Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Dünkü “Siyasetin Devrilme Noktası” başlıklı yazımda en yenilmez olduğunu sanan, gücü mutlakmış gibi davranan iktidarlar döneminde bile bazen toplumdan çeşitli hoşnutsuzluk işaretleri gelebileceğini, ilk başlarda birbirleriyle bağlantısız gibi olan bu işaretlerin bir süre sonra bir araya gelerek birden toplumu bir kaynama noktasına itebileceğini, kaynama olduğunda ise taşan suyun güçlü iktidarı değiştirebileceğini anlatmış ve bunu “devrilme noktası” (tipping point) adlı teoriye bağlamıştım. Yine dün Zaman Gazetesi’nde Fehmi Koru, Taha Kıvanç imzalı analizinde çok farklı kavramlar kullanarak aynı sonuca ulaşmış ve yazım uzadığı için benim bugüne ertelemiş olduğum örneği vermiş. Çok da iyi yapmış, ben başka biri yazdı diye yazacağım konudan vazgeçmem, eğer bir vurgu yapılması gereken konuysa bu tekrarda yarar bile var.

        Son yazımda dedim ki, şimdi AKP belki hiç farkında değil ama toplumları devrilme noktasına götüren işaretler çoktan alınmaya başlandı. Türkiye’de seçimlerde son haftanın çok önemli olduğu ve gidişatın bir hafta içinde tamamen tersine dönebileceği söylenir; ben de almakta olduğum işaretlere göre Türkiye’nin seçim sürecinin en uzun son haftasına çoktan girilmiş olduğunu düşünüyorum. AKP farkında olmadan bir devrilme noktasına yaklaşıyor olabilir. Şimdi gelelim Taha Kıvanç’ın hatırlattığı klasik devrilme noktası olayına. ANAP sadece dindar kitlenin kemik oylarına dayanmıyordu, çok daha geniş bir destek sağlamıştı. İktidarı yenilmez görülüyordu. Özal ikonlaşmıştı. Erdoğan’dan çok daha fazla otoritesi vardı ve hatta onunki bağırmaya çağırmaya dayalı otorite de değildi. 1991 seçimine bu ortama gidildi.

        Çoğu insan ANAP’ın yenilmez olduğunu düşünüyor, onun için iktidarı çantada keklik görüyordu. Ama sadece buna konsantre olanlar, bugün olduğu gibi toplumun çeşitli kesimlerinden gelmekte olan hoşnutsuzluk/tepki işaretlerini göremiyorlardı. Küçük gibi görülen bu tepkiler iktidarı içten içe kemiriyordu.

        HÜRRİYET’İN BARINDA O GECE

        Seçim gecesi ben, Ankara Hürriyet’in artık efsane haline gelmiş olan barındaydım. Temsilcimiz Ertuğrul Özkök, Esen Ünür, Nurcan Akad ve ben hem içiyorduk hem de seçim sonuçlarını izliyorduk. Gecenin ilerleyen saatlerinde Özkök’ün yakın arkadaşı ve Özal’ın en yakın çevresinden olan Güneş Taner geldi bara. Üzerinden silindir gibi geçilen ANAP’ın durumu hakkında Özal’dan ilk izlenimlerini verecekti bize. Çünkü Çankaya’dan Özal’ın yanından yeni ayrılmıştı. Esen Ünür ve ben, hafif içkinin de tesiriyle onu dinleyeceğimize ANAP’a yüksek sesle kızmaya başladık. Özkök haklı olarak bize kızdı, “Dinleyip haber alacak yerde fikrinizi neden söylemek zorundasınız” dedi. Aslında biz azıcık Özkök’e de kızmaktaydık; çünkü o Turgut Özal’ı çok desteklemişti ve severdi. Yani biz, Güneş Taner’e laf söyler gibi yaparken aslında Ertuğrul Özkök’ün suratına söyleyemediklerimizi de ortaya döküp rahatlıyorduk. Biz nihayet susunca Güneş Taner, Köşk’teki ağır havayı anlattı. Mükemmel analizler yapan, inanılmaz derecede zeki olan Turgut Özal bile bu hiç beklemediği ani seçim yenilgisinin açıklamasını yapamıyordu. Bütün mutlak güç beklentileri ve egolar yerle bir olmuştu. Yıllar sonra düşünüyorum da o gece klasik bir “devrilme noktası” olayı yaşanmaktaydı. Toplum içten içe kaynamış, biriktirdiği öfkesini, duygularını birden açığa vurmuş ve seçim gecesinde kaynamakta olan su taşıp siyasetin devrilme noktasına ulaşılmıştı.

        Uzun iktidar yıllarından sonra egoları iyice tepelere vurmuş ve mutlak güce alışmış olan AKP yöneticileri, yakın tarihimizdeki bu örneği bence bir an önce incelesinler. Türkiye’de benzer bir sürecin yaşanacağını söylemek belki mümkün değil ama az çok benzer bir sürecin olabileceği yolunda çok işaret var. Bana inanmıyorlarsa ki buna hakları olabilir, ben kendileri açısından çok güvenilir bir insan olmayabilirim o zaman da daha yakın görecekleri Taha Kıvanç’ın dünkü yazısını bir defa daha okusunlar. Ben uyarımı yapayım da sonra tatsız sürprizler olmasın; çünkü 1991’de yaşanan hayal kırıklıklarının insanların omuzlarını nasıl düşürdüğünü bir defa gördüm, bunu tekrar görmek istemem; çünkü hoş bir görüntü olmuyor.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ