Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Mısır darbesi karşısında hükümet, yalnız olmak pahasına, “haysiyetli” bir duruş seçiyor.

        Ama neden, mesela 2003 Tezkere Reddiyesi’ndeki gibi bir “uluslararası itibar” olmuyor?

        Kastettiğim filanca falanca devletin övgüsüne mazhar olmak değil; halklar nezdinde bir rüzgâr.

        2003’te, hoş o tarih de yeniden yazılmaya muhtaç ama…

        ABD (ve ordu) baskısı ve AKP (çifte, hatta triumvira) liderliği eliyle “işgale katılım ve yataklık tezkeresi” Meclis’e gelmiş; AKP’nin (ortadan çatlamamak için) serbest bırakılan grubunun bir kısmının ve CHP’nin “hayır”larıyla kabul edilmemişti.

        Üstelik ABD’den gelen, burada büyük medyanın, nice cumhuriyetçi-demokrat cengâverin papağan gibi tekrarladığı “ekonomi batacak, Türkiye çökecek” tehdidine rağmen.

        Harıl harıl “savaşta pişer darbeye düşer” niyelerine rağmen.

        Toplumun yüzde 80’ine de dayanan “demokratik reddiye” burada darbe heveslerini kırmış, ABD yönetimini de yararak darbeye destek planlarını çizmiş, neo-muhafazakâr şahinler ile İsrail’in, bu arada Suudi ve Körfez sultanlarının nefretini çekmiş…

        Ama Avrupa ve ABD’de milyonlarca savaş-işgal karşıtının…

        Arap ve Müslüman halkların takdirini kazanmış…

        Türkiye’ye (ve iktidara da) itibar getirmişti.

        Çünkü demokratik bir duruştu; tehditlere karşı koyuştu; büyük bir çoğunluğun desteğini alıyordu; Batı demokrasileri tepeden inme kararlarla işgale koşarken, Meclis kararıyla, millet egemenliğiyle hayır diyordu.

        Nitekim özellikle sol, yeşil, sosyal demokrat partilerin desteğiyle AKP’nin (ve Türkiye’nin) önünde bir AB yolu bile açılıvermiş, buradaki darbe hevesleri bir de o yolun hafriyatında göçmüştü.

        ***

        Şimdi bu kez Mısır’da yine “iyi bir duruş” var; ama aynı itibar yok!

        Elbet yine İsrail, Batı’nın kimi yönetimi, Suudiler ve Körfez’in kirli despotları Türkiye’ye kızgın belki; ama halkların bağrında da o itibar yok.

        Çünkü kısa süre önce, istediğiniz kadar “darbe atlattık” deyin, bir meydanı boşaltmak için (bir kısım) halkın üzerine şiddetli polis gücü süren, orduyu göreve çağırmaktan söz eden, gazlayan, sopalayan, aşağılayan, vuran bir devlet şiddeti arz-ı endam etmiş…

        Irak işgalindeki; halkların birbirine kırdırılmasına, halkların güçlülerce kırılmasına karşı çıkan pozisyon çoktan kaybolmuş…

        Ülkenizde “darbeci” yargılanırken bile despotik bir hukuk yoğunlaşmış…

        Mısır darbecileri nasıl Müslüman Kardeşler’e yakın diye TV sunucusu Cihan Süleyman’ı hedef almışsa, hedefe konan, kapıya konan gazeteciler çoğalmış…

        Irak’ta, Afganistan’da Batı işgalcileri ile aynı safa koşulmuş…

        Kürecik kalkanları dikilmiş; darbe destekçisi despot ordularıyla askeri ittifaklar kurulmuş…

        Sıfır sorun komşular; İran, Suriye ve Irak ile “Sünni Blok” hevesi yüzünden papaz olunmuş, içişlerine bulaşılmış.

        2003’te kuşatma ve dayatma karşısına “taptaze demokratik duruş”la karşı çıkılırken, 2013’te kanlı bir darbenin karşısında “yaralı bir demokrasi”yle, “samimiyetsiz bir barışçılık”la duruşun verdiği yıpranma bu.

        Demir gibi sertleşirken, demokratik metal yorgunluğu!

        ***

        Oysa 2003 Türkiye’si, bölgenin de daha iyi bir yer olabilmesine; halkların birbirini kırmadan bir yol bulabilmesine; 2013’te heves edilen “iç” barış ve çözüm süreci binlerce genç daha ölmeden çok daha önce becerilebilse, bölgede umutların çoğalabilmesine hakikaten ışık olabilirdi.

        Kendi gözünüzde, kibrin ve otoritenin gölgesinde kaybettiniz önce o ışığı!

        Halkların “otorite”ye karşı duruşunu desteklerken dahi, “otorite ve itaat” merakının da bir sonucu.

        Meselenin, çoğunluk-azınlıktan ziyade; meşruiyet, temel haklar, vicdan, inanç ve düşünce-ifade-eleştiri-protesto özgürlüğü olduğunu; iktidar kadar muhalifliğin hak olduğunu pek kavramamanın da bir sonucu.

        Meselenin, orduyu, polisi ve de yargı, üniversite, medya ve iş dünyasıyla “derin rejim”i fethedip kendi malın yapmak değil, o zihniyet ve düzeni değiştirmek olduğunu umursamamanın da bir sonucu.

        ***

        Mısır darbesi; her cinsten kadim otorite ihtiraslarına değil, bölgedeki tüm otorite ve tahakkümlere karşı; hatta kendine, kibrine bile karşı demokratik kültür takviyesine yol açabilse keşke!

        Tüm halkların birden tek ufku bu olabilir çünkü.

        Yoksa bunca firavuna Musa da dayanamaz!

        Diğer Yazılar