Mısır'da bana ağır gelen
MISIR'da henüz nerede duracağı tam belli olmayan çalkantıları başlatan gösteriler Ulusal Polis gününe denk gelmişti. 25 Ocak 1952'de İngiliz askerlerinin İsmailiye kentinde bir polis karakoluna saldırmalarıyla elli kişi ölmüş, bunun ardından Kahire ve İskenderiye Müslüman Kardeşler'in başı çektiği isyanlarla harap edilmişti. Bu olaylardan altı ay sonra Özgür Subaylar 22 Temmuz'da darbe yaparak yönetimi ele geçirdiler.
O günden beri Mısır ordusu rejimin sahibidir. 1952'den beri Mısır'da Cumhurbaşkanlığı yapan dört kişi de askerdir. Darbenin fiili lideri Cemal Abdül Nasır neredeyse kendisine rağmen Arap milliyetçiliğinin sembolü ve bayraktarıydı. Onun döneminde Arap milliyetçiliği en parlak ve heyecanlı dönemini yaşadı. En kalabalık, güçlü, jeostratejik bakımdan en değerli Arap ülkesi olarak Mısır Arap halklarının önderiydi.
Şimdi pek hatırlanmıyor ama bugünküne benzer bir özgürlük talebi patlamasını Mısır bir kez daha yaşamıştı. 1967'deki 6 gün savaşı yenilgisinin ardından Mısır halkı gerçi Nasır'ın istifasını kabul etmemişti ama daha fazla özgürlük talep etmişti. O günden beri de Nasır'ın halefleri Enver Sedat ve Hüsnü Mübarek döneminde bu istediğini elde edemedi.
Sedat gene bir ocak ayında ekmek fiyatlarının artışını protesto etmek için çıkan isyanlardan dokuz ay sonra Kudüs'e gitti. En güçlü Arap devleti olarak İsrail ile barış anlaşmasını 1979'da imzaladı. 1972'ye kadar Sovyet yanlısı olan ülkesini ve dolayısıyla ordusunu yavaş yavaş ABD yörüngesine oturttu.
Ordunun gücü, çürümüşlüğün bünyeye yayılmış olması ve "İslamcılar iktidara gelir" korkusuyla ABD'nin rejime büyük destek vermesi nedeniyle Mısırlılar bir türlü özledikleri özgürlüğe kavuşamadılar. Bir vasatlık abidesi olarak Sedat'ın öldürülmesi ardından başkanlığa seçilen Mübarek ülkenin üzerine ölü toprağını serpti.
Koca ülke başa çıkamadığı demografik sorunları, kanser gibi her tarafını saran yolsuzlukları, kanlı despotun en ufak bir siyasi katılım teşebbüsüne karşı gösterdiği sert tepkilerle içten içe kurudu. Fuad Aja-mi'nin Arap dünyasının aynası diye anlattığı "ebedi Mısır" sıradan, sefil, kalp para gibi değersizleşmiş bir ülke haline geldi.
Mübarek söz vermesine rağmen dördüncü kez başkan seçildi. Üstelik ordunun evinde kiracı olduğunu unutup yerine oğlunu getirmeye kalktı. Kiracı artık kendine yeni ev aramak durumundadır. Lidersiz, toplumun her kesiminden gelen göstericilerin "Mübarek, Mübarek uçak seni bekliyor. Suudi Arabistan yakın" çağrısına uymasa bile iktidarı kaybettiği açık.
29 yıldır yapmadığı bir işi yaparak kendisine başkan yardımcısı ataması, başbakanlığa eski hava kuvvetleri komutanını getirmesi Mısır ordusunun duruma el koyduğunu gösteriyor kanımca. Bundan sonraki gelişmeler aksi yönde olmazsa Tunus'tan farklı olarak Mısır'daki yönetici seçkinlerin biraz safra atarak yekvücut kalacakları anlaşılıyor.
ABD yönetiminin çok kısa sürede evrilen tepkileri, Başkan Obama'nın tüm pısırıklığına rağmen göstericilerle dayanışma mesajı da içeren konuşması da bu bağlamda değerlendirilebilir.
Ancak on yıllar sonra nihayet ayağa kalkmış, onurunu kazanmış ve ölümü de göze alarak meydanlarda, barışçı bir şekilde temel haklarını talep etmiş bir halkın umutlarının eskiden olduğu gibi hiçe sayılması da mümkün olmayacaktır, imtiyazların muhafazası, İsrail'in güvenliği, Batı'nın çıkarlarının korunması gibi nedenlerle bu tarihi akışa karşı çıkanlar, geçmişteki hataları tekrar edenler kanımca bu tarihi dalga tarafından ezileceklerdir.
Tüm bu süreçte kişisel olarak bana ağır gelen, evrensel siyasi değerlere yaslanarak ortaya çıkan bu harekete de Türkiye'nin pek demokrat hükümetinin yarım ağızla bile olsa, ABD kadar dahi bir destek vermemesidir.