Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        KEREM AKÇA

        Bu yıl 29 Ağustos-8 Eylül 2012 tarihleri arasında düzenlenecek 69. Venedik Film Festivali öncesi her zamanki gibi ‘Oscar yarışı’nın ön favorileri ve ‘Altın Aslan’ın talipleri konuşuluyor. Esas konu ise Michael Mann’in başkanlığını yaptığı jürinin hangi filmi ödüllendireceği... Özellikle “The Master”, “To the Wonder”, “Spring Breakers” ve “At Any Price”, festivalin ‘Amerikan bağımsızı’ alışkanlığını doldurabilir gibi gözüküyor. Bu konuda da Malick’in Cannes ve Berlin’deki Altın Palmiye ile Altın Ayı ödüllerine Altın Aslan’ı ekleyerek ‘hat-trick’ yapıp yapamayacağı bir soru işaretine dönüşmüş durumda. Ancak bana kalırsa Cannes tecrübeli ve ‘Altın Ayı’lı Paul Thomas Anderson’ın yıllar geçtikçe ‘Avrupa sineması’ geleneklerine daha da yaklaşan yönetmenlik duruşunun son ürünü “The Master”, muhalif hikaye tabanıyla da Altın Aslan’a yakın gibi.

        Her zaman Toronto ile paralel olarak devreye giren ve Altın Aslan yarışmasıyla bir ‘etiket’e dönüşen ‘Venedik’, bu yıl da bu konuda iddialı. Genelde Amerikan bağımsız sinemasının geride kalmış isimlerinin, bilinen yönetmenlerinin ya da ödül şansı bulunmayan genç kuşağının işlerinin ‘ödül tablosu’ ile öne çıktığı festival, ‘Oscar’a film yollamakta beceriksiz orası kesin. Bu noktada 2012 yarışmasının “Başka Bir Yerde” (“Somewhere”, 2010), “Şampiyon” (“The Wrestler”, 2008), “Brokeback Dağı” (“Brokeback Mountain”, 2005) gibi ‘Altın Aslan’lık eserler bulundurup bulundurmadığını tartışmaya açmak esas konu olmalı...

        Çok ‘katmanlı’ jüri festival deneyimli Malick ile Anderson’a nasıl tepki verecek?

        Öncelikle Brian De Palma’nın ‘ihtiras’ ve ‘seks oyunları’ odaklı, ‘Les Liaisons Dangereuses’ romanını andıran “Aşk Suçu”nun (“Crime d’Amour”, 2010) Rachel McAdams-Noomi Rapace’li yeniden çevrimi “Passion”ın nasıl tepki göreceği merak konusu gibi gözüküyor. Ancak esasen ‘Terrence Malick’in “To the Wonder” ile mistik bir aşk hikayesi tutturması bu jüriyi tatmin edebilir mi?’ sorusu önemli. Aslında bu konuda bir şeyleri öngörebiliriz. Zira jüride birbirinden farklı isimler mevcut.

        Anti-felaket tabanıyla Fransız sanat sineması geleneğini soluyan Ursula Meier, ülkesindeki sorunları ‘belgesel-animasyon’a transfer eden Ari Folman, Çin’de gişe rekorları kıran eserleriyle tanınan Peter Ho-Sun Chan ve ünlü belgeselci Maria Abramovic ile Arjantin’in ‘rahatsız edici-plan sekans erbabı’ yüzü Pablo Trapero bir ‘bütün’ oluşturuyorlar adeta. Ancak daha ziyade Malick gibi Cannes ve Berlin’de tecrübeli Paul Thomas Anderson’ın git gide Avrupa sineması özellikleriyle yoğrulan hikaye anlatma geleneğinin ‘stüdyo’suz temsilcisi “The Master” öne çıkıyor gibi. Yeni bir ‘kötü adam/anti-kahraman’ tanımı gibi duran ve 50’ler Amerika’sından ‘derinlik’li ve ‘dingin’ bir gözlem yapan eserin nereye kadar yükseleceği merak konusu.

        Ama elbette Weinstein Company, bu seneki birincil ‘Oscar’ atı olarak bu eseri düşünüyorsa festival sürecinde ‘stratejik bir geri çekilme’ hissedilebilir. Zira buradaki alınacak bir ‘Altın Aslan’ ‘negatif bir etki’ yaratabileceği gibi ‘En İyi Film’ gibi majör dallardaki adaylıkları da çok engellemez. Ama son iki senenin galibi Weinstein Kardeşler’i bu kesmez. Elbette “Silver Linings Playbook”un daha sonra da tartışmaya açacağımız şirketin ‘Oscar atı’ olma şansı da ayrı bir faktör...

        Kim Ki-Duk ve Brillante Mendoza sürpriz giriş yapabilir

        Onun ötesinde de aykırı, dinamik ve ultra bağımsız Hamorny Korine’in “Spring Breakers”ının öne çıkıp bir şeyler kazanacağını öngörmek mümkün. Çünkü Korine son derece ‘gerçekçi’ işleriyle bu jüriyi bir şekilde kendine çekip ‘genç kuşak hikayesi’ne çevirebilir okları.

        Arka mahallerden hikayeleri ‘sosyal gerçekçi’ zemine oturtan Ramin Bahrani’nin “At Any Price”ı ise ödül konusunda şanslı bir başka ‘Amerikan bağımsızı’. Tabii oradaki ‘Zac Efron’ figürünü de ‘mayınlı’ bir parça olarak hesaba katmalıyız. Ancak Michael Mann’in buna tepkisi merak konusuyken kulislerde Kim Ki-Duk’un “Pieta”sının ‘en iyi’ olduğu da konuşuluyor. Bunun yanında Marco Bellochio’nun yükselen kariyerinin “Dormant Beauty”si (“Bella Adormentata”) bir şeyler yapabilecek gibi gözükürken, Mendoza, Assayas ile Kitano ise yine ‘tartışmalar’la anılacak gibi.

        Bana kalırsa Altın Aslan için sırasıyla Anderson, Malick, Korine, Bellochio, Bahrani gibilerinin işleri ödüllere yakın. Ancak sürpriz olursa da Filipinli Brillante Mendoza’nın son filmi “Thy Womb” ile beklenmedik sahneye çıkmalarından bir yenisini görebiliriz. Ama bu ‘icraat’in devamında ödül ne olur işte orası tartışma konusu...

        keremakca@haberturk.com

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ