Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        KÜBRA PAR / HABERTURK.COM

        kubrapar@haberturk.com

        https://twitter.com/ kubrapc

        İstanbul'dan üç efsane geçti...

        Bu seneki caz festivalinin en etkileyici konserlerinden biri önceki akşam Haliç Kongre Merkezi'ndeki Keith Jarrett, Jack DeJohnette ve Gary Peacock konseriydi.

        Sahne alanlar efsane cazcılar olunca konsere olan ilgi de bir hayli yüksekti.

        Ben Keith Jarrett'la caz standartlarıyla değil; yıllar önce, Boğaziçi Üniversitesi'nden Koray Çalışkan'ın mezuniyet törenimde hediye ettiği Schostakovich albümüyle tanışmıştım. Defalarca dinlediğim o albüm, müzik rafımın baş köşesindedir. Ama onu canlı olarak dinlemek ölmeden önce mutlaka yaşanması gereken özel anlardan biri gibiydi...

        Konserde, Keith Jarett kırmızı, Gary Peacock siyah, Jack DeJohnette ise sarı gömlek giyinmişlerdi ve karanlık sahnede bir ayinde gibi görünüyorlardı. Jarett konser boyunca piyanoyla adeta dans etti.

        FOTOĞRAF KRİZİ

        Konser sonundaki uzun alkıştan sonra bis için sahneye geri dönen ve mikrofona yönelen Jack DeJohnette'nin birkaç tatlı söz edeceğini zannederken küçük bir fırça yedik. Konserin başından itibaren defalarca fotoğraf çekilmemesi anons edilmişti. Buna rağmen seyircilerin fotoğraf çekmesine sinirlenen Peacock, “fotoğraf çekmeyi bırakın, kulaklarınızı açın ve sadece dinleyin, yakında öleceğiz” diyerek, sitem etti. Ondan sonra mikrofona yönelen Jarett da seyirciyi iğneledi ve Peacock'u destekledi.

        Konsere gelenler arasında birçok tanıdık sima vardı. Bir kaçıyla konuştum. Kimi çok beğenmiş, kimiyse ruhsuz bulmuş.

        Bakın ne dediler:

        SEDAT ERGİN: İKSV ETKİNLİKLERİ İÇİNDE EN MÜKEMMEL KONSERDİ

        Keith Jarrett Trio konseri bugüne dek İKSV caz festivalleri içinde izlediğim etkinlikler içindeki en mükemmel, en yoğun müzik olaylarından biriydi. Doğrusunu söylemek gerekirse konseri anlatabilmek için başka bir ifade bulmakta da zorlanıyorum. Bir müzikal zenginlik ve yükselme duygusu yaşadık diyelim. Yunan mitolojisi bugün geçerli olsaydı, Keith Jarrett’a muhakkak kendisini tanrılar katına yaklaştıran bir öykü atfedilirdi. Bu yılki festivalde ne yazık ki istediğim kadar konser izleyemedim. Marcus Miller’ın bizimkilerle birlikte çaldığı ortak konsere yurtdışında olduğum için gidemedim; kaçırdığıma çok hayıflanıyorum. Esperanza Spalding konserinde biraz hayal kırıklığı yaşadığımı söyleyebilirim.

        HÜLYA TUNÇAĞ: ŞİİRSEL BİR KONSERDİ

        Şiirsel bir konserdi. Zaten yollarını gözlüyorduk kaç yıldır, çok özlemiştik. Keith Jarrett, caz tarihinde Bill Evans'tan sonraki en lirik piyanisttir. Ben Keith Jarett'ı ilk kez duyduğumda 1968 yılıydı. TRT'de yeni prodüktör olmuştum. Charles Lloyd'un bir albümü geçmişti elime. Jarett'in ilk kayıtlarından bir tanesidir o... Hayran kalmıştım. Gencecik bir piyanistti o zaman. O günden bu güne efsanevi bir piyanist haline geldi. Tabi kontrbasçı Gary Peacock ve davulcu Jack DeJohnette ile birlikte bu üçlü caz tarihinin 60 yıllık parçalarına yeniden hayat veriyorlar.

        Bu akşamki konserde bütün albümlerinden seçmeler vardı. Jazz standartlarını, Keith Jarett'ın kendi Orijinal bestelerini ve Bill Evans'tan bir parçayı çaldılar. Bis'te seslendirdikleri parça “When I Fall in Love” Keith Jarett'ın en güzel seslendirdiği caz standartlarından biridir.

        YAZGÜLÜ ALDOĞAN:ÇOK RUHSUZ BİR KONSERDİ

        Konsere gitmenin en önemli nedeni "canlı" olması değil mi? Keith Jarrett konseri banttan kayıt gibiydi! Seyirciye bir merhaba bile demeyen bir sanatçı... En ufak bir iletişim yok, müziklerini çaldılar ve gittiler. E o zaman ben niye o kadar geldim oraya, koyarım CD'yi dinlerim müziğimi. Açıkçası bana çok ruhsuz geldi. Üç huysuz ihtiyar, biz işimizi yaparız, siz havasında. Seyirci de tuhaftı, bu kadar önem verdikleri bir konsere ne kadar geç gelen oldu! İlk konserlerden birine Marcus Miller ve Hüsnü Şenlendirici'nin konserine gittim, çok özel bir projeydi, onda çok mutlu oldum! Bir de Arkeoloji Müzesi'ndeki 'Ustalarla Buluşmalar' konserine gideceğim, hayırlısı!

        GÖRGÜN TANER:CAZ FESTİVALİNİN EN GÜZEL KONSERLERİNDEN BİRİYDİ

        Caz tarihinde dev bir yapraktı o gece. Bir daha nasıl izleriz bilemiyorum ama çok önemli üç müzisyenin sadece iyi müzik peşinde koştukları ve mükemmeli aradıkları bir akşamdı. Özellikle Keith Jarrett çok formdaydı... Usta bize doğaçlama dersi verdi aynı zamanda. Caz festivalinin en güzel konserlerinden biriydi.

        KEREM GÖRSEV: YAŞAYAN SON EFSANE TRİO

        Söyleyecek söz bulamıyorum.. Onlar yaşayan son efsane trio... 20 yıldır takip ediyorum. Konserlerini internetten izlerdim, ama canlı olarak dinlemek bambaşka...

        MEMET ALİ ALABORA:ÇOK ÖZEL BİR KONSER DEĞİLDİ

        Ben ilk defa Keith Jarrett'ı canlı dinleme şansına nail oldum.Keith Jarrett gibi dünyadan yaşayan en iyi beş caz piyanistinden birini, gelmiş geçmiş en büyük davulcularından ve basçılarından bir tanesini görüp de çok objektif olmak mümkün değil. Ama ben yine de objektif olmaya çalışırsam, kötü bir konser olmadığını ama çok özel bir konser de olmadığını düşünüyorum. Bazen olmaz... Çok özelden kastım şu; Keith Jarett yılda bir çok konser veriyor, ama bunlar “the concert”olmuyor. Öyle baktığım zaman, “bugün burada çok acayip bir şey oluyor” hissi uyandıran bir konser değildi bence. İyi bir konserdi ama özellikle onların da hiç unutmayacakları, “Ya İstanbul'da 2012 yılının Temmuz ayında bir konser vermiştik, hatırlar mısınız” diyecekleri bir konser değildi. Ama onları sahnede görmek, müziği nasıl inşa ettiklerini görmek, çok acayipti.

        Ve tabi ki Türk seyircisinin de gerçekten umursamaz olduğunu görmek inanılmazdı! Şunu diyebilirsiniz: “ya ukalalara bak, kardeşim niye fotoğraf çekmeyelim ki”... ama adam özellikle rica etmiş, yirmi kere anons edilmiş, demek ki bununla ilgili bir hassasiyeti var... Hiç aklınıza gelmeyecek bir sebebi de olabilir. Adam bunu rica etmiş, niye hala ısrarla fotoğraf çekiyoruz. Bu gerçekten şuursuzluktan başka Bir şey değil...

        SEVİN OKYAY CAZ FESTİVALİ'Nİ DEĞERLENDİRDİ

        Konserden sonra Sevin Okyay'ı yakalayamamıştım. Dün arayıp hem Keith Jarrett konserini hem de festival'deki diğer konserleri nasıl bulduğunu sordum.

        Keith Jarrett, Jack DeJohnette ve Gary Peacock'un performanslarını nasıl buldunuz?

        Onlar için "kötü" performans diye bir şey olmuyor pek. 2013'te birlikte otuzuncu yıllarını kutlayacaklar. Bir araya geldiklerinde bile, hepsi Miles Davis'ten mezun, usta müzisyenlerdi. Çok iyi bir konser olduğuna şüphe yok. Dinleyicilerini mutlu etti. Bize "şarkılı" bir konser sundular. Bir de sıfırdan başladıkları, doğaçlama konserleri var. Elbette aşina melodiler iç ısıtıyor (üzerlerinde çok oynayıp, çok değiştiriyorlar gerçi) ama Keith Jarrett'ın deyişiyle "üç bilinç akımı"nı izlediğimiz, diğerlerinin zaman zaman "yol işaretleri" için Jarrett'a baktıkları konserlerden biri, daha da iyi olabilirdi. Onlarda sakin Peacock ve hayranı olduğumuz DeJohnette, piyanistlerinin ritim seksiyonu olmanın çok önüne çıkıyor.

        Keith Jarrett'ın sizin için özel bir yeri var mı?

        Var, tabii. Onun ve Ahmad Jamal'ın, müziğin bütününe hakim, büyük ustalar olduklarını düşünüyorum. Ama en çok hangi caz piyanistini seversin derseniz, Brad Mehldai ile artık aramızda olmayan Andrew Hill derim.

        Caz festivalinde gittiğiniz başka konserler var mıydı? Favori konseriniz hangisiydi?

        İstanbul Project'i bu kadar yaşayan, canlı, keyifli bir konser haline, ancak Marcus Miller gibi bir müzisyen getirebilirdi. Müzik yapmaktan aldığı zevk bulaşıcı. Elemanlarını de onore etmekte üstüne yok, buna rağmen disiplinli de, şeker kaplı disiplin.

        Till Brönner konserinden hoşnut kaldım. Salon'daki Oğuz Büyükberber European Jazz Club konseri ise harikaydı, sevdiğimiz konuklar vardı, Anthony Hegarty'nin konserini de heyecanlı beklemiştim, değdi. Beş yıl önce, Şan Tiyatrosu'nda, The Johnsons ile geldiği konseri daha heyecan vericiydi, gene de.

        Erykah Badu konserinin yarısından azını izledim. Beğenmediğimden değil, şahsi mazeret.

        Arkeoloji Müzesi'ndeki ikinci konserim ise, Lars Danielssohn konseriydi. Jarrett'tan ha azar işittik ha işiteceğiz diye diken üstünde durmakla (ki sonunda gene de işittik) kıyaslarsak, güler yüzlü Danielsson insana başka bir keyif de veriyor. Ayrıca, gerçekten çok seçkin bir gruptu. Yaron Herman'ı hiç 'live' izlememiştim, John Parricelli'yi de, ikisi de harikaydı. Davulda Magnus Öström, e.s.t. yadigârıdır. Östöm'ün de çaldığı Caz İçin Tuhaf Bir Yer gecesindeki (o gece zehirlenince, iki-üç konser kaçırdım), Nicholas Payton, Stefon Harris ve David Sanchez'i içeren ikinci grubu cidden çok beğendim.

        Sıralama yapmak zor ama, Payton-Jarrett-Danielsson-Miller diyebiliriz. Hegarty zaten cazcı değil...

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ