'Opera, müzelik bir şey değil'
İstanbul hatta Türkiye eğlence ve sanat hayatına renk getirmeyi kafasına koyan Zorlu PSM'nin Genel Müdürü Ray Cullom, genç ve dinamik yerel bir kast ile operayı ayağı yere basan bir noktaya taşımayı hedefliyor. PSM perdelerini genç, dinamik ve canlı La Boheme için açıyor!
Sırma KARASU/HT CUMARTESİ
sirmakarasu@gmail.com
Giacomo Puccini’nin, Henry Murger’ın “Bohem Hayattan Kesitler” romanından bestelediği “La Boheme” Türk seyircisi için yeni bir eser değil. Tüm devlet operaları en az 2-3 senede bir “La Boheme”i programlarına alır. İşte tam da bu yüzden 18-20-22 ve 24 Ocak tarihlerinde Zorlu PSM’de sahne alacak Royal Opera yapımından tam bir vurgun etkisi bekliyorum. İstanbul hatta Türkiye eğlence ve sanat hayatına renk getirmeyi kafasına koyan merkezin Genel Müdürü Ray Cullom genç ve dinamik bir yerel kast ile operayı daha ayağı yere basan bir noktaya taşımayı hedefliyor.
■ Atatürk Kültür Merkezi’nin 6 senedir kapalı olduğu şu ortamda Grand Opera sahneleme kararını nasıl aldınız?
Yola İstanbul Devlet Opera ve Balesi’yle çıktık. Bundan 1.5 sene önce ofisimde oturduk ve Türkiye’ye, eskiden AKM’de sahnelenenler kadar görkemli bir opera getirmek için ortak çalışmaya karar verdik. Bize düşen gidip en kaliteli ve büyük yapımı bulmaktı. Avrupa’da bizimki kadar büyük tek sahnenin Londra’daki Royal Opera olduğunu bildiğim için onların programından bir eser seçmeye karar verdik.
■ Peki ya Devlet Opera ve Balesi?
Bu kararlar verildikten sonra maalesef Devlet Opera ve Balesi’nin yönetici kadrosu değişti, bizimle birlikte yol almama kararı aldılar. İlk 10 dakika bayağı bir üzüldük! Sonrasındaysa bunun bizim için harika bir fırsat olduğunu fark ettik. Operanın koro bölümü ve yerel şarkıcıları için yeni ve genç sanatçılar bulduk.
■ “La Boheme” söz konusu olunca “genç” önemli bir unsur...
“La Boheme” gençlik, canlılık ve yaşam enerjisi yüklü bir eser. Biz de bu duyguları seyirciye mutlaka geçirmek istiyoruz. Bu yüzden Puccini’nin klasik dehasını, operanın geçtiği 1830’lar Paris, Montmartre’daki var olma ve ifade mücadelesini bugün hâlâ veren gençlerin varlığıyla birleştirmek istedik. Kast konusunda en büyük dayanağımız Cem Mansur oldu. Operanın asi ve gençlik enerjisi dolu ancak bir yandan da hüzünlü havasını yakalayabildik.
■ Neden ilk opera temsiliniz olarak “La Boheme”i seçtiniz?
Geleneksel opera epik, büyük sahnelerde kralları, tanrı ve tanrıçaları ve destanları anlatır. Puccini bunun dışına çıkarak insan ve insana dair sorunların anlatıldığı, seyircinin sahnede kendinden bir şeyler bulabildiği bir opera bestelemeye karar veriyor. Şimdilik biz de ilk büyük opera temsilimizin böyle olmasını istedik ama önümüzdeki sezon daha fantastik bir şey yapmayı düşünüyoruz. Sloganım şu: Opera müzelik bir şey değil, nefes alan ve sürekli gelişen bir sanat formu olmalı.
■ “Müzelik değil” derken, operanın tamamen alt metinlerinden bağımsız sahnelenmesinden mi bahsediyorsunuz?
Bu Shakespeare için de, Mozart için de geçerli. Ne zaman ki bu insanları bizim gibi “ölümlüler” olarak görmeyi bırakıp hayali kaideler üstüne koyuyoruz orada sanat ve insan arasındaki uçurum büyüyor. Mesela “La Boheme”in ilk prodüksiyonunun fotoğraflarına bak, bütün kast hikâyeye uygun olarak genç insanlardan oluşuyor. Peki neden şimdi orta yaş üstü tenorlar ve sopranolar tarafından seslendiriliyor? İnandırıcılık ve eserin özüne sadık kalmak benim için önemli.
■ Leyla Gencer Şan Yarışması finalistlerinden, La Scala eğitimli sopranomuz Simge Büyükedes’in Mimi’yi seslendirmesi harika bir sürpriz!
Global kasta, yerli dokunuşlar katarak, karma bir iş çıkarmanın Türk izleyicinin “La Boheme”in havasına daha kolay girmesini sağlayacağını düşündük. Üstelik Simge operanın Londra prodüksiyonunda da sahne almış bir isim. Bundan sonra da Royal Opera eserlerinde özünde orijinal prodüksiyona sadık kalıp küçük yerel dokunuşlar yapmaya devam edeceğiz.
■ Anlaşılan Zorlu PSM ve Royal Opera işbirliği sürecek...
Evet. Bundan sonra Zorlu PSM izleyicisi her sezon en az bir Royal Opera temsili izleyecek.