Inarritu'nun hazine sandığında neler saklı?
Kerem Akça, merakla beklenen Oscar'ın favorisi "Birdman"i yazdı...
KEREM AKÇA / keremakca@haberturk.com
Çöküşteki bir Hollywood yıldızının ayaklanma çabasını anlatan "Birdman", zorlu bir deneye kalkışıyor. Emmanuel Lubezki'nin becerisiyle ayakta kalmaya çalışırken 2000'lerde dijital teknolojinin katkısından faydalanan Sokurov başyapıtı "Rus Hazine Sandığı" sonrasındaki 'tek plandan/çekimden oluşan' kalıcı eserlerin yanında sırıtıyor. Ama risk taşıyan modeli 'illüzyon' kurallı hale getirmek isterken, star sistemi eleştirisi, performansları ve emeğiyle dikkat çekiyor. 27 Şubat'ta vizyona girecek, Oscar'ın favorisi "Birdman"in Türkiye prömiyeri 12-22 Şubat tarihleri arasında 14. !f İstanbul'da yapılacak.
"Paramparça Aşklar ve Köpekler" ("Amores Perros", 2000), "21 Gram" ("21 Grams", 2003) ve "Babil"den ("Babel", 2006) oluşan Ölüm Üçlemesi'yle dikkat çeken Alejandro Gonzalez Iñárritu, Meksika'dan Hollywood'a transfer olduğuna sevindiğimiz yönetmenlerden. Öte yandan onun özünde şiirsel öğelerle ve başka sinema dili arayışlarıyla bezeli bir Cassavetes kimliği olduğunu da biliyoruz. Bu da omuz-el kamerası odaklı, genelde steadicam ile ayakta duran görsel yapılarda bir samimiyet getiriyor.
RIGGAN THOMPSON KEATON'IN HIK DEMİŞ BURNUNDAN DÜŞMÜŞ
Senaristi Guillermo Arriaga'dan ayrılan yönetmen için "Biutiful" (2010), Tarkovsky kareleri barındıran şiirsel bir sömürü operası anlamına gelmişti, gerçek bir iş kazasıydı. Ölüm arifesindeki bir adamın dramını, trajiklik rekoru kırarak yansıtıp sahiciliğinden koparmıştı. Yönetmen "Birdman"de (2014), mizahı dramla dengeleyip star sistemine bakıyor. Hollywood'da en üst noktayı görmüş bir aktör olan Riggan Thompson'ın yaşadıkları, 70'ine merdiven dayayan düşüşteki Michael Keaton'ın özyaşamöyküsünü andırıyor. Bir çizgi roman tiplemesini en son 1992'de canlandırdığını söyleyen karakter, aslında "Batman Dönüyor"a ("Batman Returns", 1992) atıfta bulunuyor örneğin.
Ama arka plandaki 'Birdman' afişini gördüğümüz ilk andan itibaren 'Iron Man'den 'Örümcek Adam'a ('Spider-Man') uzanan bir göndermeler silsilesi ile karşılaşacağımızı hissediyoruz. Iñárritu da bizi haksız çıkarmıyor. Raymond Carver'ın ülkemizde 'Aşk Konuştuğumuzda Ne Konuşuruz' adıyla yayınlanan 'What We Talk About When We Talk About Love' öykü kitabından uyarlanan tiyatro oyunu ortada takılıyor. Aynen "Annem Hakkında Her Şey"de ("Todo Sobre Mi Madre", 1999) Almodóvar'ın 'Arzu Tramvayı'nı ('A Streetcar Named Desire') kullandığı gibi.
2000'LERDE RUSYA'DAN KOLOMBİYA'YA UZANAN BİR MODEL
Ancak ilk kez bir araya gelen Iñárritu-Lubezki ikilisi, sinema dilini oluştururken bu esin kaynağının üzerine gitmemiş. Bir oyuncunun tek çekimden oluşan irade, ayaklanma ve geri dönme öyküsüne odaklanmayı seçmiş. Hitchcock imzalı "Ölüm Kararı"yla ("Rope", 1948) sinemaya giren bu model, bilindiği üzere kameranın hiçbir kesme yapmadan aksiyonu takip etmesini merkezine alıyor. 2000'lerde dijital teknolojinin katkısıyla böylesi denemeler kolaylaştı. Sözgelimi Mike Figgis'in "Timecode"u (2000) DV ile dört farklı başlangıç noktasını dörtlü ekran bölme tekniğiyle ve dört kesintisiz planla perdeye aktarmıştı. Ama Hitchcock'un izini süren esas devrimi Sokurov, HD'yle çektiği "Rus Hazine Sandığı" ("Russian Kovcheg", 2002) adlı başyapıtıyla yaptı. Bir müzenin içine sızıp sürekli kaydırılan kamera ve baskın diyaloglarla bu durumu anlamlandıran mucizevi tek çekim, iz bırakan bir deneye yol açtı.
Aslında bu öncülüğün etkisi, "PVC-1" (2007), "Nokta" (2009) gibi başarılı, "Sessiz Ev" ("La Casa Muda", 2010), "Balık ve Kedi" ("Mahi Va Gorbeh", 2013), "Manakamana" (2013) gibi belli oranda amacına ulaşan denemelerle, Türkiye'den İran'a uzanarak aslında dünya sinemasında fazla söz sahibi olmayan ülkelerde karşımıza çıktı. Bunlarda özellikle Spiros Stathoulopoulos ve Derviş Zaim, kültürel açıdan da bir yere oturan radikal eserler bıraktı geriye. "Birdman"in ilk bakışta yüzleştiği zorlu sınav bu. Psikolojik açıdan sorunlu Riggan Thompson'ın görsel dünyasını tanımlamak bile daha kolay üstelik...
PROJE INARRITU'YA AĞIR GELMİŞ
Lubezki bu durumu nasıl aşmaya çalışıyor? Filmin açılış ve kapanış sekansını saymazsak iki net kesmesi, iki de geceden gündüze bağlanan 'zaman atlama' niyetine kesmesi var. Kameranın parmaklıklardan geçip, bu hamleyi bilgisayar efektiyle belli etmemesini de ekleyebiliriz. Elbette olay bununla bitmiyor, kararma-açılmaya düşülen anlarda "Ölüm Kararı"nda, bundan 66 sene önce uygulanan 'zeki numaralar' karşımıza çıkıyor.
Genel anlamda bakarsak hat estetiği devrimcisi Zaim ("Nokta") ile rehine geriliminden terör mizansenini gerçek zamanlı çıkaran Stathoulopoulos'un ("PVC-1") yaptıklarının yanında Iñárritu'nun becerisinden söz etmek haksızlık olur. Bu çetrefilli iş, yönetmene ağır gelmiş. Her şeyi kolaycı kesmelerle sarıp bunun adını 'sihir', 'süper gerçekçilik' ya da 'büyülü gerçekçilik' koymak bir temele oturuyor mu? Bu ambalaj ne kadar işliyor? Aslında göz yanılsamasına yol açan birkaç kare atlamasıyla canlanan ilk kesme 'illüzyon' anlamı taşıyor. Eğer tutarlı bir bütünde kullanılsa değer arz edebilir. Ama örneğin YouTube videosundan haber görüntüsüne geçme fazlasıyla sırıtıyor. İki geceden gündüze geçme alt açısı ise hiç de dijital çağda alkışlanamayacak prodüksiyonu kurtarma hamleleri.
SANKİ 'AÇILIŞ GECESİ', 'ÖLÜM KARARI'YLA BİRLEŞİYOR
Öte yandan kapanış sekansında başka bir ismin çektiği hayali ve anlamlı görüntüler, bir 'bakış açısı planı' izlenimi bırakıyor. Sanki illüzyon, iş zorlaştığında devreye girmek için didiniyor. "Birdman"i ana tabandan koparıyor. Oraya uzanan fantastik sekans ise çok iyi kurulmuş. Ama "Perde Açılıyor" ("All About Eve", 1952), "Açılış Gecesi" ("Opening Night", 1980), "Tootsie" (1982) gibi zamanı geçip sektörden uzaklaşan oyuncu meselesini kavrayan eserlerle "Ölüm Kararı"nı birleştirme arzusunun dünya sinemasındaki yetkin işler sebebiyle alkışlanması zorlaşıyor.
Riggen'ın içses ve şizofrenik alt benlik niyetine canlanan Birdman'le ilişkisi, fazlasıyla psikolojik ama bir o kadar da 'fantastik'i çağıran bir yaklaşım. Örneğin bir sahnede sigara kutusunu çeviren karakterimiz, mavi filtreyle alınan provaları karşımıza çıkarıyor. Ama bu esnada kameranın 'koreografi' niyetine Norton-Watts ikilisiyle birlikte çarşafın içine girmesi kolaycılık ve ustalığa erişme sıkıntısından başka bir şey değil.
HER ŞEY BİR İLLÜZYON YA DA STAR SİSTEMİ SİHRİ Mİ?
Iñárritu gerçekten 'tek çekimden oluşan bir film' yaratmak için yola çıktıysa -ki röportajlarında öyle söylüyor-, sonuç tam bir olmamışlık... Kararma-açılmaları zora düşünce kullanmak, kurgucunun işlevini kuvvetlendirmezken Antonio Sanchez'in davul seslerinden oluşan soundtrack'i klasik müzikle de dengelenince bir 'hikaye içi ses' egzersizine dönüşebiliyor. Ama bu formül içinde star sistemini eleştiren bir büyülü gerçekçi yapıt yaratmayı istediyse bu konuda biraz geri çekilip düşünebiliriz. Her şeyin illüzyon olduğu konusundaki detaycılığı, eylemleri sorgulamalıyız.
O noktada da 'hayal-gerçek arasında kalmışlık' çok yaratıcı durmuyor. İlk sekanstaki yanıltıcı kesme efektinin bütüne sirayet etmesiyle, en azından davuldan böyle bir ses duymak 'olmuş' dedirtebilirdi aslında. Fakat ne yazık ki filmin bu konudaki girişimleri çok belirgin durmuyor.
OYUNCULUKLARDA SIKINTI YOK
Michael Keaton'ın her sahnede farklı bir kılığa bürünmesi, acı çekmesi ise Oscar'ın seveceği bir performansı doğuruyor. Edward Norton başarılı bir performansla seyirciyi selamlarken Naomi Watts ve Emma Stone da şaşırtmıyor. Özellikle Stone'un bakışlarıyla öldürücü durması yeteneğini sorgulama adına değerli bir adım. Performans açısından bu zor deneyde sınıfı geçmek kolay iş değil.
"Birdman", plan sekans oluşturma düşüncesi ile en azından bir emek çıkarıyor karşımıza. The Producers'ın yıllarca sahnelendiği St. James Tiyatrosu'nda Broadway malzemesine dönüşmek ise başlı başına bir zeka...
LUBEZKI'NİN LENS DETAYCILIĞI İYİ
Sokurov gücenmezse "Rus Hazine Sandığı" sonrası dönemdeki 'tek çekimden oluşan filmler' arasında; 'Hollywood Hollywood'a bakıyor' ya da 'zamanı geçmiş erkek oyuncunun yeniden dirilme çabası' formülünü canlandırıyor. 2.35:1'de derin odak ve dar odak konusunda karelerindeki lensleri zekice belirleyen özenli bir sinematografi var. Açı ayarında hiçbir şekilde netliği kaçırmıyor, çerçevelerdeki oyuncuların performanslarını gerektiği gibi yakalıyor.
Hayali öğelerin getirdiği yapaylığı ve kurgu hamlelerini öyle aman aman kullanamıyor "Birdman". "Artist"ten ("The Artist", 2011) sonra bir Hollywood oyuncusunun irade öyküsünün daha yurtdışındaki yetkin örneklerden bağımsız olarak değerlendirilip şişirilmesiyle hatırlanacak. Elbette Akademi dahil çoğu kişinin gözünde 'şaşaalı bir deney' tanımına gireceğini de unutmayalım... Kabul etmeliyiz ki, Sokurov'un 51'inde "Rus Hazine Sandığı" ile yaptığı devrime, Iñárritu aynı yaşta eşlik edemiyor ve yönetmen kumaşının böyle zorlu denemeler için yetersiz olduğunu kanıtlıyor.
FİLMİN NOTU: 5.9
Künye:
Birdman
Yönetmen: Alejandro González Iñárritu
Oyuncular: Michael Keaton, Edward Norton, Emma Stone, Naomi Watts, Zach Galifianakis, Andrea Riseborough
Süre: 129 dk.
Yapım Yılı: 2014