Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Eğer bir ülkede binlerce kişi bir şeyler anlatmaya çalışıyorsa, yürüyorsa, 48 saattir gaz yemesine rağmen vazgeçmiyorsa, iktidar "Malum çevreler" demekten vazgeçmeli...

        Bence iktidar, olup biteni anlamakta zorluk çekiyor. Yürüyen insanların motivasyonu, biriken enerjinin açığa çıkmasıdır. Bu noktayı kaçırıyor.

        Sorun, sandıkta galip çıkan bir hükümeti hazmedememek değil. O cumhuriyet mitinglerinin konusuydu.

        Bir başka algı ortaya çıktı...

        Bu ülkenin muhafazakârları ve İslamcıları var. Onların da bir partisi var. Ve seçimleri kazanıyorlar. Ancak son zamanlarda iktidarın bazen tasarı olarak gündeme getirdiği, sonra geri çektiği, bazen de Başbakan Tayyip Erdoğan'ın yaşam tarzlarına yönelik aşağılayıcı yaklaşım gösterdiği ve dindarlardan farklı yaşayan kesimler var.

        Ötekileştirilenler artık muhafazakârlar değil, laikler, Atatürkçüler, liberaller, milliyetçiler... Gençler, kadınlar... Bu kişiler yaşam alanlarının daraltılmak istendiğini sanıyorlar.

        "Alın içkiyi evde için", "İçiyorlar sonra eve gidip karılarını dövüyorlar" söylemleri. Dindar nesil, ayık nesil projeleri. Metrolarda ahlaklı davranın anonsları... İçki içenleri kapalı mekânlara sokma girişimleri... "Ben yaptım oldu, ben yaparım olur" gibi baskıcı söylemler.

        İktidar sorunu kendilerini devirmek olarak algılıyor. Bu yönde çalışan siyasal gruplar olabilir. İllegal faaliyet olmadığı sürece demokrasinin içinde olan çalışmalardır. Ancak sokaklara çıkanlar, Başbakan'ın sadece yaşam tarzlarından dolayı kendilerinden nefret ettiğini düşünüyor. Ve çok kızgınlar. Birkaç gündür süren eylemin partisiz başlamasının temel nedeni bu...

        "Sandıkta alırlar boylarının ölçüsünü. Biz çoğunluğuz" demenin lüksüne sahip değil hiç kimse. Çünkü bu ülkenin yüzde 5'i bile her gün sokaklara çıksa derttir, sıkıntıdır. O yüzden bizi yönetenler, herkesin iktidarı olduğunu gösterebilmeli...

        *

        Yakın zamanda yazdığım şu yazının küçük bir bölümünü tekrarlamama müsaade edin. Ve yaşananları bir de bu bakış açısıyla değerlendirin...

        "Dini yaşamı özgürleşmenin vazgeçilmezi görenlerle, dini yaşamın gerekleri ile demokrasinin bir arada olamayacağına inananlardan nasıl kurtulacağız bilemiyorum. Çevremizde iki tip insan ve iki zıt siyasi akım var ve hepsinden sıkıldım...

        Nerede demeyin? İşte Ankara metrosu... Öpüşme eylemi için buluşanlar ile onları döner bıçağıyla kovalamaya çalışanlar... ''Ahlaklı olun'' diyenler ile 'Sana ne' diyen insanlar... İşyerlerinde, fabrikalarda mescide gidenler ile gitmeyenler...

        Yarın içki içenler ile içmeyenlerin birbirini tehdit olarak görmeyeceğini iddia edebilir misiniz? Bu ülkede mezhep çatışmasından korkuluyor. Ben ise korkulacaksa yaşam biçimi farklılığına yönelik ayrımcı politikaların yarattığı gerilime bakın derim. Çünkü kavganın ve çatışmanın çıkış noktası oraya doğru kayıyor... Böyle bir çatışmada 'Çoğunluğun görüşü hâkim olacak' diyorsanız, çatışmanın kaçınılmaz ve bir o kadar derin olacağını da kabul ediyorsunuz demektir."

        Olaylara illa bir isim vereceksiniz, bunun adı sivil muhtıradır. "Yaşantılarımıza karışma" diyenlerin demokratik uyarısıdır. Ve korku eşiğinin aşılmasıdır. Bu uyarıyı verenler, sandıkta galip çıkıp çıkmamakla ilgilenmiyor. Birlikte yaşamanın yolunu özgürlüklerin genişletilmesinde arıyor. Bunu iktidar da yapabilir muhalefet de, sorun yok...

        Diğer Yazılar