'Farkındalık yaratmak için yazdım'
Ayşe Kulin "Dönüş" ile eşcinsel hikâyesini tamamladı
Ayşe Kulin, “Gizli Anların Yolcusu” ile başlayıp “Bora’nın Kitabı” ile devam ettiği üçlemenin sonuncu kitabı . İlk kitaptan itibaren eşcinsellerin tepkisine maruz kalan Ayşe Kulin, “Bora’nın Kitabı’nı tepki olarak yazdım. Yoksa birinci kitapta (Gizli Anların Yolcusu) bitmişti. Normal bir hayatın içinde, bir adamın eşcinsel olabileceğini anlatmıştım. Bana Homofobi Ödülü verdiler ki hiç hak etmedim. Hem gücendim, biraz da kızdım” dedi. Benzer bir tepkiyi “Bir Gün” kitabında Kürtlerden de gördüğünü anlatan Kulin, “Orada da Kürtlerin beni çok seveceğini umut etmiştim. Çünkü onların hikâyesiydi. Onlar da bana çok kızdılar. Böyle bir kaderim var” dedi.
Bu yaz hep Urla’daydınız...
Yazları genelde Urla’dayız. Neredeysem orada yazıyorum. Seyahat ederken havaalanlarında da yazıyorum. Şu oda benim çalışma odam, oraya kapanmazsam yazamam gibi bir durumum yok. İstediğim zaman konsantre olabiliyorum. Hatta aksi olacak hayatım yok benim. Çok çocuğum, çok torunum var. Eşim dostum var. Çok çocuğum olduğu için ilave edilmiş ailelerim, dünürlerim var.
En son, üçlemenizde eşcinsellere odaklandınız...
Bu son üçlemeyi yazarken bayağı çekindim çünkü benden hiç beklenmeyen bir roman geliyordu eşcinsellere ait. Hep tarihi, özel hayatları kurcalamışım falan. Hakikaten bana da bir değişiklik lazımdı. Bir de yazarları o günkü olaylar etkileyebiliyor. Bir eşcinsel barmeni öldürdüler, arkadan başka birini vurdular. Hakikaten kötü muameleler gördüler. Halbuki onlar da bizim gibi hayatın içinde yaşıyor.
LGBT bireyler hakkında yazılan romanlar ve yapılan pozitif haberleri, eşcinsel ve trans bireylerin toplumda normalleşmesi açısından önemli buluyorum.
Zaten o niyetle yazdım. Biz yazarlar olarak, romancılar olarak sorun çözemeyiz. O siyasilerin, sosyologların işi. Ama biz farkındalık yaratabiliriz. Bana yüzlerce mail geldi üç kitaptan sonra. Hatta biri dün gece geldi, “Artık normal romanlarınıza döner misiniz? Lütfen bu konuyu kapatın” diye bir hanım yazmış. “Hiç böyle düşünmemiştik. Bambaşka bir açıdan baktık teşekkür ederiz” diyenler de oldu. Allah üç türlü cins yaratmış demek ki. Dünyanın her tarafında var, hayvanlar âleminde de var. Onu yok saydığımız zaman çok daha kötü şeyler oluyor. İşte Kürtleri yok saydık olmadı. Yok saymaya hakkımız yok. Bu insanlar öyle doğuyorlar. Zorla değiştiremezsin. İsteyerek olmuyor. O kadar acıyı, itelenmeyi, kakalanmayı fantezi için, laf olsun diye kim göze alır?
Eşcinseller cinsiyet kimliklerinden dolayı öteleniyor. Siz de yazdığınız için eleştirilere maruz kaldınız. Hatta eşcinsellerden bile tepki geldi.
Ama diğer taraftan kitap hiç beklemediğim kadar benim kuşağım içinde kabul gördü. 70’lerime girdim. Benim gençliğimde bu konu açık değildi. Bu gerçekle bayağı geç yüzleştim. “Çok ayıp”, “Lafı edilmez” denilerek büyüdük. Gerçekleri göremedik. Ama sonra İngiltere’de okudum, baktım ki böyle bir olgu var dünyada. Orada da böyleydi ama insanlar medenileştikçe, zamana uyuyorlar. Direnmenin âlemi yok. Bu arada evet birinci kitaptan sonra eşcinsellerden de eleştiri geldi. Yaptıkları lüzumsuz bir şeydi, bana Homofobi Ödülü verdiler. Homofobi bir insanlık suçu. Yani romanı beğenmemiş olabilirler, “Sen kim oluyorsun da yazıyorsun. Bizim hakkımızda ne biliyorsun?” diyebilirler. Bütün bunlar onların hakkı. Ama Homofobi Ödülü’nü bana vermek hiç hakları değildi. Çünkü onları aşağılayan, iteleyen tek bir cümle yok. Bir şeyi yanlış anladılar. Fakat onu da kabul ediyorum, bir insanı çok hırpaladığınız zaman, her günü burunlarından getirerek yaşattığınız zaman onlar da bir defans yaratıyorlar kendilerine göre ve yanlış anlamaya çok yatkın oluyorlar. Ben yanlış anladıklarını kabul ediyorum.
Kırgınlık oldu mu?
Ben hem gücendim, biraz da kızdım. Düşününce bu kanıya vardım. Şimdi Kürtlerin yaptıkları da hakikaten kabul edilebilir değil. Çünkü bayağı çok cana kıyıyorlar. Durup dururken sokakta insanlar, gençler, çocuklar ölüyor. Kürtlere de o kadar çok eziyet ettik ki, öyle bir noktaya getirdik ki sonunda şiddet bekler hale getiriyorsunuz. O insanları kötü muameleyle şiddete sürüklüyorsun. “Bir Gün” adlı kitabımda da Kürtler ile Türkler arasındaki olayı ilk defa bir roman içinde işledim. İlk kez bir Türk yazarı, tarafsız olarak yazıyordu. Tepeden bakarak yazmaya çalıştığım bir romandı. Orada da Kürtlerin beni çok seveceğini umut etmiştim. Çünkü onların hikâyesiydi, niye bu hale geldiklerinin romanıydı. Kötü muameleden dolayı. Bir insanı içeri çekip yapmadığı bir suçtan döversen, hapsedersen dağa çıkartırsın. Bunu yazıyordum. Onlar da bana çok kızdılar. Böyle bir kaderim var. Onları da o kadar çok öteleyip kötü muameleye maruz bırakıyoruz ki, artık doğruyu, iyiliği ayıramıyorlar. Her şeyi aleyhlerine gibi görüyorlar. Onun için üstünde durmadım.
Ama yine de eşcinsellerden gelen tepkilere rağmen üçlemeye devam ettiniz...
“Bora’nın Kitabı”nı tepki olarak yazdım. Yoksa birinci kitapta (Gizli Anların Yolcusu) bitmişti. Normal bir hayatın içinde bir adamın eşcinsel olabileceğini, bunun da kadınla erkek arasındaki gibi bir aşk olabileceğini anlatmıştım. Ha, “Sen ne bilirsin?”... Bir şey bilmem gerekmiyor. Aşk aşktır. Kimin arasında yaşanırsa yaşansın aynı duygudur bu. İçinde kıskançlık vardır, zaman zaman çok büyük sevgilerde şiddet bile olabiliyor. Bağlılık vardır. Bir kadın-erkek ne yaşıyorsa aynı şeyi herhalde iki kadın veya iki erkek de yaşıyordur. Hepimiz insanız. Bir de etrafımda çok gay arkadaşım var. Eskiden yoktu ama yazar olduktan sonra... Sanat dallarında bu insanlar çok duyarlı oldukları için çok ileri noktadalar. Üç-dört tane çok değerli yazar arkadaşım var; gay. Onları tanıdım.