İnsan bu filmi nasıl çeker?
Rahşan Gülşan, merakla beklenen bilim kurgu filmi Bulut Atlası'nı değerlendirdi...
RAHŞAN GÜLŞAN / GAZETE HABERTURK
Geçen perşembe hiç de âdetim olmadığı üzere sabah 10'da sinemanın kapısındaydım. Çünkü uzun bir süredir merakla beklediğim "Cloud Atlas" (Bulut Atlası) filminin basın gösterimi vardı.
Dile kolay tam 164 dakikalık bir filmden bahsediyoruz.
İtiraf etmek gerekirse bu süre insanın biraz gözünü korkutuyor.
Ya o uzun süre bir eziyete dönerse diye endişelenirken film başladı.
İlk on dakika ne oluyor diye anlamaya çalışmakla geçti.
Çünkü film, lafı dolandırmadan doğrudan konuya giriyor. Birbirinin içinden geçmeden, muhteşem bir kurguyla iç içe geçen hikâyeler gözümüzün önünden geçmeye başlıyor...
Bulut Atlası, David Mitchell'in aynı adlı romanından uyarlanmış.
Kitap birçok insan tarafından asla filme çekilemez olarak nitelendiriliyormuş.
Lana ve Andy Wachowski -ki kendileri Matrix'i yaratan parlak beyinlerdir- "Vfor Vendetta" filminin çekimleri sırasında sette Natalie Portman'ın elinde görmüşler.
Sonra da yakın dostları Tom Tykwer'la -ki sinemaseverler ona da "Run Lola Run" filminden dolayı saygı ve sevgi besler-paylaşmışlar.
Ardından tam üç yıl boyunca bu hem hikâyesi hem de kurgusu sinema diliyle ciddi çatışan kitabı nasıl filme dönüştüreceklerini düşünüp durmuşlar.
Filmi çekebilmek için ihtiyaç duydukları yüz milyon doları bir araya getirmekte çok zorlanmışlar.
Düşünün Matrix gibi tüm dünyada milyonlarca dolar gişe yapan bir filminn yaratıcılarına bile büyük stüdyolar hemen açık çek yazmıyor.
Filmin Amerika dağıtım haklarını alan Warner Bros filme ortak olmaya yanaşmamış bile.
Böyle olunca da dünya çapında para arayışı başlamış ve birçok uluslararası yatırımcı filme ortak olmuş.
Tamamı neredeyse 500 yıllık bir döneme yayılan film, ilk dakikalardan sarıyor insanı.
Victoria döneminde köle ticareti yapan bir gemi yolculuğu, gelecekte oluşmuş yeni Kore, 70'li yıllarda bir nükleer reaktör etrafındaki şüpheli olaylar, dünyadaki tüm teknoloji tükendikten sonra Hawaii'den geri kalanların üzerinde yaşayan vadi insanları, 30'lu yıllarda yaşayan eşcinsel bir müzik adamının hüzünlü hikâyesi, bir kitap yayıncısının günümüzde geçen eğlenceli hikâyesi göz kamaştıran bir harmoniyle birbirine geçerek senfonik bir seyirlik oluşturuyor.
Filmin en ilginç yanı, tüm hikâyelerde aynı karakterlerin rol alıyor olması. Tom Hanks, Halle Berry, Hugo Weaving, Susan Sarandon, Hugh Grant gibi isimler çok ilginç makyaj teknikleriyle başka başka hikâyelerde çok ilginç karakterlere hayat veriyorlar.
Makyaj her hikâyede şahane değil ama aktörlerin bu zorlu mücadelede tüm yeteneklerini ortaya koyup bambaşka karakterleri beyaz perdeye aktarma hırsını takdirle izlemekten kendimi alamadım.
Film bu gösterişli kurgu ve görsel gösterinin arkasında bir şeyin altını çiziyor: "Hikâyeniz, yaşadığınız zaman ne olursa olsun iyi insan olmak bu evrendeki en harika şeydir."
Bu da umut veriyor insana.
Reinhold Heil, Johnny Klimek ve Tom Tykwer'in birlikte yaptığı film müzikleri de hikâyenin anlatılmasında çok önemli bir rol sahibi.
164 dakika nasıl geçti anlamadım.
Sanki beş film izlemişim gibi hissettim kendimi ışıklar yandığında.
Wachowski'lerin beni yanıltmayacağını biliyordum. Tom Tykwer de artık kahramanlarımdan.
Film bu cuma vizyona giriyor. Fena halde tavsiye ederim.
Filmi bir kez daha izlemek ve hem daha çok detay yakalamak hem de orijinal film müziklerini yeniden dinlemek için can atıyorum.
Yalnız malum süre uzun, filme girerken yanınıza azık takviyesi yaparsanız hiç fena olmayabilir:)