Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        KEREM AKÇA / keremakca@haberturk.com

        Net bir açıklama yapmasa da sanki uzay üssünde geçen ve yaratılma halini öznel olarak planlayan “Tek Aşkım” (“The One I Love”), sinemadaki evlilik terapisi temsillerini radikal bir boyuta taşıyor. “Happy Accidents”tan bu yana Amerikan bağımsız sinemasından çıkmış en çarpıcı bilimkurgu romantik-komedisine dönüşmekte de zorlanmıyor. “Tek Aşkım”, senaryosundan oyuncu kullanımına kadar her şeyiyle çiftgezer (doppelgänger) filmlerine özgün bir armağan! Eylül’de New York’ta vizyonda izlediğim yapıtın, Türkiye galası 12-22 Şubat tarihleri arasında 14. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali kapsamında yapılacak. 2014’ün en iyilerinden birini izleme fırsatını kaçırmayın derim.

        Herkes o anı yeniden yaşamak ister. Aşık olduğunuz insanla ilk kez tanıştığınız, birbirinize taptığınız, duygularınızın taze kaldığı, her şeyin mükemmel olduğu o an… Ethan ve Sophie, bu klişeyi özgün bir senaryoyla çekici kılma peşinde. Ne yapmak istediklerini de biliyorlar. Her şeyi oluruna bırakıp muhafazakar bir kendini iyi hisset filmine malzeme olmuyorlar… “Tek Aşkım” (“The One I Love”), evlilik, ilişkiler ve aşkla ilgili felsefesi olan filmlerden…

        SEVDİĞİNDEN BİR TANE DAHA OLSA NE YAPARDIN?

        Duplass Kardeşler, “Zaman Yolcuları”nda (“Safely Not Guaranteed”, 2012) olduğu gibi yapımcılık koltuğunda kalıp önümüzdeki sinema eserini kendi zaaflarından arındırmışlar. 2.35:1’de doğal renkler, sallanan kamera ve yakın plan ağırlığı sayesinde mumblecore ekolüyle akrabalık kuran film, bu bağı “Cyrus”taki (2010) gibi profesyonellikle saran bir yapıya transfer ediyor. ‘Sevdiğin insandan bir tane daha olsa ne yapardın?’ gibi bir sorunun eşliğinde de her birey için sorunlarından arınmak ve kendini sorgulamak şart hale geliyor.

        Tek bir eve tıkılan karakterlerimiz gerçek anlamda “İtalya’ya Yolculuk”ta (“Viaggio in Italia”, 1954) Rossellini’nin, “Gece”de (“La Notte”, 1961) Antonioni’nin, “Bir Evlilikten Manzaralar”da (“Scener Ur Ett äktenskap”, 1973) Bergman’ın yaşattığını akla getiriyor. Evliliğin terapiye ihtiyacı olduğu süreç mercek altına alınıyor. Tek fark bu arka planın dramatik tarafının devre dışı bırakılıp Woody Allen’ın felsefi bakışıyla içi dolu bir komedi evreni yaratma arzusu gibi… Eve hapsolmak başlı başına bir sorgulama seansı getiriyor. Buna ‘çiftgezer’ (‘doppelgänger’) terimi eklenince her şey kontrolden çıkıyor.

        ‘ANNIE HALL’ İLE ‘AÇ GÖZÜNÜ’ YA DA ‘STEPFORD KADINLARI’ İLE ‘BUGÜN ASLINDA DÜNDÜ’ ARASINDA LEZİZ BİR KÖPRÜ

        Bu durum; seksin, konuşmanın, etkileşimin yarıda bırakılmasıyla umursamazlığı sorgu altına alıyor. İletişimsizliğin altını tekrarlarla oyuyor. Kendisinden bir tane daha olsun diye uğraşan dört kişi birbirleriyle inadına, defalarca kez yüzleşiyor. Diyalog komedisiyle ayakta duruyor. ‘Diğer koca/karınla beraber olmak ister misin?’ sorusuna aslında ‘heyecana ihtiyaç varsa evet’ cevabı veriliyor. Ama filmin dünyası faydalı bir kısır döngüye dönüşüyor.

        Paralel evren, klonlama gibi bilimkurgu külliyatından kelimelerle anılmaya açık bir deneme tahtası canlanıyor. Bunuel’in miras filmi “Arzunun Şu Karanlık Nesnesi”nde (“Cet Obscure Objet Du Désire”, 1977), ana karakteri canlandıran kadın oyuncuyu beklenmedik bir anda değiştirmesine benzer bir taktik canlanıyor. Bu diyarı inşa etmek için sanki “Aç Gözünü”nün (“Abre Los Ojos”, 1997) rüya/deney önerisi ile “Annie Hall”un (1977) ilişki mantığı ya da “Stepford Kadınları”nın (“The Stepford Wives”, 1975) mekan/kadın kullanımı, bilimsel açılımı ile “Bugün Aslında Dündü”nün (“Groundhog Day”, 1993) yapısı ve erkek tanımı arasında bir köprü kuruluyor. Sarışın küt saçlı kadın ile esmer gözlüklü bilgiç adamın tek sorunları iletişim kurmak gibi gözüküyor gözümüze…

        ÇİFTGEZER ROMANTİK-KOMEDİSİ MODELİNE ÖRNEK GÖSTERECEĞİZ

        Sevdiğini ararken bunu da çözmek şart sanki. Gizemli son bölüm ise fazlasıyla manalı katmanlara yol açıyor. Ama hepimizin birbirimizin kopyası olmaya doğru gittiğimiz, aynı şeyleri tekrarladığımız bir evrende bilmediğimiz heyecanlara ihtiyacımız var. “Tek Aşkım”, bu durum ekseninde ‘sevilen kişi’nin arayışına odaklanıyor.

        “Happy Accidents”tan (2000) bu yana üretilmiş en mantıklı bilimkurgu-romantik-komedi harmanı örneğine dönüşürken de ayağını korkak alıştırmıyor. Romantik-komedinin geleneksel kalıplarını yeniden şekillendiren nice filmle (bkz. “Bugün Aslında Dündü”, “Amélie”, “Aşkın (500) Günü”) de rekabete giriyor. Ama daha yetkin bir yönetmen olsa başyapıt çıkarmış da dedirtiyor. Melez tür için alışık olduğumuz tesadüflerden ziyade inadına araya sokulan yaşam kesitlerinin yapıtı bu…

        “Tek Aşkım”, çiftgezer (doppelgänger) filmine malzeme ettiği dörtlü bir romantik-komedi portresini, varoluşçu bilimkurgu incelemeleriyle sarmasıyla değer kazanıyor. Bu sayede bu formül adına da ayrıksı ve özgün durabiliyor. Çiftgezer romantik-komedisi modeline örnek gösterilecek öncü bir esere dönüşüyor.

        FİLMİN NOTU: 8.5

        Künye:

        Tek Aşkım (The One I Love)

        Yönetmen: Charlie McDowall

        Oyuncular: Mark Duplass, Elizabeth Moss, Ted Danson, Marlee Matlin

        Süre: 91 dk.

        Yapım yılı: 2014

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ