Türkiye, 2025’i dış ticaret açısından tarihe geçen bir yıl olarak kapattı. Hem ihracat hem ithalat tüm zamanların zirvesine çıktı. Ancak bu iki rekorun yönü ve etkisi birbirinden oldukça farklı.
İhracat 2025’te 11.6 milyar dolar artarak 273.4 milyar dolara ulaştı. Artış oranı %4.5. Bu yükselişin yaklaşık yarısı, 5.4 milyar dolarlık bölümüyse pariteden, yani euronun dolar karşısındaki değerlenmesinden kaynaklandı. Başka bir ifadeyle, ihracattaki nominal artışın önemli kısmı kur avantajı sayesinde yazıldı. Yine de sonuç değişmiyor: Türkiye ihracatta bir kez daha tarihi zirveyi gördü.
Asıl dikkat çekici olan ise ithalat tarafı. 2025’te ithalat 21.5 milyar dolar artarak 365.5 milyar dolara çıktı ve %6.3 büyüyerek rekor kırdı. Böylece dış ticaret açığı 10 milyar dolar artarak 92 milyar dolara yükseldi.
Bu tablo, özellikle dezenflasyon süreci, sıkı para politikası ve baskılanan iç talep söylemleriyle birlikte düşünüldüğünde daha da ilginç hâle geliyor.
İthalat artışı geniş tabanlı
İthalattaki artışın kaynağı yalnızca bir kalemde yoğunlaşmadı. Tam tersine üç ana kalem eş zamanlı büyüdü,
Yani bir tarafta üretimin girdisi, diğer tarafta yatırımın ekipmanı, bir diğerinde ise nihai tüketim yükseldi. Bu, ekonomide sadece iç talep ya da sadece sanayi değil, birçok kanalın aynı anda çalıştığını gösteriyor.
Tüketim tarafında otomobil ve ziynet eşyası, yatırım tarafında ise makine-teçhizat ithalatı öne çıktı. Yatırım malları ithalatı 55 milyar dolar eşiğine gelerek 2023’teki rekorunu egale etti.
Faizler yüksekken yatırım iştahı neden düşmedi?
Belki de verilerin en kritik mesajı burada:
Ama buna rağmen yatırım malları ithalatı rekor kırıyor.
Bu tablo, yatırımların tamamen durmadığını, hatta kamunun ve özel sektörün devam eden projelerinin güçlü biçimde ilerlediğini düşündürüyor. Burada YTAK kredileri, kamusal altyapı harcamaları ve başlanmış projelerin sürmesi önemli rol oynamış görünüyor.
Türkiye ekonomisi belli ki en azından yatırım tarafında freni çekmiş değil. Bu da orta vadeli büyüme beklentileri açısından pozitif okunabilecek başlıklardan biri.
İhracatta teknoloji vurgusu: Savunma sanayi sürüklüyor
İhracatın kalitesine bakıldığında yüksek teknolojili ürün ihracatının %12.7 artarak 10 milyar dolar sınırına yaklaşması dikkat çekiyor. Bu artışın önemli bölümü savunma sanayi kaynaklı.
Bu tablo:
Bir başka ifadeyle burası başarı hikâyesi ama aynı zamanda jeopolitik riske de açık.
Coğrafi denge bozuluyor: Avrupa’ya bağımlılık artıyor
İhracatta bir başka kritik değişim ise pazar dağılımında.
2024’te toplam ihracatın %56.7’si Avrupa’ya yapılırken, 2025’te bu oran %58.9’a yükseldi. Avrupa dışı pazarlar ise pay kaybederek zayıf performans gösterdi.
Sanki Türkiye’nin ihracat bağımlılığı yeniden Avrupa’ya kayıyor.
Bu durum iki anlam taşıyor:
Yani ihracat artıyor ama stratejik kırılganlık da büyüyor.
En büyük ironi: Çin ile asimetrik ticaret
Gelelim tabloyu özetleyen belki de en çarpıcı noktaya.
Bu dengesizlik sadece teknoloji ve üretim yapısındaki farktan ya da rekabet gücündeki makasın büyüklüğünden olmasa gerek. Özellikle de ABD’nin yükselttiği gümrük vergilerinden dolayı bu ülkeye mal satışı azalan Çin’in diğer pazarlarda agresif bir rekabete girişmesinin de sonucu.
Türkiye Çin’den makine, elektronik, ara malı ve tüketim ürünü alıyor. Çin’e ise düşük katma değerli ürün ihraç edebiliyor
Bu tablo değişmedikçe kur artsa da, talep düşse de, açık kapanmakta zorlanacak.
Rekorlar var, denge yok
2025 dış ticaret tablosu bize üç temel mesaj veriyor.
1-İhracat büyüyor ama “kur desteği” ve Avrupa’ya bağımlılıkla. Kur avantajı olmadan aynı artışı yakalamak zor.
2-İthalat geniş tabanlı büyüyor. Tüketim, üretim ve yatırım birlikte etkili.
3-Açığın yapısal kısmı Çin kaynaklı. Ve bu, kısa vadede değişecek gibi değil.
Asıl soru ise dezenflasyon süreci sonlandığında, faizler aşağı indiğinde, iç talep canlandığında, büyüme normale döndüğünde dış ticaret açığı ne olacak?
Rekorlara rağmen asıl tartışmamız gereken yer tam da burası.
Son söz: “Ekonomide asıl mesele sayılar değil, sayıların anlattığı hikâyedir.”
Prof.Dr. Dani Rodrik