"Silivri TRT-3'ten verilsin"
Kılıçdaroğlu: "Darbe varsa, halk öğrensin. Yassıada radyodan verildi. 1960'ta yapılanı 2011'de yapamaz mıyız?"
Dikkat ettim, her konuya başlangıçta aynı cümleyi kurdu. “Bu konuda da ezberleri bozacağız...” Kuzey Irak’a yapacağı geziden söz ederken de... Dersim katliamıyla ilgili görüşlerini paylaşırken de... Silivri duruşmalarının televizyondan naklen verilmesini isterken de... MİT’in, “Nâzım’ın kaçışı, Sabahattin Ali’nin öldürüşü” gibi zamanaşımına uğramış konularda belgelerini kamuoyuna açmasını önerirken de söze hep bu cümleyle başladı. İngiltere’de yaşayan Türkler ve İngiliz İşçi Partisi temsilcileriyle buluşmak; London School of Economics ve Chatham House’ta konuşma yapmak için Londra yolundaki sohbetimizde CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, yakın geçmiş parti yönetiminden çok daha farklı bir duruş sergilediğini gösterdi.
KUZEY IRAK’A ZİYARET
Söze mart ayının ortalarında gerçekleştirmek istediği Irak gezisiyle başladı. Sadece Bağdat’la sınırlı kalmak istemediğini, Kuzey Irak’ın üç önemli kenti Süleymaniye, Erbil ve Kerkük’e de gitmek istediğini bildirdi. “Daha kesinleşmedi. Sadece Bağdat gözüküyor. Eğer Barzani oraya gelirse Bağdat’ta görüşebilirim” dedi. Bu tavrı, Kuzey Irak yönetimine yakın geçmişte CHP’nin bakışının değişimi anlamına mı geliyordu? Çünkü çok değil, üç yıl önce Sosyalist Enternasyonal toplantısında selefi Deniz Baykal’ın konuşmasına Kuzey Iraklı Kürt liderler Celal Talabani ve Mesud Barzani tepki gösterip salonu terk etmişti. Sadece Baykal değil, CHP parti politikası da K.Iraklı Kürt yöneticilere soğuk yaklaşmayı emreder tarzdaydı. Bu gezi, barış çubuğunun içilecek olması anlamına mı geliyordu?
HALKIN PENCERESİ
Kılıçdaroğlu, K.Irak’a bakışlarının değiştiğini şu sözle dile getirdi: “Yeni CHP artık devletin penceresinden değil, halkın penceresinden meselelere bakarak karar verecek...” Sosyalist Enternasyonal sırasında Talabani ile karşılaşıp konuştuğunu ve davet aldığını söyledi. K.Irak’ta yaşayan halkın Türkiye’de çok sayıda akrabasının olduğundan söz etti. “Değişimin adresi artık biziz; AKP statükonun adresi olarak kaldı” dedi. Kılıçdaroğlu, TSK İç Hizmet yönergesi, yüzde 10 seçim barajı ve 12 Eylül ürünü yasaların değişememesini de örnek gösterdi. Başbakan Erdoğan’ın Balyoz soruşturması kapsamında dile getirdiği telefon dinlemelerine dikkat çekip ekledi: “Başbakan yasadışı telefon dinlemeden medet umuyorsa o zaman değişimden söz edemez. Olsa olsa baskının adresi olur. AKP kendi statükosunu oluşturuyor. Medyasını, işadamlarını oluşturdu. Bundan ödün vermeyecek bir yapı kuruyor.” İngiltere’deki temaslarında da Türkiye’nin AB üyeliği için destek isteyip bu konulardan söz edeceğini belirtti. “Sadece AKP söylemiyle Avrupa’da Türkiye’ye bakış açısı oluşturulmasını istemiyoruz” dedi.
MODEL ÜLKE
Halk isyanlarından sonra Ortadoğu ve Kuzey Afrika’dan gelen, “Türkiye’yi model almak istiyoruz” yönündeki taleplere ise bakışı farklı oldu: “Ben gelin bizi model alın diye öneri götürmem. Eğer Türkiye’nin özgürlük ve demokrasi mücadelesini, laikliğini model alıyorlarsa saygım var. Ama son söylemleri AKP çıkarıyor. Türkiye, AKP ile var olmadı; özgürlük, demokrasi, hukuk için bedel ödedi. Hele ki AKP yöneticilerine öykünmek de doğru değil.” Arap dünyasındaki sosyal demokratlarla görüşmeler yaptıklarını, CHP’nin internet sitesine Arapça sayfa koyduklarını da anımsattı. Farsça, Rusça sayfaların da ekleneceğini belirtti; gerekirse Kürtçe’nin de olabileceğinden söz etti.
‘ERBAKAN İLE PAYDAMIZ’
Söz önceki gün vefat eden Erbakan’dan açıldığında, “Bürokratıydım. Ama beni görevden de RP’li Necati Çelik almıştı” dedi. Erbakan’ın politikasını nasıl bulduğunu sorduğumda ise şu cümleyi kurdu: “Erbakan ile ortak paydamız vardı; o da milliciydi. Bizim de altı okumuzdan biri milliyetçilik. Ama bizimki evrenselliği göz ardı etmeyen bir milliyetçilik. Erbakan ile paydamız ise ekonominin milliciliği noktasındaydı.”
‘HALK ÖĞRENMELİ’
Bu aşamada sözü Silivri’deki mahkemeye getirdi. “Yargılamalar televizyon aracılığıyla verilmeli. Eğer darbe varsa bunu halkın öğrenmesi lazım. Hem iddiayı, hem savunmayı verelim. Kimin suçlu, kimin mazlum, kimin sahte belgeci olduğu ortaya çıksın. Japonlar Lockheed skandalında yargılamaları televizyondan verdiler. Halk kimin suçlu olduğunu gördü.” Bu aşamada sözü 1960 darbesine getirip devam etti: “27 Mayıs Yassıada yargılamaları radyodan verildi. 1960’ta yapılanı 2011’de mi yapamayacağız? TRT-3’ten yayınlansın. Eğer yasal engel varsa getirsinler biz kalkmasına yardımcı olalım. Ama yapamazlar. Çünkü AKP’nin kafasının arkasında getirmek istediği bir modeli var, onun için uğraşıyor.” Bugün yaşananları da “28 Şubat’ın rövanşı olarak değil, AKP’nin arzuladığı modeli hayata geçirme mücadelesi olarak” görmek gerektiğini vurguladı.
MİT BELGELERİ
Dersim katliamının arşivlerinin açılması talebini yineledi, Başbakan Erdoğan’a yüklendi: “Erdoğan ‘Belgeleri açıklarsam...’ diye şantaj kokan sözler söylüyordu. Getir haydi açıkla. Kimin ne yaptığını görelim...” Belge açıklamanın bununla sınırlı kalmaması gerektiğinin de altını çizdi. MİT’in elinde olan zamanaşımına uğramış tüm belgelerin ortaya çıkarılması gerektiğinden söz etti. Talebini şöyle dile getirdi: “Nâzım Hikmet nasıl kaçmış? Sabahattin Ali nasıl öldürülmüş? Bununla ilgili belgeler MİT arşivlerinde nasıl yer alıyor? Bu konularda belli duyumlardan yola çıkıp yazılanlardan bilgi sahibi olduk. Sadece onlar değil. Necip Fazıl Kısakürek ile ilgili de vardır. Devlet onları nasıl baskı altına almış, hangi yöntemlerle baskı uygulamış? Bunların ortaya çıkması lazım.” ABD, İngiltere ve Alman istihbaratlarının belli dönemlerde belgelerini açıkladıklarını da anımsattı. “Niye biz açıklamayalım? Eğer yasal bir engel varsa o konuda da desteğe hazırız” dedi.
Hayıflanmasına neden olan bir diğer konu ise son günlerde parti içindeki elektronik posta trafiğinin birileri tarafından emilip servis ediliyor olmasıydı. Üzerinde fazla durmadı, “AKP’nin bizim hazırladığımız doğru veya yanlış bazı verileri nasıl olup da elde ettiğini merak ediyorum” deyip sustu. Londra Heatrow Havalimanı’na indiğimizde ise kapı önünde bekleyen yüzlerce kişi, sanki bir Anadolu ilindeymiş gibi “Başbakan Kemal...” sloganlarıyla ortalığı inletiyordu.
‘İktidarı eleştiren hapsi boyluyor’
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Türkiye’de iktidarı eleştirmek ciddi bir sorumluluk gerektiriyor. Çünkü eleştirenler kendilerini kısa süre sonra hapiste bulabiliyorlar” dedi. Kılıçdaroğlu, Londra’da “Türkiye’nin İşçi Partili Dostları” grubunun kuruluşunun 4. yıldönümü dolayısıyla verilen resepsiyona katıldı. Londra’da yaşayan Türk toplumunun da büyük ilgi gösterdiği resepsiyonda konuşan Kılıçdaroğlu şunları belirtti: “CHP olarak daha fazla demokrasi, özgürlük, kadınerkek eşitliği istiyoruz. Bu konuda İşçi Partisi’nden de destek istiyoruz. Evrensel insan haklarını, özgürlükleri, demokrasiyi bütün koşullarıyla, kurallarıyla Türkiye’de de istiyoruz. Bu konuda ciddi bir biçimde mücadeleyi sürdüreceğiz. Türkiye’de hapiste gazeteci görmek istemiyoruz. 53 gazeteci şu anda hapiste. Yine Türkiye’de iktidarı eleştirmek ciddi bir sorumluluk gerektiriyor. Çünkü eleştirenler kendilerini kısa süre sonra hapiste bulabiliyorlar. AKP iktidarı buna ‘ileri demokrasi’ diyor.”
MİLİBAND’DAN DESTEK
Muhalefetteki İşçi Partisi’nin Genel Başkanı Ed Miliband da, “Kemal, İngiltere’ye hoşgeldin” diye başladığı konuşmasında, Haziran’da yapılacak genel seçimde CHP’nin iktidar olmasının en büyük dileği olduğunu belirterek Kılıçdaroğlu’na şans diledi. “Kamuoyu yoklamalarında yükseliyorsunuz. Sizden bu konuda ipucu almak istiyorum, çünkü belli ki çok iyi bir iş çıkarıyorsun” diyen Miliband, sosyal demokrat partilerin zor dönemler geçirdiğini belirtterek, “Birbirimizden öğrenerek ve beraber çalışarak başarılı olabiliriz. Liderliğinizde CHP’nin gittikçe güçlenmesini umuyorum” diye konuştu.