Sekssiz olmuyor ama...
O ünlü bir profesör.... "Ben bu ülkenin bir polis devleti olmasından endişeliyim!" derken tedirgin... "Endişeli modernlerdensiniz yani!" diyerek takılıyorum gülerek... "Ne endişesi canım kardeşim" diyor. "Endişeyi çoktan geçtim, basbayağı korkuyorum işte..."
Ünlü sosyologlardan Prof. Dr. Faruk Birtek'in AKP hakkında hissettiklerini okuyunca acaba dedim, gelir konuşur mu? Yoksa korkar mı canlı yayından? Korkmadı, geldi, "Bilakis konuşma zamanı bu zaman!" dedi ve anlattı, hislerini yineledi.
"Ben bu ülkeye hizmet etmek istiyorum ama benim karım başını örtmeyi reddetti. Bu sebeple benim Türkiye'de idari bir mevkide yerim olmasına imkan yok. İktidar 'Başını Örtenler Kulübü' haline geldi. Demokrat Parti döneminde bile hürriyetler vardı, insanların sesi çıkıyordu... Erdoğan'ın ilk senelerini çok beğendim, birçok konuda onu destekledim. Ama son dönemdeki icraatları beni korkutuyor. Bilhassa beni rahatsız eden polislerin yetkilerinin fevkalade artırılması. Açıkçası ben bu beyanatı verirken korkuyorum. Çünkü ne olacağını bilemiyorum. Polis gelip evimi basabilir, evde kendi kafasına uygun bir şey bulabilir. Hakikaten korkuyorum, endişeliyim, güvenmiyorum. Ben bugün korkan bir modern oldum. Başta asla böyle düşünmüyordum. Erdoğan'dan katiyen bu kadarını beklemiyordum... O kadar zeki bir adam üstelik!"
★
O dünyaca ünlü bir şef... Keşfedildiğinde henüz 8 yaşındaydı... Bugün dünyada yönetmediği orkestra kalmadı. Geçtiğimiz günlerde sol elinden ameliyat oldu, narkozdan uyanması gecikince, yakın bir arkadaşı arabesk dinletmeyi önerdi. Dinlettiler. Anında gözlerini açtı. Sonrasını anlatırken gü-lümsüyordu: "Bünyem kaldırmadı Balçiçek Hanım. Acayip bir müzik... Ben istiyorum ki kimsenin bünyesi bu müziği kaldırmasın. Ama bu ülkede bizi uyuşturmak için arabesk yaygınlaştırılıyor. Bu ülkede bilinçli olarak kültürsüzleştirme politikası var. Bakın Japonlara, geçmişlerinde, kültürlerinde keman var mı? Yok. Ama en ünlü kemancılar hep oradan çıkıyor. Ne oldu? Tarihleri mi yara aldı? Biz 'Aman Batılılaşmayalım, geçmişimize sahip çıkalım' derken kültürsüzleşiyoruz."
Şef Gürer Aykal, geçtiğimiz günlerde orkestrasını çalıştırırken kimsenin Atatürk rozetini takmadığını fark etti. (Fazıl Say yazdı...) Dünyada "no mercy" (acıma yok) diye anılan şef adeta kükredi. "Niye rozetleriniz yok? Niye korkuyorsunuz takmaktan? Eğer o rozetler yakanıza batıyorsa dostlarım, ben burada olamam. Sizi yönetemem."
Çok mu önemliydi Atatürk rozeti takmak?
Gürer Aykal gözlerini gözlerime dikti. "Tabii önemli. Ben bu noktaya onun sayesinde geldim. Siz onun sayesinde bugün bir gazetecisiniz."
Şef kükredi, orkestra üyeleri ceplerinde tuttukları rozetleri bir bir yakalarına taktılar...
Beni etkileyen bu bölümü oldu aslında. Ceplerde gizlenen rozetler... Korku...
Ya o rozeti taktığımda başıma bir iş gelirse?
Şef Gürer Aykal, rozetlerin takılışını izlerken espriyi patlattı:
"Beni Silivri'ye ziyarete gelirsiniz
artık!.. "
Kimse gülmedi...
★
Diyeceğim odur ki, sevgili okuyucu, Başbakan "Tıksırına kadar içiyorlar!" diye buyururken de ötekileştiriyor, bir heykele "Ucube" derken de... Başbakan Yardımcısı "Hayat seks ve alkolden ibaret değildir!" diye açıklama yaparken ne düşünüyor bilemem, "Üç çocuk sekssiz olmuyor ama..." diye bir yazı kaleme alasım var ama o da içimden gelmiyor.
Bu ülkede çağdaş yaşam deyince akla "İçki, sigara, seks, ucube heykeller, yukardan bakanlar, mini etek!" falan geliyor artık... Çünkü onu dayatıyorlar herkese...
Söylem gün geçtikçe sertleşiyor, "Gün, intikam saati!" naraları atılıyor...
Ve Başbakan bağırıyor:
"Kimsenin hayat tarzına karıştık mı?"