Küresel siyasi, askeri ve ekonomik yapının mimarı olan Amerika Birleşik Devletleri, Donald Trump başkanlığında bu düzeni içeriden ve kendi eliyle yıkıyor. Üstelik bu yıkım planlı, zamana yayılmış ve rasyonel bir dönüşüm süreci değil.
Aksine, anlık kararlar, sert güç gösterileri ve uluslararası hukuk kadar ABD’nin kendi kurumsal dengelerini de zorlayan reflekslerle ilerliyor.
Normal koşullarda bu ölçekte bir küresel gücün attığı adımlar geri alınmaz. Hele ki bu adımlar, askeri müdahale ya da merkez bankası bağımsızlığı gibi sistemin omurgasına temas ediyorsa. Ancak Trump geçen hafta iki kritik başlıkta açık biçimde geri adım attı. Bu durum, atılan adımların kendisinden bile daha güçlü bir sinyal üretiyor.
Soru artık şu noktada düğümleniyor: Trump gerçekten kaotik atmosferden mi çekindi, yoksa piyasalar bu geri adım attıracak kadar kırılgan ve endişeli mi?
İlk geri adım İran’da frene basmak
İran meselesi, bu yeni dönemin en çarpıcı örneklerinden biri. Rejim karşıtı protestolarla sarsılan bir ülke, sertleşen Washington söylemi ve açık biçimde verilen “yardım yolda” mesajları. Bir noktadan sonra iş, doğrudan askeri müdahale ihtimaline kadar ilerledi. Kulislere yansıyan bilgilere göre askeri hazırlıklar tamamlandı, uçaklar havalandı ve operasyonel planlar devreye alındı.
Ancak tam son anda gelen bir “geri dönün” talimatı ile süreç durduruldu. Bu, klasik bir taktik geri çekilme değil. Bu, müdahalenin yaratacağı sonuçların askeri olarak değil, siyasi ve ekonomik olarak kontrol edilemeyeceğinin kabulüdür.
Afganistan ve Irak örnekleri hâlâ hafızalardayken, İran gibi tarihsel, sosyolojik ve jeopolitik derinliği olan bir ülkede dış müdahalenin rejimi dönüştürmek yerine daha sert ve kalıcı sonuçlar doğuracağı Trump’a anlatılmış görünüyor.
Burada aklıselim devreye girdi. Belki operasyon ertelendi, belki yöntem değiştirildi ama kesin olan şu: Trump, askeri güç kullanımı konusunda beklenmedik bir biçimde frene bastı.
İkinci geri adım Fed’e kabul edilebilir başkan
Asıl yapısal ve piyasa açısından daha kritik geri adım ise Fed başkanlığı ataması sürecinde yaşandı. Trump, piyasalarla pazarlığı en sert noktadan açtı. En radikal, en bağımsızlıktan uzak ve başkana en yakın duracak isimle nabız yokladı. Ancak bu isim daha duyulur duyulmaz finansal piyasalarda sert bir refleks ortaya çıktı.
•Tahvil faizleri yukarı yöneldi ve borçlanma maliyetleri arttı.
• Altın ve diğer kıymetli metaller yükseldi, ardından düştü, küresel piyasalarında dalgalanma yaşandı.
• ABD’nin üç endeksi de değer kaybetti, piyasalarında risk iştahı bozuldu.
Piyasaların verdiği mesaj son derece netti: Para politikasının siyasi talimatla şekillenme ihtimali, sistem için kabul edilemez bir risktir. Merkez bankası bağımsızlığı, dünya parası doların ve modern finansal düzenin kırmızı çizgisidir.
Trump bu noktada bir kez daha geri adım attığına göre kendisine muhtemelen şu sert gerçek hatırlatıldı: “Yanlış bir isim, piyasalar açısından çöküş riskini tetikler. Toparlama işi yine Fed’e düşer. Ancak baştan güven sorunu yaşadığı için, bu kişi piyasaları toparlayamaz. Çöküşü yaratanla çözen aynı olamaz. Bu kez de siyasi otoriteye güven kırılır.”
Sonuçta piyasaların kabul edebileceği, kurumu bilen ve siyasi baskıya tamamen açık olmayan isimler yeniden öne çıktı. Kevin Warsh ve Christopher Waller gibi Fed içinden gelen adaylar ile BlackRock’ın küresel sabit getirideki en güçlü isimlerinden Rick Rieder bu nedenle piyasalar tarafından daha olumlu karşılandı.
Geri dönüşler pozitif ama kurtarıcı değil
Hem İran dosyasında hem de Fed atamasında gelen bu iki geri adımın ardından, başta altın olmak üzere değerli metallerdeki sert yükselişler kesildi. Tansiyon kısa süreli olsa da düştü.
Bunda da jeopolitik risklerden birinin gündemden düşmesi yanında Fed’e başkan atanması düğümünün de bir ölçüde çözüm yoluna girmesi etkili. Yılın en önemli risklerinden biri ikisi devre dışı kalıyorsa güvenli liman arayışı da düşer.
Ancak Trump’ın durduk yere geri adım atmayacağı bilinir; geri adım, genellikle piyasalardaki daha büyük bir baskının göstergesidir.
Sıradaki fay hattı borçlanma limiti
Zaten ocak ayı sonunda ABD’de borçlanma sınırı yeniden gündeme geliyor. Trump, son hükümet kapanmalarından siyasi kazanç sağlayamadı. Demokratlar ise bu kez çok daha sert ve çatışma anına hazırlıklı. Borçlanma limitinin artırılması, Trump’ın olağanüstü yetkilerinin sınırlandırılması şartına bağlanabilir.
Pazarlık uzarsa da hükümet şubat ayında yeniden kapanabilir ve piyasalarda yeni bir belirsizlik dalgası oluşur. Küresel risk iştahının bu kadar hassas olduğu bir dönemde bu başlık son derece kritik.
Çünkü ABD’nin borçlanma limiti tartışmaları artık mali bir teknik konu değil, küresel finansal sistemin sinir uçlarına dokunan bir güven testi haline gelmiştir.
Grönland üzerinden düzen tartışması
Trump’ın “benim olacak” dediği Grönland, Danimarka’ya ait, Avrupa Birliği toprağı ve NATO müttefiki bir bölge.
Üstelik ABD’nin adada zaten askeri üs kurma ve kullanma hakkı bulunuyor. Buna rağmen Trump, Grönland’ın doğrudan ABD toprağı olması gerektiğini savunuyor.
Gerekçe tanıdık: Eğer ada Danimarka’da kalırsa Rusya ve Çin’in etki alanına girebilir. Rusya’dan fırlatılacak bir füze de Grönland’dan geçmek durumunda. Buraya kurulacak bir altın kubbe ile füze saldırısı önlenebilir.
Ancak Trump başarılı olursa, bu sadece bir toprak kazanımı anlamına gelmez, Nato da kaybedilir. 5. Madde çalışmayacağı için bu, NATO’nun fiilen işlevsiz hale gelmesi anlamına gelir. Bu nedenle bazı çevreler, asıl hedefin güvenlik mimarisini kökten değiştirmek ve ABD’nin kendisini Nato dışına attırılmasını sağlamak olduğunu yorumunu da yapıyor.
Dikkat çekici olan, Rusya ve Çin’in bu süreçte neredeyse sessiz kalmasıdır. Muhtemelen bekliyorlar. Çünkü ABD bu hamleyi yaparsa, Avrupa’nın güvenlik mimarisi çökecek, Nato patlayacak ve ortaya çıkacak jeopolitik boşluklara Rusya yerleşecektir. Bunu da Grönland’ın kaybından daha büyük kazanç saymaktadır.
Kağıttan fiziki varlığa kaçış
Küresel piyasalar jeopolitik dalgalarla boğuşurken asıl güçlü ve yapısal hareket değerli metallerde yaşanıyor. Altınla başlayan yükseliş gümüşle hızlandı, paladyumla sürdü ve bakırla genişledi.
ABD gümrük duvarları yükseltip Çin’i kuşatmaya başlayınca nadir toprak elementleri gerçeğiyle karşılaştı.
John Kenneth Galbraith’ın dediği gibi, “Bir sistem, ancak ona duyulan güven kadar güçlüdür; güven kaybolduğunda en sofistike yapılar bile hızla çözülür.”