Komünizm durmaya mecbur bırakırdı
Kerem Akça'nın önerdiği "Rüzgarların Arasında" !f İstanbul'da gösterilecek
KEREM AKÇA / keremakca@haberturk.com
Estonya'dan Tarkovsky-Resnais kırması heyecan verici bir yönetmen çıkmasına yol açan enfes bir cevher! 2. Dünya Savaşı yılları, hiç böylesi özgün, böylesi büyüleyici, böylesi vizyon sahibi bir film görmemiş olabilir. Eylül'de Toronto Film Festivali'ndeki dünya prömiyerinde izlediğim, 2014'ün üç-dört başyapıtı arasına konulabilecek "Rüzgarların Arasında"nın Türkiye galası 14. !f Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali'nde yapılacak. Bu fırsat kaçmaz derim.
Komünizm yıllarında Sovyet mukimler ya da Stalin'in askerleri tarafından Sibirya'ya yerleştirilen savunmasız anne ile kızının yaşam mücadelesi... 14 Haziran 1941'de Baltık ülkelerine, Letonya, Litvanya ve Estonya'ya mensup insanların SSCB'nin unutulmuş köşelerine gönderilmesinin öyküsü bu... Zulme, işkenceye, zalimliğe yol açan 'toplama kampı' temsili, hüznü büyüleyicilikle yorumlayan bir bilinçaltı tasviri çıkarıyor.
Avrupa'nın küçük ülkelerinde faşist rejimlerin önlenemez etkilerini vurgulayan sayısız film çıkmıştır. Bunlar masum ve çaresiz insanların etrafını özel görsel dünyalarla örmüştür veya örememiştir. Ama bu filmlerin çok azı "Rüzgarların Arasında" ("Risstuules", 2014) gibi deneylerini; profesyonellikle, şiirsellikle ve vizyonla birleştirebilmişti. Martti Helde, 2. Dünya Savaşı'na olağandışı bir tarafından bakarak Naziler'in faşizmini hiç odağına almadan unutulan bir tarihsel kesite adeta etkileyici resim tablolarıyla yaklaşıyor.
RESNAIS, TARKOVSKY, SOKUROV, ROBBE-GRILLET
Elbette filmin temeline bakanlar Alain Resnais'nin "Geçen Yıl Marienbad'da"sı ("L'Année Dernière à Marienbad", 1961), Sokurov'un tek planda çektiği "Rus Hazine Sandığı"nı ("Russian Kovcheg", 2002) veya Jan Nemec'in "Diamonds of the Night"ını ("Démanty Noci", 1964) hatırlayacak. Ancak ilk yönetmenliğini veren Estonyalı Helde, mucizevi görüntü yönetmeninin katkısıyla burada adeta döktürüyor. Bunlardan birincisinde Robbe-Grillet-Resnais ikilisiyle gelen 'duran karakterler'in kameraya alan açtığı yaratıcı zaman-mekan-hatıra ilişkisi, 2. Dünya Savaşı'nın acılarına yerleştirilmiş gibi duruyor.
Büyük oranda steadicam ile çekilmiş yapıt, şiirsel durmak isterken siyah-beyazı iyi kullanıyor. Anlatıcı sesinin bütünlediği incelikle örülmüş plan sekanslar izliyoruz. Kaydırılan kameranın usulca süzülmesi, asker ya da komünizm idaresindeki kampta hareketsiz kalan insanların çaresizliğini yansıtıyor. Stabillik ile hareket arasındaki ikilik böylece açığa çıkıyor.
"Rüzgarların Arasında", "Rus Hazine Sandığı"nın tek çekimden oluşan yapısının aralara kararma-açılma tekniği yerleştirilmiş, ama "Geçen Yıl Marienbad'da" mantığıyla Baltık ülkelerine transfer edilmiş versiyonu gibi. Bu durum Estonya için bir isyanı şiirsel karelerle akan büyüleyici bir sinema hazinesiyle canlandırıyor.
Tarkovsky'nin hipnozu da içine alan yönetmenlik kimliği mistik tarafı dışında akla geliyor. Bu etkiyi üzerine almaktan gocunmayan film, anti-komünist bakışıyla da iki ruhun debelenmesini ele alıyor. Anne-oğul ilişkisinde Sokurov'un başyapıtı "Ana ile Oğul"dan ("Mat i Syn", 1997) farklı bir yere oturuyor. Ana karakter olup olmadığını anlamadığımız etraftaki tiplemelerin, mağdurların durmasıyla aslında bir zamansal uçuruma dikkat çekiyor. Herkesi stabil hale getirip yerinde durmaya zorlayan, parmaklıklar arkasına sıkıştıran ve zorlu doğa koşullarına mahkum eden bir düzenden söz ediliyor. Stalin komünizminin yol açtığı insanlık dışı olaylar, ele geçirilen ülkeleri içine sürüklediği sinir bozucu durumlar önümüze yedinci sanat kurallarıyla dökülüyor. Toplama kampının sadece Naziler'de olmadığı vurgulanıyor.
TARKOVSKY, RESNAIS VE SOKUROV'U KISKANDIRABİLİR
Şüphesiz plan sekanslardan oluşan görsel dili, siyah-beyaz renk paleti, resim tablolarından beslenen dokusu ve sıfatlarla örülebilecek detaycılığıyla özel ve önemli bir film bu. Yandan esen rüzgarla olabilecekler ışığında Çek Yeni Dalgası'nın gerçeküstücülüğüne de yanaşıyor yer yer.
"Rüzgarların Arasında" sabit kamerayla kapanan kapanış sekansıyla biraz eleştirilmeli mi bilinmez? Ama savaşın ruh halinin zihnimizi sürüklediği umutsuzluk üzerine öznel bir sinema gösterisi şüphesiz. Sokurov, Resnais ve Tarkovsky'yi kıskandırabilir. 'Tek çekimde üretilen filmler' arasında bu anlatı modeline şekil verme becerisini göstermesiyle, "İp" ("Rope", 1948) ve "Balık ve Kedi" ("Mahi Va Gorbeh", 2013) ile yeğen veya kuzen olabilir.
Kararma-açılmalardan istasyonda beslenen "Manakamana"ya (2013) ya da plan sekansları ara boşluklarla saran "Dokuz Hayat"a ("Nine Lives", 2005) daha yakın sanki. 'Tek çekimde halloldum' derdinde, iddiasına olmayabilir Helde. Ancak film, kendi dünyasını, büyüleyici atmosferini, siyasi söylemini, hafızayla kurduğu bağlantıyı o kadar lezzetli hale getiriyor ki, bir başyapıt olarak anılmayı hak ediyor. Hem de sanki 60'larda yükselişe geçen Çek ve Polonya sinemasından çıkan bir filmin tazeliğini üzerine alarak... Iñárritu'nun tek çekimden oluşturmak için çaba sarf edip yüzde yüz sonuç alamadığı "Birdman"le (2014) gereğinden fazla övgüye boğulduğu bir yılda, "Rüzgarların Arasında"nın becerisi, profesyonelliği ve model oluşturma dahiliği ders olarak izlenmeli, izlettirilmeli.
FİLMİN NOTU: 9.6
Künye:
Rüzgarların Arasında (Risttuules)
Yönetmen: Martti Helde
Oyuncular: Einar Hillep, Ingrid Isotamm, Laura Peterson
Süre: 90 Dk.
Yapım Yılı: 2014