Kerem Akça, !f İstanbul'dan Norveç, 52 salı ve Gece Yarısı Dalışı filmlerini değerlendirdi
Kerem Akça, 14. !f İstanbul'da izlenebilecek "Hayatın Kendisi"ni ele aldı
KEREM AKÇA / keremakca@haberturk.com
12-22 Şubat 2015 tarihleri arasında 14. kez düzenlenen !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali'nden keyifle deneyimlenen üç eseri değerlendirdim. Henüz yolun başındaki yönetmenlerin adını duyuran bu filmler, yaratıcılarının önünü açmak için yeterli mi? Onu zaman gösterecek.
"52 Salı": 52 günde devrialem
İlk filminde ufuk açıcı bir denemeye imza atmak kolay değildir. Böylesi zor sınavların altında ezilmemeyi çok az yönetmen becermiştir. Avustralyalı Sophie Hyde, "52 Salı"da ("52 Tuesdays", 2013) 52 hafta boyunca Salıları çekilen ve her günden ikişer dakika çıkaran bir film modeli oluşturmak istiyor. Bu kışkırtıcı eylem ne kadar tutuyor?
Aslında sinemaskop formatında araya giren Godard etkili büyük puntolarla yazılmış gün isimleri ve Salı numaraları, karşımıza hikaye kurgusuyla oynama arzusunda bir iş çıkarıyor. Bu bağlamda da bir anne ile kızının 'an'larından bir film inşa ediliyor. Esas mesele ise trans erkek olmak isteyen annenin, kızı ile sadece haftada bir gün buluşabilmesi... Yani hüzünlü bir aile tablosuna açılıyor.
Geçen sene "Çocukluk"un ("Boyhood", 2014) yaptığı, kaynağı 'docufiction'a (yarı belgesel film) kadar uzanan deneyin bir benzeri canlanıyor. Orada 12 sene boyunca belirli bir zaman dilimine yerleştirilen çekim aşamaları, burada bir seneye yayılıyor. Godard'ın "Hayatını Yaşamak"ta ("Vivre Sa Vie", 1962) bir hayat kadınının yaşamından 12 tablo, François Girard'ın " "Glen Gould Hakkında Otuziki Kısa Film"inde ("Thirty Two Short Films about Glen Gould", 1993) bir piyanistin öyküsünden 32 parça, Christophe Honoré'nin "17 kere Cécile Cassard"ında ("17 Fois Cécile Cassard", 2002) sıradan bir kadının deneyimlerinden 17+2 görüntü, Marc Webb'in "Aşkın (500) Günü"nde ("(500) Days of Summer", 2009) iki aşığın yaşadıklarından 500 kalıcı ana odaklanması benzeri bir dil arayışı var.
Aslında "52 Salı", bunlardan en fazla sonuncusuyla bağ kuruyor. Bir anı defteri kıvamında planlanan, kimi videoya kaydedilmiş, kimi kamera açılarının farklılığı ile dikkat çeken sahnelerden oluşuyor. Yaklaşık ikişer dakikalık bu bölümlerde işin ilginç tarafı annenin cinsiyet değiştirme aşamasındaki 'bunalım' ve 'arayış' kavramları, 16 yaşındaki kızın cinsel hayatındaki ilk deneyimlerinde de karşımıza çıkıyor.
Böylece bu anlardan birinde bireylerinin yakınlaştığını dahi gördüğümüz ayrıksı bir anne-kız ilişkisi beliriyor. Sanki Cate Shortland'in 15 yaşındaki Heidi'nin cinsel arayışını ele aldığı Avustralya sinemasının yeni jenerasyonu için önemli "Somersault" (2004) ile bir trans erkek öyküsü iç içe geçiyor. Belki de "Aşkın (500) Günü" ile "Çocukluk"u buluşturan bir iş canlanıyor.
Kadın yönetmen Hyde, Shortland gibi becerikli mi, yoksa Sarah Watt gibi dikiş tutturamayan bir sinemacı mı olacak, onu zaman gösterecek. Ama burada kurguyu iyi halleden Bryan Mason'a sinematografiyi de emanet etmek kabak gibi bir sarı ışıkla renk dokusu üzerine kafa yorulmamış duran sahneler doğuruyor. Filmin en belirgin eksikliği de bu sanki. Kamera açılarındaki zeka çoğu zaman hissedilse de, bu konudaki özen problemi gözden kaçmıyor.
FİLMİN NOTU: 7.5
"Gece Yarısı Dalışı": 'Gizemli Ada'nın yeğeni mi?
Bir iskele görüntüsü, bir anda şarkı söylemeye başlayan kadınlar, şnorkelle göle giren bir kişi ve daha nice kafa karıştıran öğe... "Gece Yarısı Dalışı" ("The Midnight Swim", 2014), lanetli bir kasabada yedinci kadının ruhunun peşine takılıyor. Sinema tarihinde "Sapık"tan ("Pyscho", 1960) "Kan Gölü"ne ("Eden Lake", 2008), "Creature from the Black Lagoon"dan (1954) "Mungo Gölü"ne ("Lake Mungo", 2008) uzanan korkutucu göl kullanımlarından biri daha karşımıza çıkıyor.
Ama temeline sanki "Gizemli Ada" ("The Wicker Man", 1973) ve "Let's Scare Jessica to Death"den (1971) aşina olduğumuz, bir adaya gelip tekinsiz insanlarla, tuhaf tiplerle donatılınca ne yapacağını şaşıran kadın temsillerinden birini yerleştiriyor. Sarah Adina Smith, ana karakterinin eline olan biteni kaydetmesi için bir dijital kamera veriyor. Film de 40 dakika boyunca klasik bir buluntu filme dönüşüp sıkıcı duruyor.
Her akşamüstü alınan iskelenin aynı açıdan görüntüleri, arkadaş muhabbetleri ve beyaz fon derken, bir yerden sonra klasik dramatik çözülme kırılıyor ve her şey açığa çıkıyor. Araya atılan anı parçalarının yer yer bakış açısı kamerasına kayması, bir gizli kamera gözleminden zamansız planların da devreye girebilmesi gizemi arttırıyor.
"Gece Yarışı Dalışı", temelde bilimkurgu temaları taşıyan bir gizem filmi. Sanki kağıt üstünde Robin Hardy'nin paganizmle ilgilenen kült korkusu "Gizemli Ada" kaynağından kopup, reenkarnasyonla ilişkili bir modele oturtuluyor. Başta da bir kısmını duyduğumuz, finalde baskın hale gelen Erkin Koray şarkısının yarattığı gerilimle konulan, bakış açısı kamerası odaklı son nokta bizim adımıza ilginç bir detay. Buraya uzanırken mucizeler yaratmıyor yönetmen, kurguya da imza atmasıyla biraz daha çalışması gerektiğine dikkat çekiyor. 88 dakika, 70 dakikaya indirilip filmin ilk kısmındaki 40 dakika kesilebilirmiş.
Ancak burada bir dağlık, kırsal bölgeye gidip doğranan kadın klişesinin çok uzağında, sabit kameralarla canlanan izole edilmişlik, kabuklarından çıkma arayışı atmosfere yakışıyor. Kimi zaman varoluşçu parçalanmalar buna anlam katıyor. "Gece Yarışı Dalışı", eksiklerine karşın 'ilk film' olarak tatmin ediyor. Sürpriz sonuyla da ters köşe yapmayı beceriyor.
FİLMİN NOTU: 5.5
"Norveç": 80'lerde vampir olmak
Sanki "Gece Yarısı Ateşi" ("Saturday Night Fever", 1977) ile "Kayıp Çocuklar"ın ("The Lost Boys", 1987) arasında saykodelik (pyschedelic) bir bilimkurgu hazinesi aramaya çalışıyor gibi bir hali var... "Norveç" ("Norvigia") bu ayrıksı tanımı üzerine alıyor. Yunan sinemasından çıkan rahatsız edici jenerasyona ne kadar dahil edilir bilinmez. Ama yönetmen Yannis Veslemes'in kafasının farklı çalıştığı net.
2008'de David Lynch dehlizlerine girip yolunu kaybeden "Şüphe"nin ("Istoria 52") bestecisi olarak piyasaya giren sinemacı, ilk kez yönetmenlik koltuğuna oturuyor burada. Film, 80'lerde geçen ve fütürizmi 'retro' öğelerle harmanlayıp canlı renklerden beslenen bir mimariye sahip. Floresanların göz aldığı camp (bilinçli bayağılık estetiği) bir evren planlıyor. Ama dış mekana fazla çıkmıyor. "Zardoz" (1974) ve '1984' göndermeleri ile start alıp ümit vaat ediyor.
Veslemes, sinemaskop oranında kafası kırık ana karakterinin zihnine girmeye çabalıyor. Bu durumdan saykodelik bir atmosfer mi, 80'ler fonlu bir bilimkurgu-korku malzemesi mi, yoksa bir vampir komedisi mi çıkarttığı ise belirsiz. Zira bir yerden sonra 'insan etinden uyuşturucuya kaydım' diyen vampirlerden Adolf Hitler temsiline uzanan alternatif bir bilinçaltı yolculuğu beliriyor. Bu da çok çekici durmuyor bu çağda. Zano, ne kadar Tony Manero olabiliyor bilinmez. Ama kağıt üstünde dans ederek kalp ritmini koruması ve ölmemesi gibi bir alt tür koduyla yol alıyor.
"Norveç", ismiyle sunduğu distopik evren vaadini yerine getirme konusunda olgun durmuyor. Neredeyse finalsiz senaryo, planlanmış bir kan emicisi temsiline açılmıyor. İlk cümlede verdiğimiz tanımın kamera kaydırmalarından beslenen çekiciliği, girizgah dışında yerinde durmuyor. Espriler sadece bir-iki yerde tutuyor. "Açlık"ın ("The Hunger", 1983) açılış sahnesine gönderme gibi gözüken disko bölümü ile "Kayıp Çocuklar"dan alınan 'mağarada yaşayan vampir tanımı' biraz damağımızda bayat bir tat bırakıyor. 'Pastiş' ya da 'kolaj' mantığı doğru bir yere oturmadan dramatik yapısız canlanıyor sanki. Filmin ucunu açık bırakma arzusu ise 80'lerde izlediğimiz vampir filmlerinin fazlalığından ya da bütçesizlikten dolayı tutmuyor.
FİLMİN NOTU: 4.5
KEREM AKÇA'NIN 14. !F FİLMLERİ İÇİN YILDIZ TABLOSU:
99 Yuva (99 Homes): 4.5
1001 Gram (1001 Grams): 4
Ağustos Esintisi (August Winds): 4
Anadolu Break: 6
Aleluya (Allelluia): 5.9
Aşk Başkadır (Love is Strange): 3
At Parası (Cavalho Dinheiro): 3
Aylak Vampirler (What We Do in the Shadows): 5.6
Birdman: 5.9
Bizdeki Koku (The Smell of Us): 6.5
Cennet (Eden): 6.5
Çekmeceler: 6
Fransa Prensesi (La Princesa de Francia): 6.5
God Help the Girl: 6
Gül Suyu (Rosewater): 2.3
Hayatın Kendisi (Life Itself): 6.5
Kayıp Şampiyon (The Dark Horse): 3.4
Kesik Yılan (Cut Snake): 4
Kum Parası (Dolares De Arena): 6.4
Luna: 5.3
Makul Davranış (Appropriate Behavior): 4.5
Mardan: 2.9
Mors Dişi (Tusk): 6.5
Nicole, Uyumuşun (Tu Dors Nicole): 4.5
Oflu Hoca'yı Aramak: 5.5
Oyuncu (Actress): 2.9
Rüzgarların Arasında (Risttuules): 9.6
Seremoni (La Cérémonie): 3
Sevgili Beyaz Irk (Dear White People): 6.5
Son Beş Yıl (The Last Five Years): 5.5
Şahane Alice Cooper (Super Duper Alice Cooper): 7.6
Tek Aşkım (The One I Love): 8.5
Toz Ruhu: 5.5
Yalnız Cennet Bilir (Heaven Knows What): 6.3
Yasaklı Oda (The Forbidden Room): 4
Yine Noel (Christmas, Again): 5.3
X+Y: 4