Yeni Türkiye'nin yeni Cumhurbaşkanı
Özcan Tikit yazdı...
Tarihçiler yarın, bugünleri nasıl yazacak bilemeyiz. Fakat bir gazeteci olarak benim tarihe düşeceğim not belli. Sezgilerim ve gördüklerim, bana Erdoğan’ın sadece Türkiye Cumhuriyeti’nin 12. Cumhurbaşkanı seçilmediğini söylüyor. Aklımdaki ses bana, “Erdoğan yeni Türkiye’nin 1’inci Cumhurbaşkanı seçildi” diye fısıldıyor. Nedeni mi? Hemen açıklayayım. Sorunun cevabı 12 yıllık bir mazinin satır aralarında gizli. Erdoğan, Başbakanlık koltuğuna oturduğunda sorunlar yumağı bir devlet bulmuştu karşısında. Devraldığı ülke, kardeşin kardeşi katlettiği bir Türkiye’ydi. Kürt’ün Kürt’üm diyemediği, türküsünü dahi özgürce söyleyemediği bir ülke devralmıştı.
Okullarında güne “Ne mutlu Türk’üm” andıyla başlanıyor olsa da bu ülkenin Türkleri de mutlu sayılmazdı. Türk annesi başörtülü olduğu için kışlaların kapısından giremiyor, yavrusuyla kucaklaşamıyordu. Başörtülü kızları eğitimden, iş hayatından dışlanıyor, dindarlık yobazlık belirtisi sayılıyordu. Gençler umutsuzdu. İşsizlik, çözülmesinden umut kesilmiş bir sorundu. Muhabirlik yıllarımdan çok iyi hatırlarım, eski Türkiye’nin sağlık sektöründe yaşanan zulmü. Hastane ücretlerini ödeyemediği için, babaların yeni doğmuş bebeklerini görüp evine götüremediği bir Türkiye vardı o günlerde. Anneler, bebekleriyle hastanelerde rehin tutuluyordu. Gazeteciler için sıradanlaşan bu haberler, AK Parti’nin ilk dönemiyle birlikte bıçak gibi kesildi. Hastaneler, eczaneler halka açıldı.
Eski Türkiye, IMF’nin borçları altında ezilen bir ülkeydi. Bir milyar dolar borç için kapı kapı dolaşılıyordu. Erdoğan sıkı bir ekonomik disiplinle bu ülkeyi ayaklarına takılmış bu prangadan kurtardı. Borç alan değil borç veren Türkiye’yi bir inşaat ustası gibi tuğla üstüne tuğla koyarak ördü. Evet yol medeniyetti ama eski Türkiye’nin yolları haraptı. Uzun yol şoförleri evden çıkarken çocuklarıyla vedalaşmak zorunda kalıyorlardı. Çünkü yollar ölüm saçıyordu. Erdoğan bugün en koyu karşıtının bile inkâr edemeyeceği bir atılımla Türkiye’yi baştan sona duble yollarla ördü. Büyükşehirleri metrolar, metrobüsler ve tramvaylarla tanıştırdı. İstanbul’da Marmaray’la tarih yazdı, Fatih Sultan Mehmed’in göğsünü kabarttı. Eski Türkiye’nin en meşhurları, vesayet kurumlarıydı. Askerler bir telefonla gazetelere manşet atıyor, hükümet deviriyor, Cumhurbaşkanı seçiyordu. Siyasete güven yerlerde sürünüyordu. En can alıcı sorunlara çare üretmesine izin verilmeyen, zaten öyle bir gayesi de olmayan bir siyaset söz konusuydu. Erdoğan sayısız darbe girişimine direnerek bu vesayet zincirlerini bir bir kırdı, siyaseti özgürleştirdi.
Geçmişiyle yüzleşemeyen bir Türkiye’ydi eski Türkiye. O, bu devleti geçmişiyle yüzleşmeyi öğretti. Öyleydi böyleydi demedi. Cesur davranıp, Dersim’deki Alevi katliamı için özür diledi, 1915’te katledilen Ermenilerin torunlara “Başınız sağolsun” dedi. Üstelik bunları hem Türkiye hem de dünya çok zor zamanlardan geçerken başardı. 2003’te yanı başımızdaki Irak işgal edildi. 2008’de dünya 1930’lu yıllardan bu yana görülmüş en büyük ekonomik buhrana kapıldı. Ortadoğu, Arap Baharı’yla tanıştı, iç savaşlar, askeri darbeler sıradanlaştı. Ukrayna, Rusya tarafından işgal edildi, soğuk savaş geri döndü. Dünya böylesine büyük tufanlarla boğuşurken Erdoğan, Türkiye’yi tüm belalardan korumayı başardı. Krizleri fırsata çevirerek Türkiye’yi bağımsız dış politikası, küresel vizyonu olan, bölgesel bir güç haline getirdi. Netice-i kelam, Erdoğan’ın 12 yılda kırdığı zincirleri saya saya bitiremeyiz. Henüz yapacak çok işinin olduğuysa aşikâr. Lakin şurası kesin ki; Erdoğan eski Türkiye’yi modernleştirerek adeta yeni bir Türkiye kurdu. Sonra da kurduğu bu yeni Türkiye’nin, “Cumhur” tarafından seçilen ilk “Başkan”ı oldu. Hepimiz için hayırlı olsun.