin hastalar, kızgınlar, acısı olanlar üzerindeki olumlu etkilerini izledim. Kanserden annemi kaybettiğimde bana da terapi gibi gelmişti.”
Mara Gülerşen kimdir?
1965 yılında İstanbul’da doğdum. 13-18 yaş arası yurtdışında okudum. 18 yaşında Türkiye’ye döndüğümde üniversiteye hazırlandım. Aslında seramik her zaman hayatımdaydı ama babamın zoruyla Marmara Üniversitesi’nde muhasebe okudum. Evlendikten sonra hemen iş hayatım başladı. Bir arkadaşımla birlikte 5- 6 yıl kemer imalatı yaptık. Sonra ara verdim ve seramik tekrar hayatıma girdi. Çeşitli atölyelerde çeşitli sanatçılardan ders aldım. Kendime seramik kolyeler yaptım. Böylece seramikten takı tasarımı yapmaya başladım. 6 yıl çok büyük markalara takı tasarladım. Ardından çanta ve kıyafet ithalatına başladım. 2000 yılında Konya’ya yaptığım bir seyahatte daha fazla bu işe devam etmek istemediğimi anladım. Hayatıma seramikle, sanatla devam etmeye karar verdim. Çocuklarla çalışmak istediğimi fark ettim. Sonunda da kendimi 30 çocuğun öğretmeni olduğum ve dersler vermeye başladığım atölyemde buldum. Ardından çeşitli okullarda dersler vermeye başladım. Sonrasında 2007’de Etilerdeki atölyemi kurdum. Ve her yaştan bireylerle atölye çalışmaları başladı. Bu süreçte 4 sergim oldu.
Toprakla tanışmanız nasıl oldu?
Çocukluğumu toprakla iç içe bahçede yaşadım. Kediler, köpekler, balıklar, oğlaklar, kurbağalarla doğanın içinde büyüdüm. Bahçe katında yaşıyorduk ve anne babam çok rahat insanlardı. Pislenmek bizim ev için kötü bir şey değildi. Bu yüzden toprağa çok yakındım. Annem beni 2,3 yaşındayken toprağın üzerine bırakırmış, ben şekil vermeye çalışırmışım.
Nasıl bir ailede büyüdünüz?
Annem özellikle çok özgürlükçüydü. Doğayı, insanı ve hayvanı çok severdi. Annem ve babam dünyayı dolaşmış, defalarca Uzakdoğu’ya gitmişler. Düşünün babam sadece 75 kere Hindistan’a gitmiş. Dolayısıyla aslında Uzakdoğu kültürüyle büyüdüm diyebilirim. Bebekliğim Hint elbiseleriyle geçti. Evimizde devamlı Hintli, Çinli, Japon misafirlerimiz olurdu. Radikal bir aileydik. Farklı bir ailede büyüyemeyeceğim bir kültürle büyüdüm. Bana farklı pencereleri gösterdiler.
Seramik sanatını sizin için özel kılan nedir?
Çamurla oynamayı, ona form vermeyi her zaman çok sevdim. İçimdeki soyut kavramları seramik vasıtasıyla somuta çevirdiğimde benim için mucizevi bir şey oldu. Başka bir şeye dönüştü. Mutluluk, üzüntü, özgürlük gibi duygular artık seramikle hayat buluyordu. İçimdekileri çamurla ifade etmeye başladım. Sonrasında çamurla diyaloglar başladı. Seramik benim için bir aşk, paylaşmak istediğim bir aşk.
Seramiklerinizi oluştururken nelerden ilham alıyorsunuz?
Bana göre en büyük sanat; hayatı yaşama sanatı. Hayatı algılayış ve kendini yaşayış sanatı. Benim hayatımın içinde müzik, tını, negatif-pozitif enerji, melekler kısaca yaşam ve yaşantı var. Onlardan ilham alıyorum. Aslında bir tarzım da yok, çok farklı şeyler çıkıyor. İnsandan, seyahatten ve doğadan besleniyorum. Eserlerimi yaparken beğendirme endişesi taşımıyorum. O zaman onlar bambaşka yönlere gidiyor.
Çamur sizin için ne ifade ediyor?
Çamur sanki benim yansımam. Çamurla iletişime geçtiğimde içimdekiler oraya yansıyor. Eller de şekillendirmeye başlıyor. 14 yıldır atölyemde seramikle ilgili çalışmalar yapıyorum. Çocuklar üzerinde inanılmaz faydalarını gördüm. Yetişkinlerle yaptığım çalışmalarda hastalar, kızgınlar, acısı olanlar üzerindeki olumlu etkilerini izledim. Kanserden annemi kaybettiğimde çamurla çalışmanın sonsuz büyüsünü, desteğini kendi üzerimde de yaşadım. Çamur bana şifasını yas dönemimde annemin anısına yaptığım hayat ağacıyla verdi.
Toprağın dili var mı?
Kesinlikle. Güçlü olan topraktır. Yumuşaklık, uyum ve ona teslim olmanızı, dinleyebilmenizi ister...
Eserlerinizle ilişkiniz nasıl?
Çok aşık olduklarım ve sevdiklerim var. Yaptıklarım sevdiklerime gittiğinde çok mutlu oluyorum. Tabii yakın olanlar, uzak olanlar var. Mesela çok severek şişman melekler yapmıştım. Tüyleri çok çok seviyorum. Balonlarıma aşığım. Anneyim, eşim, arkadaşım, evlatım, dişiyim, öğretmenim, yaramazım, çok yönlüyüm. Hepsini eserlerime yansıtıyorum.
Sizin için özel bir renk var mı?
Mavi ile yeşil arasındaki tonları, mercan, limon küfü ve bronz tonlarını çok seviyorum.
En büyük hayaliniz nedir?
Keyifle yaptığım sanat hayatıma devam etmek. Ekip olarak eğlenerek, keyif alarak, doğanın içinde, kutlamayı her zaman hatırlayarak çalışmak. Elbette çok çalışacağımız zamanlar olacak ancak eğleneceğimiz ailemle dostlarımla ekibimle atölyemin bahçesinde güzel sofralar kıymetli sohbetler hayal ediyorum. Tabii birikimimle çok büyük işlere de imza atmak istiyorum. Adım adım da ekibimi değerli sanatçılarla genişletmek gençlere olanak tanımak istiyorum.
Bir hastane için seramik yaparken neleri ön planda tuttunuz?
Her projeden önce meditasyon yapıp içime dönüyorum. Renge ve şekle karar veriyorum. Bakan insana şifa ve mutluluk verecek şeylerden yola çıktım. Bana ne iyi gelir diye düşündüm. Deniz, güneş, güneşin doğuşu batışı bana çok şifa veren bir şey. Deniz benim aşkım. Sanki bir denizdeyim sandalda turkuaz tonları, güneş batıyor gibi düşündüm. Hakikaten enerjisi çok yüksek bir pano oldu. Onkolojiye konuldu. Bu panonun bitmesi bir buçuk ay sürdü. Mükemmel bir iş çıktı. Fiber panolar, bronz heykeller ekledim. Mesela bir tarafta güçlü bir dalga varken diğer tarafta dingin bir duvar var. Seramiğin hastalara daha doğrusu insanlara çok iyi geldiğini düşünüyorum. Hastane duvarlarında da inşallah hastalara şifa verecek.
Seramik hastalara nasıl iyi geliyor? Terapi gibi mi?
İnsan mutluyken şifa bulur, iyi olur. Bir şeyi severek yapıyorsan şifa bulursun. O sana iyi gelir. Hele bunu hayaline üçüncü boyutu katarak yani çamurla yapıyorsan daha da iyi gelir. Andaki mutluluk çok önemli, yapmak değil sadece. Umarım eserlerim onlara bakanlara mutluluk ve ümit verir.
Eğitim de veriyor musunuz?
Atölyemde 4 yaşından itibaren sanatseverlerle seramik heykel resim torna çalışmaları yapıyoruz. Özellikle erkekler kurslara katılmak ve genelde heykel ve torna yapmak istiyor. Çocuklara ve yetişkinlere ayrı ayrı kurslar veriyorum. Bir ara karı kocalara eğitim verdik. Atölyeden ayrılmak istemiyorlardı.
Çamurla çalışmak nasıl iyi geliyor peki?
Severek, isteyerek, endişeden uzak durulup anı hissederek yapılan her şey insanlara iyi gelir. Dolayısıyla çamur yani seramik de öyle. Kurs saatlerinde atölyede güzel bir müzik açar, odayı ışıklandırır ve lezzetli ikramlar yaparız. İnsanlar atölyede seramik yaparken dertlerini unuturlar. Kanserden kaybettiğim bir dostum vardı. Son senelerini atölyede çok keyifli geçirdi. Çok sevdik, çok sevildik. Sonra onun kızı geldi. Annesinin yaptığı şeyleri tamamladı. Böyle çok özel anlar oluyor. Erkek arkadaşını kaybetmiş bir kız gelmişti. Sevgilisinin heykelini yaptı. Eşini kaybeden bir kadın kocasının mezar taşını yaptı. Annesini kaybeden bir kız geldi, 12 yaşındaydı.
Çocuklar neler yapıyor?
Çocuklar atölyeye bayılıyor. Çünkü atölye onların deşarj mekanı oluyor. Anne babaları almıyorum. “Burası sizin” diyorum. Onlar için hem liman hem eğlence yeri hem de saçmalayacağı bir mekan olup çıkıyor. onlara sadece teknik öğretiyor, yol gösteriyoruz. Hayallerindeki karakterleri, hayvanları yapıyorlar. Özellikle 0-6 yaş çok önemli. Çünkü onlar için karar zamanı. Hayatla ilgili karaların alındığı zamanlar. O dönemde kararlarımızı alıp bütün hayatımızı o kararlar üzerinde yaşıyoruz. Umarım seramik, çamurla iletişim onlara güç, enerji, özgüven verir kararlarını verirken o güzel yüreklerini sevgiyle doldurur.