Dün doların enflasyonla seyrini işledik. Zaman zaman enflasyon artışı doları tetiklese de, bu durum geçmiş 58 yılda çok az görüldü. Çok görüleni ise dolar kurunun artışının enflasyonu tetiklemesi ve peşinden sürüklemesiydi. Haklı olarak bazı okurlar analiz iyi de çözüm ne diye sordu? Kur -enflasyon sarmalından nasıl kurtuluruz diye sordu?

İHRACATI ARTIR, İTHALATI DÜŞÜR

-Sorunun sihirli tek formüllü bir cevabı yok. Söz konusu olan dolar kuru ve kurun istikrar kazanmasıyla o zaman döviz kazancımızı artıracağız. En kestirme yanıt veya en kalıcı ve doğal çözüm bu. Diyelim ki ihracatın milli gelir içindeki payını 5 puan artırmak iyi bir çözüm olabilir.

-İthalatı azaltmak da bir çözümdür. Bu anlamda yüzde 30’lar civarında seyreden ithalatın yüzde 25’ler civarına çekilmesi, dış ticaretin dengelenmesi anlamına gelir ki, Türkiye’nin tarihsel döviz açığı sorununu çözer. Bu kadar cari açık vermeye, dış kaynakları kullanmaya, dış borcu kabartmaya gerek kalmaz.

DEĞİŞİM İÇİN ÜÇ HAMLE

-Ancak bunu sağlamak hiç de kolay değildir. Bir kere üretimin yapısında ciddi bir değişimi gerekli kılar. Hem sanayide hem de tarımda ilerleme için zorunlu bir hamledir.

-Sadece üretimde değişmeyle de olmaz. Ticari hayatta da baştan sona düzenlemeye gidilmeli ve rekabet yaygınlaştırılmalıdır. Reformların yapılması bütün bunlar için ön şartlardan biridir.

-Bir de iş dünyasının güvenini kazanmak ve yatırım hamlesine heveslendirmek lazımdır. Enflasyon ve faizlerin düşürülmesi yanında yatırım ve iş ortamının iyileştirilmesi de lazımdır ama yetmez. Yanına kurumların güçlendirilmesi, yargının bağımsızlığı ve iyi işlemesi, hukukun üstünlüğünün sağlanması da eklenmelidir.

PARASAL GENİŞLEME VE KUR

-Ekonominin daha rekabetçi ve ihracatçı yapıya kavuşurken, daha verimli çalışması sağlanırken, aynı zamanda rekabetçi kur da uygulamalıdır. Bunun da öyle kolay olmadığını yine dün işlemiştik.

- Rekabetçi kur en azından enflasyona yakın seyreden kurdur. Bu da ilk başta ekonomiyi kur-enflasyon sarmalından kurtarmıyor, aksine sarmala devam anlamına geliyor.

-Kaldı ki son zamanlarda hem Merkez Bankası bilançosundaki yedek akçenin kullanılması, hem de zorunlu karşılık düzenlemesiyle bankacılık sisteminin kredi artışına zorlanması bir parasal genişlemedir.

-Bu da kazandığımız veya yurda giren dövizden daha fazla TL yarattığımızın resmidir. TL’deki kaybın matematiksel açıklaması da budur.

KREDİ FAİZİ % 12.92’YE DÜŞTÜ

-Bankacılık sisteminin kullandırdığı TL ticari kredilerinin ortalama faizi, kredili mevduat hesabı ve kurumsal kredi kartları hariç olmak üzere 16 Ağustos tarihi itibariyle yüzde 12.92’ye düşürüldü. 9 Ağustos haftasında yüzde 20.30 düzeyinde olan ticari kredi faizi bir haftada 7.4 puan düştü. Aynı şekilde konut kredi faizleri de bankaların ortalaması olarak yüzde 12.95 düzeyine indi.

MEVDUAT FAİZİ % 17.82’DE

-Halbuki bankaların topladıkları mevduata uyguladıkları ortalama faiz bütün vadeler için yüzde 17.82’dir. En yaygın mevduat türü olan 3 aylık vadenin faizi yüzde 17.86’dır.

-Temmuz itibariyle tüketici enflasyonu yüzde 16.65’tir. Hem konut kredisi hem de TL ticari kullananlar bu parayı bankaya yatırsalar bugün için 3-4 puanlık faiz geliri elde edebilirler.

TERSİNE FAİZ MAKASI ALTIN FIRSAT

-Normalde mevduat faizinin daha yüksek olması gerekir. Bu tersine faiz makasının, mevduat yapmaktan ziyade kredi yeniden yapılandırılmasında kullanıldığını düşünüyoruz.

-Gerçekte kredilerini yapılandırmak isteyen veya borçlarını ödeyemeyen şirketlere, bugünkü enflasyonun 3.73 puan, mevduat faizlerinin de 4.90 puan altından bir oranla yapılandırılma fırsatı veriliyor. Tersine faiz makası kredi kullanmak ve borcunu yeniden yapılandırmak için altın bir fırsattır.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!