Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Polemik Osmanlı tarihi Amerikalılara emanet

        ZAMAN Gazetesi’nde çıkan Mehmet Demirci imzalı bir haberde, ABD’de yayımlanan Armchair General adlı dergideki bir makaleden söz ediliyor. Derginin nisan sayısının kapak konusu olan bu makalede, Atatürk, Osmanlı ve Ortadoğu barışı gibi konular var. Zaman’daki haber, makalenin tamamını yansıtmanın çok uzağında, ama yalnızca aktardıklarının üzerinden bile çok şey söylenebilir.

        Öncelikle derginin adını (Armchair General), “Koltuk generali” olarak çevirmişler. Hiçbir şey ifade etmiyor. Bu terim, doğrudan doğruya sahada bilfiil yapılması gereken işler için masa

        başından ahkâm kesenleri belirtmek üzere kullanılır. Örneğin gidip yerinde araştırma yapması gereken bir dedektifin, işi masa başından yürütmeye kalkması halinde “armchair dedective” denilir. Bu dergi de kendine böyle kinayeli bir ad vermiş. Doğru Türkçesi “Masa başı generali” veya “paşası” olmalıydı.

        Söz konusu yazıyı yazan Amerikalı emekli subay ve stratejistin, Osmanlı’yı “üç kıtaya hâkim olan süper güç” olarak nitelemesi “iftiharla” aktarılıyor. Ülkemizdeki tarih öğretiminin de temel düsturu olan bu iddia külliyen yanlıştır. Üç kıta, yani Avrupa, Asya ve Afrika. Osmanlının bunlardan en büyük genişlemeyi kaydettiği Avrupa’daki alanı bile kıtanın onda birinden küçüktür. Örneğin Macaristan’daki egemenliği hayalidir, buradaki yaklaşık 150 yıllık varlığı esnasında 100’e yakın “Budin paşası” değiştirmesi de bunun kanıtıdır. Balkanlarda, Bulgaristan ve Makedonya dışındaki egemenliği de çok gevşektir. Arnavutluk, sürekli ayaklanma halindedir vb. Asya’da ise İran sınırında durmuştur. Arap topraklarındaki egemenliği varla yok arasındadır. Afrika’da, Garp Ocakları denilen Libya, Tunus ve Cezayir’de hükmü hiç geçmemektedir. Bu eyaletler, yerel “dayı”ların yönetimindedir.

        Mısır’da yerli sülaleler egemendir, sadece yılda bir kez küçük bir vergi alınmaktadır. Afrika’daki Osmanlı varlığı o kadar cılızdır ki, örneğin Habeşistan “beylerbeyliği”ne tayin edecek adam bulunamamaktadır. Yer darlığından kısaca söylemek üzere, Osmanlı yalnızca

        Anadolu’da ve Rumeli’nin de bir bölümünde gerçekten egemen olabilmiştir.

        Amerikalı emekli subay Ralph Peters‘in, “Osmanlı savaşın icat olduğu topraklarda bütün hatalarına rağmen barışı oluşturmayı ve sürdürmeyi başardı” sözü de bir “şehir efsanesi”dir. Osmanlı, hiçbir zaman tam egemen olamadığı bu topraklarda barışı hiçbir zaman sağlayamamıştır. Çok iyi bilinen Tepedelenli Ali Paşa veya Kavalalı Mehmet Ali Paşa‘nın Osmanlı’ya nasıl kök söktürdüklerini zikretmek yeterlidir. Osmanlı, Arap kabileleri

        arasındaki sürekli savaşları engellemekte bile aciz kalmıştır.

        Bundan beteri, Anadolu ve Rumeli’deki isyanlarla çoğu zaman başa çıkamamıştır. 16. yüzyılın hemen başında ortaya çıkan Celali İsyanları 150 yıl kadar sürmüş ve bir avuç asiye boyun eğdiremeyen Osmanlı, çareyi onları asker, reislerini de paşa yapmakta bulmuştur.

        Ralph Peters‘in Ortadoğu’da barışın sağlanamamasının nedenini “Osmanlı’nın buradan

        gitmesine” bağlaması da tam anlamıyla yanlıştır. Diğer konular bir yana, Ortadoğu’yu sürekli savaş halinde tutan temel olgu olan İsrail devletinin kurulması, daha Osmanlı bu bölgenin hâkimi iken, onun bilgisi dahilinde (ve önleyemediği için) başlamıştır.

        Sadece örnek olsun diye, Moiz Montefiore, 1860’tan itibaren Kudüs’te Yahudi yerleşimini başlatmıştır. Charles Netter, 1870’te Osmanlı yönetiminden 250 hektar toprak satın alarak,

        Mihve-Israel adlı çiftlik-okul’u kurmuştur. Burada yetişen Yahudi çiftçiler sürekli toprak satın alırken, 1882’den itibaren Rus ve Rumen çiftçi Yahudilerin hızlı bir yerleşimi yaşanmıştır. Bu dönemde oluşan birçok Yahudi köyünden biri olan Zihron Yaakov’un nüfusu 1000’e dayanmıştır. Sadece Kudüs’ü zikretmek üzere, 1862’de bu kentteki Yahudi nüfusu 7 bin

        iken, 1902’de 50 bine çıkmış ve çoğunluk onlara geçmiştir. Yani İsrail kurulmuştur bile.

        Osmanlı’yı Amerikalı emekli subaylara methettirerek gerçeklerin üstünü örtmenin bize ne yararı var acaba?

        makilicbay@haberturk.com