Başbakan'ı yuhaladılar!
CEP telefonumda bir mesaj... Başbakan’ı yuhaladılar.
“Evet” oyu verdim diye üzerimde bir alınganlık sormayın, sanki AKP’liyim diye bana sürekli imalarda bulunuyorlarmış gibi geliyor. “Bana ne?” diye cevap yazdım önce. Gönderdiğim an pişman oldum... Bu ülkenin Başbakan’ı adeta güven oylaması olarak kabul edilen bir referandumdan zaferle çıkıyor ve yuhalanıyorsa, bu önemli bir haberdir...
Üstelik en mutlu olmamız gereken bir organizasyonda...
Dünya ikincisi olmuşuz... Basketbolda. Düşünsenize... Daha ne olsun?
Başbakan üçüncülere madalya takmaya davranırken ses yükselmiş. Protestolar, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün gelişiyle artmış.
Durup düşündüm, o Başbakan ki çok değil bir süre önce, yapabileceği en kucaklayıcı konuşmayı yapmış. Hatta meydanlardaki tavrından özür dilemiş.
Ne mi demiş?
“Meydanlarda, ekranlarda maksadı aşan beyanlar da oldu. Bütün bunları geride bırakıp yeni bir sayfa açmak zorundayız. Maksadı aşan, yanlış anlaşılan ifadelerden mümkün olduğunca kaçındım. Şahsıma, partime yönelik hakaretler, şık olmayan yakıştırmalar nedeniyle ben hakkımı helal ediyorum. Ben de gerçekten birilerini incittiysem özür diliyorum. Artık geçmişe takılıp kalmadan ileri bakalım. Siyasi parti genel başkanlarını bu kutlu yolculuğa, demokrasi sürecine, ülke menfaati için işbirliğine davet ediyorum. 12 Eylül 2010 tarihi milattır. Büyük kapı açılmıştır, inşallah ardına kadar açılacaktır. Yeni sayfa açıldı, yeni bir şafak söktü.”
* * *
Peki sizce bu konuşmayı yapan biri, dünya ikincisi olan basketbol takımımızı kutlamaya giderken yuhalanınca ne hissetmiştir?
Öfke? Üzüntü? Kırgınlık? “Siz adam olmazsınız” ruh hali?
“Ben bilirim size yapacağımı” tavrı?
Bence hepsi...
Diyeceğim odur ki, bir partinin lideri olmak, ezici oyla iktidara gelmek ve Başbakan olmak, o ülkenin doğal lideri olmaya yetmiyor. Yetmiyor, çünkü öyle ya da böyle ne kadar özür dilense de, bu halk nasıl sevdiğini unutmuyorsa, kendisine yapılanı da unutmuyor. Bugün seçmenin yüzde 42’si hayır dediği için Başbakan tarafından darbeci olarak nitelendirilmiş, “Bizden değilsin” denilmiş, “Ötekisin” mesajı verilmiş halde, kendi köşesine çekilmiş kös kös oturuyor. Kırgın, bitik, “Bu ülkeden acilen gitmek lazım” planları içinde...
Başbakan, yuhalayanlara “Sizden adam olmaz!” diye düşünebilir, ama yuhalayanlar da “Bu ülkeden bir şey olmaz!” noktasında. Öyle bir kutuplaşma hali yani... Öyle bir çemkirme, öyle bir yabancılaşma hali...
* * *
Kuşkusuz bir ülkenin seçilen Başbakan’ını protesto etmenin ne yeri ne de zamanıydı... Dünya Basketbol Şampiyonası zemini hiç olmadı.
Üstelik onca dünya medyası hazır nazır kenarda dururken... Olmadı, yakışmadı! Üstelik kendi adıma hiç anlamam bu tarz protestoları. Yani örneğin, kimseyi yuhalamışlığım yoktur bugüne kadar. Utanırım, yapamam.
Ama yine de Başbakan Erdoğan’ın da durup bir düşünmesi gerekiyor.
Birkaç çapulcu, münferit olay diye nitelendirmemeli, ciddiye almalı!
Bu insanlar da bu ülkenin evlatları.
Temennim odur ki, Başbakan’ın son yaptığı konuşmanın akıbeti bir önceki otobüs üstü konuşmasına benzemesin. Hepimizi umutlandıran, gülümseten ve “Vay be! Adam bak nerelere oynuyor!” dedirten bu konuşma, ilerleyen günlerde öylesine güdük, yarım kaldı, öylesine acı bir tat bıraktı ki...
Umarım bu seferki ona benzemez...
Çünkü bu ülkenin gerçekten de kaynaşmaya ihtiyacı var.