Bir ihanetin anatomisi
7 Mayıs'ta sandığa giden İngilizler, anketçileri hüsrana uğratan bir tabloya imzalarını attı: İktidara ortak olması beklenen Ed Miliband'in liderliğindeki İşçi Partisi, oy artırmak bir yana 25 sandalye kaybetti; David Cameron'ın Muhafazakâr Partisi tek başına iktidar oldu. Kamuoyu hâlâ şu sorunun peşinde: İşçi Partisi'ni seçimlere Ed Miliband değil de ağabeyi David Miliband götürse, sonuç farklı mı olurdu? İşte sürpriz sonucun altında yatan, modern siyasetin en meşhur "kardeş katli" hikâyesi
Anıl EMRE/HT PAZAR
İngiltere’deki seçimlerin üzerinden haftalar geçti, ancak İngiliz basını hâlâ aynı konuyu tartışıyor. Kamuoyunun aklını kurcalayan soru şu: Acaba iktidara geleceği düşünülürken beklentilerin çok altında oy alan İşçi Partisi’ni seçimlere Ed Miliband değil de ağabeyi David Miliband götürse, sonuç farklı mı olurdu? Bu sorunun altında, Miliband’ların unutmak istediği ancak kamuoyunun ve basının onlara ömür boyu unutturmayacağı, Shakespeare’in anavatanına yakışır bir “ihanet hikâyesi” yatıyor. Miliband Ailesi’nin ilham verici öyküsünün tohumları II. Dünya Savaşı’nda atılıyor. Ed ve David’in babası Ralph Miliband, 1940 yılında Nazi işgalinden hemen önce İngiltere’ye kaçmış bir Belçikalı. Anneleri Marion ise bir Polonyalı. İnfaz edilmekten son anda kurtulup savaş boyunca saklandı. Ve 2. Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle, 12 yaşında İngiltere’nin yolunu tuttu. İkisi de akrabalarının çoğunu toplama kamplarında kaybetti. Marion ve Ralph, Londra’da, dünyanın en prestijli üniversitelerinden LSE’de tanıştılar. Marion, Ralph’ın öğrencisi. 1961 yılında evlenen çift, 1965 yılında oğulları David’i, 1969’da ise Ed’i dünyaya getirdi.
14 YAŞINDA TARIK ALİ İLE SOHBETTE
Ünlü bir sosyolog olan Ralph Miliband sıkı bir Marksist ve İngiltere’nin önemli entelektüellerinden biri. Marion da sol görüşleriyle tanınan bir insan hakları savunucusu... Oğullarıyla, küçük yaşlarından itibaren birer yetişkin gibi politika tartıştılar. Ülkenin önemli sol entelektüellerinin katıldığı yemekli sohbetlerde de iki küçük kardeş her zaman yerini alırdı. Ed ve David, Tarık Ali ve Ken Livingstone gibi dönemin en önemli düşünür ve aktivistleriyle hararetli politik tartışmalara girerek büyüdüler. Önce David, ardından Ed, Oxford’da İngilizlerin “PPE” diye tabir ettiği, prestijli Politika-Felsefe- Ekonomi bölümünden mezun oldu. İkisi de siyasi danışman olarak İşçi Partisi’ne girdi. Bu hikâyedeki büyük ironilerinden biri, İngiliz tarihinde İşçi Partisi’ni en ağır eleştiren düşünürlerden biri olan Ralph Miliband’ın iki oğlunun da bu partide siyaset yapması. Ancak siyasete ve toplumsal olaylara olan merakları babalarından geliyordu, her ne kadar onun katı Marksist görüşlerini paylaşmasalar da.
DAVID MERKEZE YAKIN, ED SOLDA
David, orta sınıfı ön planda tutan ve liberal ekonomiden yana Başbakan Tony Blair’le çalışırken, Ed ise solculuğunu daha çok öne çıkaran Finans Bakanı Gordon Brown’a yakındı. Danışmanlıktaki başarıları ödüllendirildi, David 2001 yılında, Ed ise 2005 yılında parlamento üyesi olarak aktif siyasete atıldı. Ancak parlamento üyeliği 2 kardeşi de tatmin etmemişti.
70 YIL SONRA KABİNEDE İKİ KARDEŞ
David’i 2006 yılında Çevre Bakanı olarak atayan Başbakan Tony Blair, 2007 yılında koltuğunu teamül gereği Gordon Brown’a bıraktı. Tony Blair’den sonra İşçi Partisi’ni seçimlere götürecek yeni lider gözüyle bakılan David, partinin ağır toplarının tüm ısrarlarına rağmen Gordon Brown’la parti başkanlığı için yarışa girmeyeceğini açıkladı. Bir rivayete göre partinin başına geçmek isteyen Ed, abisinin karşısında henüz şansı olmayacağı için David’i caydırmıştı. Ve David 2007 yılında Brown tarafından Dışişleri Bakanlığı’na getirildi. David Miliband, İngiliz politikasında müthiş bir önem atfedilen bu makama 42 yaşında gelmesiyle tarihin en genç üçüncü Dışişleri Bakanı oldu. Ed ise ertesi yıl Enerji Bakanlığı’na atanarak kabinede abisine katılmış oldu. Böylece 70 yıl sonra ilk defa iki kardeş, İngiliz bakanlar kabinesinde aynı anda görev yapıyordu.
GORDON BROWN’IN İSTİFASI
Ancak David ile Başbakan Brown arasındaki fikir ayrılıkları giderek hissedilir olmaya başladı. David, 2008’de İngiltere’nin önemli gazetelerinden birine yazdığı yazıda, İşçi Partisi’nin geleceği konusundaki vizyonunu açıklarken Brown’un adını dahi anmadı. Tansiyon iyice yükseltmişti. Bir tarafta David’i istifaya çağıranlar ve Brown’a onu görevden alması yönünde çağrıda bulunanlar; diğer tarafta da seçime Brown’la gidilmemesi gerektiğini belirten ve David’e destek verenler, partiyi ikiye bölmüştü. Ed, her ne kadar tarafsız görünmeye çalışsa da akıl hocası Brown’u desteklediği ortadaydı. İşçi Partisi’nin 2010 yılında Brown’un liderliğinde girdiği seçimlerden yenilgiyle çıkması, Brown’un istifasını getirdi. Bu da partinin liderliği için seçime gidilmesi anlamına geliyordu. En güçlü aday David’di.
ÖNCE DAVID, SONRA KARDEŞİ ED ADAY OLDU
Ed, hayatı boyunca abisinin izinden gitti. Siyasi kariyeri boyunca, İngiliz siyasi çevrelerinde ve hatta pek de tanınmadığı kamuoyunda “Diğer Miliband” olarak anıldığını kendisi de kabul ediyor. Lakin, abisinin gölgesinde kalmaktan sıkıldığı için mi, iddia ettiği gibi tamamen ideolojik sebeplerden mi, yoksa bir rivayete göre Gordon Brown’un kendisini aday olması için ikna ettiğinden mi bilinmez; Ed Miliband, Brown’un istifasından 2 gün sonra adaylığını açıklayan David’in karşısına rakip olarak çıkacağını bildirdi. Böylece İngiliz basınının “kardeş katli” ve “ihanet” gibi kavramlarla tanımladığı süreç başladı...
SON TURA MILIBAND KARDEŞLER KALDI
Onu çok sevdiğini, ancak “partinin ruhu” adına abisiyle savaşmak zorunda olduğunu anlatan Ed ile kardeşinin yarışa katılmasına saygı duyduğunu söyleyen David arasında görünürde bir sorun yoktu. Fakat seçim ekiplerinin birbirleri aleyhinde sloganlar ve yakışıksız lakaplar ürettiği, amansız bir savaşa girdikleri herkes tarafından biliniyordu. Seçim öncesi Ed, “deneyimsiz” ve “karizma yoksunu” diye itham ediliyor; David ise “fazla kibirli” ve “burnu havada” bulunuyordu. Beş adayın katıldığı seçimin ilk 3 turunda David galip geldi. Son tur, iki kardeş arasında geçecekti.
VE SONUÇLAR AÇIKLANIR
Parti tabanının büyük bir kısmını oluşturan sendikacıların oyları sayesinde Ed, abisini çok küçük bir farkla geçti ve partinin yeni başkanı oldu. David’in yüzde bir civarı küçük bir farkla yenilmesinin ardındaki sebep, partinin ağır toplarına fazla güvenmesi ve parlamenterlerin desteğini almak için yeterince çalışmaması gösterildi. 25 Eylül 2010 akşamı sonuçlar açıklandığında adaylar ve partililerin toplanmış olduğu salona büyük bir sessizlik hâkimdi. David, medeni bir şekilde kardeşini kucaklayıp tebrik etse de tüm partililer hayal kırıklıklarını saklamakta bu kadar başarılı değildi. Ed sahne arkasına gittiğinde kendisini karşılaması gereken parti görevlilerinin hiçbiri yoktu, efkâr dağıtmak için bara gitmişlerdi.
ARALARI ESKİSİ GİBİ DEĞİLDİ ARTIK
Ed seçildikten sonra abisiyle beraber çalışmak istediğini söylese de David, İngiliz siyasetinde “gölge kabine” olarak adlandırılan anamuhalefet kabinesinde yer almaya hiç niyetli değildi. İki kardeşin arası bir daha asla eskisi gibi olmadı. David, parlamenterliğe 3 yıl daha devam ettikten sonra 2013’te siyaseti bırakarak Amerika’ya taşınma kararı aldı. New York merkezli uluslararası bir yardım kuruluşu olan International Rescue Commitee’nin başına geçti.
İHANETİN BEDELİ
2010 yılında anamuhalefetin başına geçen Ed’in hedefi artık iktidardı. Sosyalizm soslu, yüksek vergileri ön planda tutan, merkezden uzak politik görüşleriyle parti içinden yoğun eleştiriler alıyordu. Blair ekolünün başardığı ve partinin başına gelseydi abisinin devam ettireceği, orta sınıfı ön planda tutan merkez sol politikalardan uzaklaşmakla suçlandı. Bu eleştirileri yapanlardan biri de elbette David Miliband’di. Kardeşine şans dilediğini ancak yanlış politik mesajlar verdiğini İngiliz basınına anlattı. 7 Mayıs 2015’te yapılan genel seçimlerin sonucu ise David’i tekrar siyaset gündemine taşıyacaktı...
‘DAVID OLSA KAZANIRDIK’
Anketçilerin hüsrana uğradığı seçimde, beklenti İşçi Partisi’nin iktidara ortak olmasıydı. Lakin, oy artırmak bir yana 25 sandalye kaybettiler. Ed Miliband’in İşçi Partisi, başa baş gittiği söylenen Muhafazakâr Parti’ye tek başına iktidarı, birçok partiliye göre altın tabakta sunmuştu. Seçimin hemen sonrasında İşçi Partisi’nden “David olsa kazanırdık” yorumları gelmeye başladı. Ed’in ihanetinin seçmeni ciddi şekilde etkilediği, “abisine ihanet eden birine nasıl güvenip ülkeyi emanet edeceğini” sorgulayan seçmenin Ed’i sandıkta hüsrana uğrattığı konuşuldu. Sonuçlar açıklanınca tüm sorumluluğu üzerine alan parti lideri, anında istifasını verdi. Yakında yapılacak olan İşçi Partisi liderlik seçiminde David Miliband’i koltukta görmek istediğini söyleyen hatırı sayılır bir kesim olsa da kendisinin şimdilik böyle bir niyeti yok. “Şimdilik”, çünkü İngiliz basınına verdiği röportajda bu sefer aday olmayacağını, ancak siyasete kapıyı kapatmadığını ima ediyor. Ed Miliband’in ise bir daha lider olma şansı muhtemelen sıfır.