Müzisyen, koşucu ve canavar
Kerem Akça, vizyona girmeden DVD'leri çıkan üç filmi ele aldı
KEREM AKÇA / keremakca@haberturk.com
Vizyona girmeden ev videosunda şans bulan “Beni Sevdiğin Gibi Sev”, “Gücün Bedeli” ve “İstila: Karanlık Kıta”yı analiz ettim. Bir Film etiketiyle Sony Pictures’ın klasik filmlerinin (“Easy Rider, “Taksi Şoförü” gibi) Pop Art kapaklı koleksiyonluk DVD’lerinin piyasaya çıktığını da heyecanla karşılamak gerek.
“BENİ SEVDİĞİN GİBİ SEV”: AŞK FİLMİNDE DAHA İYİ
Bizde de vizyon şansı bulan “Teksas Ölüm Tarlası” (“Texas Killing Fields”, 2011) ile Venedik’in ana yarışmasına giren Ami Canaan Mann’in üçüncü kurmaca filmi... Bu kez bir country müzisyeni ile dul bir kadının ilişkisi merkezde…
Film, Katherine Heigl ile Ben Barnes’ı, geleneksel bir Amerika fonunun önünde bir araya getiriyor. Aslında sinematografisi, kurgusuyla ‘kalıbına uydurulmuş’ hissi veriyor. “Beni Sevdiğin Gibi Sev” (“Jackie & Ryan”, 2014), polisiyede başarılı olamayan Michael Mann’in kızının kadın ve müzik dünyasına biraz daha hakim gibi.
Canaan Mann, renklerinden geçişlerine kadar bir ‘dil’ oluşturmasa da, ABD’nin sorunlarını yüzümüze vuruyor. Country şarkıları ile evlilik problemlerinin iç içe geçtiği noktada da ‘birleşme arzusu’ sizi kavrıyor. Tutku, aşk veya fiziksel temas, ne derseniz deyin, ama etkileşim samimi duruyor. Romantik-dramda bir uyum, bir gelenekçilik var. Buna karşı çıkmak da bağlanmak da sizin elinizde.
Amerika’nın yöresel problemlerini, kovboy şapkalı adam klişesinin önlenemez çekiciliğini gözler önüne seren nice filmden biri “Beni Sevdiğin Gibi Sev”. Planlanmış anlarıyla ‘idare etme’ şansı yakalıyor.
FİLMİN NOTU: 5
“GÜCÜN BEDELİ”: BİR ‘VAHŞİ KOŞU’ OLAMIYOR
2010’da Meksika Körfezi’nde meydana gelen petrol sızıntısı, ABD’yi de etkisi altına almıştı. “Gücün Bedeli” (“The Runner”, 2015) o meselenin devamında yaşanan bir komplonun, bir seks skandalının üzerine gidiyor. Austin Stark, yapımcılık kariyeriyle (bkz. “Detachment”) bilinen bir isim. Burada da Nicolas Cage’i merkeze idealist bir ‘politikacı/koşucu’ olarak yerleştirirken, onun arkasına da bir siyasi gerilim senaryosu monte ediyor.
Bu durum akla John Schlesinger’in, William Goldman’ın romanından uyarlanan klasiği “Vahşi Koşu”yu (“The Marathon Man”, 1976) getiriyor. Ama komplo ne oradaki kadar keskin, ne de yönetmenlik oradaki kadar iyi. Stark, filmi el kamerasıyla çekmiş hissi yaratıyor. Sarah Paulson, Connie Nielsen ve biraz Peter Fonda’nın varlıkları bir özgüven getiriyor getirmesine.
Ama onların kattıklarına dair de iyi şeyler söyleyemiyoruz. “Gücün Bedeli”, net bir video filmi. “Seni Şimdiden Özledim” (“Miss You Already”, 2015) ve “Mutlu Yıllar”daki (“Love the Coopers”, 2015) üşengeçlikleriyle bildiğimiz bir görüntü yönetmenin sinematografik özensizliğini bolca barındırıyor. Seyirciyi yakın plan ve çok yakın plan manyağı yapıyor.
Böylece komplosu da, koşuşturmacası da, ilişkisi de inandırıcı olmayan bir aşk üçgeni izliyoruz. Cage’in özel hayatına ilişkin takındığı tavırlar ve yapay yüz ifadeleri düşüşteki bir oyuncunun hezeyanları olarak yansıyor perdeye. ‘Aksiyona geri dön!’ çığlıklarına yol açıyor. Amerikan halkında iş bırakmış petrol felaketi ise bir sinemasal arka plana dönüşmekten uzak kalıyor. “Vahşi Koşu” gibi hem koşuculuğu, hem siyasi metni, hem de oyuncuları hakimiyet altına almak kolay iş değil.
FİLMİN NOTU: 2.5
“İSTİLA: KARANLIK KITA”: ORİJİNALİNİ MUMLA ARATIYOR
Gareth Edwards, 2010’da yarattığı marka ile kendi köşesine çekilmedi, Hollywood’a transfer oldu. Onun kültleşecek filmi “İstila”da (“Monsters”) mesele canavarları, uzaylı istilasını mümkün olduğunca göstermemekti. Aksine önde aşk yaşayan ikilinin yabancılaşmasına, Sofia Coppola’nın “Bir Konuşabilse..”si (“Lost in Translation”, 2004) kıvamında bakmaktı.
Bu model “Godzilla” (2014) yeniden çevriminde de onu nispeten kurtardı. Filmin ikincisi biraz daha bütçeli. Edwards sadece yürütücü yapımcı olarak projede var. “İstila: Karanlık Kıta” (“Monsters: Dark Continent”, 2014) hikayeyi 10 sene sonrasına taşıyor. Yanan bir arabayla eski karakterlerin haletiruhiyesini andırarak start alıyor. Sonrasında milliyetçi, militarist, emperyalist ve tekdüze bir uzaylı canavar istilası filmi izliyoruz. Askeri propaganda filmi gibi akan eserin, ‘iyi-kötü ayrımı’ konusunda “Dünya İstilası: Los Angeles Savaşı” (“Battle Los Angeles”, 2011) ya da “Karanlık Saat”ten (“The Darkest Hour”, 2011) farkı kalmıyor. Ortadoğu’ya taşınan ve orijinaline göre süresi uzatılan senaryo, yavan duruyor, keyif vermiyor.
Görsel efektler biraz kurtarıcı gibi. İlk filmde ‘ahtapot’a benzeyen canavar hareketleri dikkat çekmişti. Burada da bu durum var. Ama nedense zaman zaman onların yanından geçen arabalar bize ‘Jurassic Park’ deneyimi yaşatır gibi oluyor. TV yönetmeni Tom Green, projede ötekilerin insanlara karşı tutumunun nasıl olacağına karar verememiş. Senaryoda bu eksiklik çok belirgin. Sona doğru Tarkovsky eğilimi taşıyan şiirsel sahnelerin, Ortadoğulu kız-ABD’li asker aşkını ne kadar ayaklandırdığı şüpheli.
Her şeye rağmen orijinalindeki fikrin gücüyle birçok sıkıcı uzaylı istilası filminin üzerine çıkıyor yapıt. Ama bu iyi niyetli yaklaşım da 112 dakikaya takılıyor. Zira “İstila”, ‘uzaylı istilası’ ve ‘canavar/yaratık’ tanımına klişe ve Amerikancı yaklaşımı yıkmaya çabalarken, burada en ilkel formüle geri dönüş var. Bir anlamda çığır açacak orijinal filmin adını lekeliyor “İstila: Karanlık Kıta”.
FİLMİN NOTU: 3.5
KEREM AKÇA’NIN TÜRKİYE’DE YENİ PİYASAYA ÇIKAN DVD’LERDEN ÖNERİLERİ
1-Aç Kalpler (Hungry Hearts)
2-Peşimdeki Şeytan (It Follows)
3-Duck Soup
4-Pixels
5-Aşk ve Merhamet (Love & Mercy)
6-Hayat Kitabı (The Book of Life)
7-Yeni Kız Arkadaşım (Une Nouvelle Amie)
8-Mad Max: Fury Road
9-Kağıttan Kentler (Paper Towns)
10-Denizin Şarkısı (Song of the Sea)
11-Ex Machina
12-Pas ve Kemik
13-Ayı Teddy 2 (Ted 2)
14-Max
15-Terminator: Genisys