Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Röportajlar Asena Keskinci: 'Kızılcık Şerbeti' ekibi benim için yaşayan bir okul

        Ekran macerasına çocuk yaşta başlayan ve oyunculuk performansını konservatuvar eğitimiyle taçlandıran Asena Keskinci, son dönemin en çok konuşulan yapımlarından 'Kızılcık Şerbeti'nin kadrosuna 'Çimen' karakteriyle hızlı bir giriş yaptı. Toplumsal dinamikleri ve fırtınalı karakter çatışmalarını cesurca işleyen dizide üstlendiği bu kritik rolle tüm dikkatleri üzerine çeken genç oyuncu, Habertürk'e verdiği röportajda hem ekibe dahil olma sürecini hem de mesleki yolculuğunu anlattı.

        Karakteri yargılamadan anlamaya çalıştığını vurgulayan Keskinci; usta oyuncularla aynı sahnede yer almanın kendisi için adeta bir okul olduğunu söylerken, rolüne dair bilinmeyenleri ve geleceğe dönük hedeflerini içtenlikle paylaştı.

        REKLAM

        * Sektörde "çocuk oyuncu" damgasından sıyrılıp yetişkin bir oyuncu olarak var olmak herkesin harcı değil. Sen bu geçiş sürecini Mimar Sinan ve ardından İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı tiyatro eğitimiyle taçlandırdın. Konservatuvar eğitimi bakış açını ve oyunculuğa yaklaşımını nasıl değiştirdi?

        Çocuk yaşta oyunculuğa başlamanın insana kazandırdığı çok kıymetli bir sezgisel birikim var. Fakat sezgiyle bir şeyi yapabiliyor olmakla, onu neden ve nasıl yaptığının bilincine varmak arasında önemli bir fark olduğunu düşünüyorum. Yaş aldıkça insan yalnızca kendi duygularını değil, başkalarının varoluş biçimlerini de anlamaya ihtiyaç duyuyor. Çünkü oyunculuk, bana kalırsa, bir karakterin duygularını taklit etmekten ziyade, o duyguları doğuran koşulları kavrayabilme sanatı. Bir insanın neden öyle davrandığını anlamadan, onu sahici biçimde temsil edebileceğinize inanmıyorum. Eğitimin bana kazandırdığı en önemli şeylerden biri, yeteneğin tek başına yeterli olmadığını görmek oldu. Sezgiyi bilgiyle, yaratıcılığı disiplinle, duyguyu düşünceyle beslemek gerekiyor. Üstelik oyunculuk eğitimi yalnızca sahnede ne yapacağınızı öğretmiyor; hayata nasıl bakacağınızı, nasıl gözlem yapacağınızı ve belki de en önemlisi, kendi doğrularınızın dışına nasıl çıkacağınızı da öğretiyor. Sanırım eğitimimin bana bıraktığı en değerli şey de bu entelektüel sorumluluk duygusu.

        REKLAM

        * Fenomen dizi 'Kızılcık Şerbeti'ne dahil olma sürecinden bahseder misin?

        'Kızılcık Şerbeti'ne dahil olmak benim için heyecan verici olduğu kadar büyük bir sorumluluk duygusunu da beraberinde getirdi. Çünkü yalnızca başarılı bir projeye değil, toplumsal meseleleri tartışmaya açabilen, izleyicisiyle güçlü bir bağ kurmuş bir hikâyeye dahil oluyordum. Bu noktada saygıdeğer yapımcımız Faruk Turgut'un yıllara dayanan tecrübesine ve vizyonuna da ayrıca değinmek isterim. Bir hikâyenin potansiyelini görebilmek kadar, onu doğru bir ekiple buluşturup uzun soluklu ve güçlü bir anlatıya dönüştürebilmek de başlı başına bir ustalık. Gold Film'in titizlikle inşa ettiği bu dünyanın SHOW TV aracılığıyla böylesine geniş kitlelere ulaşması da ayrıca kıymetli. Dolayısıyla ilk andan itibaren heyecanımın yanında, bu emeğe ve izleyicinin güvenine layık olma isteği vardı.

        REKLAM

        * İzleyicinin yeni 'Çimen'e alışma süreci nasıl gidiyor? Sokakta veya sosyal medyadan nasıl tepkiler alıyorsun?

        Bana ulaşan çok güzel yorumlar var; bunları okumak elbette büyük bir mutluluk ve motivasyon kaynağı. Henüz alışamadığını söyleyenler de oluyor ki bu çeşitliliği son derece doğal karşılıyorum. Sonuçta 'Çimen', izleyicinin yıllardır tanıdığı, sevdiği ve zihninde belli bir yere oturttuğu bir karakter. Selin Türkmen de bu karaktere kendi yorumuyla çok kıymetli bir emek verdi. Dolayısıyla seyircinin alışkanlıklarını ve karakterle kurduğu bağı son derece anlaşılır buluyorum. Neticede bir oyuncu değişikliğinin seyircide karşılık bulması zaman alabilir. Benim önceliğim bana emanet edilen karakterin hikâyesini, yapım ekibimizle birlikte, en sahici biçimde sürdürebilmek. Seyircinin takdiri de eleştirisini de benim için çok önemli. Nihayetinde bu hikâyeyi anlamlı kılan şey, onların karakterlerle kurduğu bağ.

        REKLAM

        * Dizi, toplumsal dinamikleri ve karakterlerin çatışmalarını çok keskin işliyor. 'Çimen' de son dönemde oldukça fırtınalı süreçlerden geçti. Sen bir oyuncu olarak 'Çimen'in iç dünyasını ve kararlarını nasıl değerlendiriyorsun; ona dışarıdan baktığında en çok hangi özelliğini anlıyor ya da hak veriyorsun?

        'Çimen'i değerlendirirken onun kararlarından ziyade, o kararları doğuran koşullarla ilgileniyorum. Çünkü bir karakteri anlamakla onun bütün davranışlarını haklı bulmak arasında önemli bir fark var. Bana kalırsa oyuncunun görevi de karakterini yargılamak ya da aklamak değil, onun kendi içindeki tutarlılığını keşfedebilmek. 'Çimen'in en ilginç taraflarından biri, bağımsız olma arzusuyla ait olma ihtiyacı arasında yaşadığı çatışma. Kendi hayatını kendi doğrularıyla kurmak isteyen ama aynı zamanda sevilmek, anlaşılmak ve kabul görmek isteyen genç bir kadın. Bazen bu iki ihtiyaç birbirine öylesine karışıyor ki özgür iradesiyle verdiğini düşündüğü kararların ne kadarının gerçekten kendisine ait olduğu sorusu ortaya çıkıyor. Ben en çok onun kendine bir yer açma çabasını anlayabiliyorum. Hatalarını da bu çabanın bir parçası olarak görüyorum. Çünkü insan her zaman kendisi için doğru olanı seçmiyor; bazen yalnızca o anki duygusal ihtiyaçlarının izin verdiği seçimi yapabiliyor. 'Çimen'i benim için sahici kılan da bu çelişkileri. Onu kusursuzlaştırmaya çalışmadan, bütün zaafları ve güçlü yanlarıyla anlamayı tercih ediyorum.

        REKLAM

        * Sete ilk girdiğin andaki atmosfer nasıldı?

        Yıllardır birlikte çalışan, güçlü bir bağ kurmuş ekibin arasına dahil oldum. Dolayısıyla sette çok sıcak, neredeyse aile ortamını andıran bir atmosfer vardı. İlk günden itibaren herkes beni büyük bir içtenlikle karşıladı; bu sayede kendimi ekibin bir parçası gibi hissettim. Böylesine köklü bir ekip birlikteliğinin Gold Film'in yıllara dayanan yapımcılık tecrübesi, profesyonelliği ve çalışma disipliniyle bir araya gelmesi, insana hem güven hem de büyük bir çalışma motivasyonu veriyor. Bir oyuncu olarak kendimi daha şanslı hissedebileceğim bir çalışma ortamı düşünmek gerçekten güç.

        REKLAM

        "ELEŞTİRİYİ GELİŞİMİN DEĞERLİ İMKANLARINDAN BİRİ OLARAK GÖRÜYORUM"

        * Ahmet Mümtaz Taylan, Barış Kılıç, Evrim Alasya ve Özge Borak gibi deneyimli oyuncularla sahne paylaşmak senin için nasıl bir deneyim?

        Oyunculuğun en sevdiğim yanlarından biri, öğrenme sürecinin hiçbir zaman sona ermemesi. Konservatuvardan mezun olabilirsiniz ama bu meslekte okulun gerçekten bittiğine inanmıyorum. Ahmet Mümtaz Taylan, Evrim Alasya, Barış Kılıç, Özge Borak gibi her biri kendi alanında ekol olmuş, hayranlıkla izlediğim ustalarla aynı sahnede nefes alıp vermek tam anlamıyla yaşayan bir okul. Hatta fırsat buldukça, yayınlanan bölümleri izledikten sonra oyunculuğumda dikkatlerini çeken ya da farklı yapabileceğimi düşündükleri bir şey olup olmadığını kendilerine soruyorum. Çünkü insanın kendi yaptığı işe dışarıdan bakabilmesi her zaman kolay değil. Ben eleştiriyi bir eksiklik göstergesi değil, gelişimin en değerli imkânlarından biri olarak görüyorum. Birlikte çalıştığım insanlardan öğrenebileceğim şeyler olduğu sürece kendimi çok şanslı hissediyorum

        REKLAM

        * 'Kızılcık Şerbeti', kariyerinde çok büyük bir vitrin. Böyle bir dizinin kadrosunda olmak sana neler kattı?

        Bir projenin kariyerime katkısını yalnızca görünürlüğü üzerinden değerlendirmeyi doğru bulmuyorum. Elbette 'Kızılcık Şerbeti' gibi geniş bir izleyici kitlesine ulaşan, toplumsal karşılığı güçlü bir yapımda yer almak çok kıymetli. Ancak benim için asıl kazanım, böylesine köklü bir anlatının parçası olurken mesleki anlamda kendimi geliştirebileceğim yeni alanlar keşfetmek. Özellikle seyircinin uzun zamandır tanıdığı bir karakteri devralmak, oyuncu olarak alışık olduğum yaratım sürecine farklı bir boyut kazandırdı. Çünkü bu kez yalnızca bir karakteri yorumlamakla kalmıyor, öncesinde kurulmuş bir hikâyenin sürekliliğini de gözetiyorum. Bunun hem oyunculuk disiplinime hem de karaktere yaklaşımıma önemli bir katkısı olduğunu düşünüyorum.

        REKLAM

        * Kendine bir mentor seçme şansın olsaydı bu kim olurdu ve ondan özellikle neler öğrenmek isterdin?

        Robin Williams'ı seçerdim. Oyunculuğunda beni en çok etkileyen şey, olağanüstü bir doğaçlama yeteneğini güçlü bir teknik birikimle birleştirebilmesi. Üstelik mizahla hüznü birbirinin karşıtı olarak değil, insan doğasının birbirini tamamlayan iki parçası olarak ele alıyor. Bence bir insanı güldürürken aynı anda onun en derin kırılganlıklarına dokunabilmek çok özel bir ustalık. Ondan özellikle öğrenmek isteyeceğim şey, bütün o disiplinin ve hazırlığın içinde doğaçlamanın özgürlüğünü nasıl koruyabildiği olurdu. Çünkü oyunculukta tekniğin amacı, yaratıcılığı sınırlandırmak değil, ona daha geniş bir hareket alanı açabilmek olmalı.

        REKLAM

        * Set temposunun dışında kendine nasıl vakit ayırıyorsun? Hobilerin veya seni dinlendiren aktiviteler neler?

        Boş zamanlarımda mümkün olduğunca hayatın kendi ritmine dönmeyi seviyorum. Kitap okumak, film izlemek, tiyatroya gitmek, müzik dinlemek ve sevdiğim insanlarla vakit geçirmek bana iyi geliyor. Spor yapmak, uzun yürüyüşlere çıkmak, yeni yerler keşfetmek, ellerimle bir şeyler üretmek, mutfakta yeni tarifler denemek ve bazen hiçbir plan yapmadan günü akışına bırakmak da çok hoşuma gidiyor. O günlerde en büyük lüksüm, bir yere yetişmek zorunda olmadan, tamamen kendime ait zamanlar yaratabilmek.

        REKLAM

        * Genç yaşına rağmen oldukça dolgun ve istikrarlı bir filmografin var. Kendini oyuncu olarak 10 yıl sonra nerede hayal ediyorsun?

        Öncelikle çok teşekkür ederim, bunu duymak benim için gerçekten çok kıymetli. Açıkçası kendime 10 yıl sonrası için çok kesin bir yol haritası çizmiyorum. Hayatın ve mesleğimizin insanı hiç öngörmediği yerlere götürebildiğini düşünüyorum. Sinemada, televizyonda ve tiyatroda beni heyecanlandıran hikâyelerin parçası olmaya devam edebilmek en büyük temennim. Her anlamda sahnede daha fazla vakit geçirmeyi, birbirinden farklı karakterlerle ve kıymetli ekiplerle çalışma fırsatı bulmayı çok isterim. 10 yıl sonra nerede olacağımdan ziyade, yaptığım işe duyduğum heyecanı ve öğrenme isteğini hâlâ koruyor olmayı önemsiyorum.

        REKLAM

        * "Mutlaka oynamak istiyorum" dediğin rüya bir karakter veya birlikte çalışmak istediğin bir yönetmen var mı?

        Açıkçası tek bir karakter ya da yönetmen ismi vermekte zorlanıyorum. Çünkü henüz karşılaşmadığım bir hikâyenin beni ne kadar heyecanlandırabileceğini bilemem. Özellikle ilk bakışta kolayca anlaşılmayan, kendi içinde çelişkileri olan, seyircinin bir yandan yakınlık duyup bir yandan da sorgulayabileceği karakterleri çok ilgi çekici buluyorum. Birlikte çalışacağım yönetmende ise en çok, oyuncusuyla ortak bir dil kurabilmesini ve yeni yorumlara alan tanımasını önemsiyorum. Dolayısıyla benim için asıl hayal, belirli bir isimden çok, güçlü bir karakterin iyi bir hikâyeyle buluştuğu, yaratıcı açıdan besleyici bir sürecin parçası olabilmek.

        REKLAM

        "OYUNCU OLMASAYDIM BALERİN YA DA AŞÇI OLURDUM"

        * Son olarak çocukluğundan beri kameralar önündesin. Eğer oyuncu olmasaydın hayatın hangi yöne evrilirdi, kendini başka hangi meslekte hayal edebiliyorsun?

        Sanırım balerinlik ya da aşçılık olurdu. Uzun yıllar bale yaptım, aşçılık üzerine de eğitim aldım. İkisi de çok sevdiğim, hayatımda yer vermekten büyük keyif aldığım alanlar. Aslında ilk bakışta birbirinden oldukça farklı görünseler de oyunculukla ortak bir yanları var: Üçü de ciddi bir disiplin, sabır ve emek gerektiriyor. Birinde bedeninizle, diğerinde malzemelerle, oyunculukta ise insanın kendisiyle çalışıyorsunuz. Üstelik üçünün de teknik bilgi kadar yaratıcılığa ihtiyaç duyduğunu düşünüyorum. Yemek yapmayı hâlâ çok seviyorum, balenin de hayatımda her zaman özel bir yeri olacak. Dolayısıyla oyuncu olmasaydım, sanırım yine hem disiplinin hem de yaratıcılığın iç içe geçtiği bir hayatım olurdu.

        SHOW TV'de ekrana gelen, yapımcılığını Gold Yapım'ın üstlendiği 'Kızılcık Şerbeti' dizisinin kadrosunda; Barış Kılıç (Ömer), Evrim Alasya (Kıvılcım), Ahmet Mümtaz Taylan (Abdullah), Seray Kaya (Başak), Erkan Avcı (Asil), Özge Borak (Salkım), Emre Dinler (Fatih), Servet Pandur (Asude), Murat Aygen (Lider), Yalçın Hafızoğlu (Emir), Zeynep Parla (Elif), Dila Danışman (Hilal), Asena Keskinci (Çimen), Hakan Karahan (Tuncay), Özlem Çakar Yalçınkaya (Sevilay), Serkan Rutkay Ayıköz (Abidin), Gökay Türkmen (Buğra), Vurgun Adalayı (Yusuf) ve Nurhayat Karaca (Hayat) gibi başarılı isimler rol alıyor.

        'Kızılcık Şerbeti'nin 144'üncü bölümünde; Başak ve Fatih'in bebeklerini kaybetmesi Ünal ailesini yasa boğar. Başak'ın hastalığını öğrenen Fatih, Tuncay'ın desteğiyle zamanla yarışır. Abdullah'ın yeniden ayağa kalkabilmesi için Salkım, bakım ve tedavi süreciyle yakından ilgilenir. Ömer de şirketin ve ailesinin geleceğini tehdit eden Asil'in arkasındaki gizli gücü açığa çıkarmak için düğmeye basar. Lider ise Ünal ailesine yeni bir darbe vurmak üzere hazırlık yapmaktadır. Kıvılcım'ın, Lider ile olan yakınlığından rahatsızlık duyan Ömer, tepkisini gizleyemez. Ömer ile Kıvılcım arasındaki kopmayan bağı fark eden Hilal ise köşeye sıkışır. Diğer taraftan Ayşin'in kurduğu tuzak, Kıvılcım'ın radikal bir karar almasına neden olur. Başak'ın geçmişinden gelen beklenmedik bir isimle karşılaşması dengeleri altüst ederken, Kıvılcım'ın evinde yaşanacak sürpriz karşılaşma yeni bir krizin fitilini ateşler.

        REKLAM
        ÖNERİLEN VİDEO

        Trump İran'da "sembolik" olarak hapishaneye atıldı

         ABD Başkanı Donald Trump, İran'ın başkenti Tahran'da "sembolik" olarak hapishaneye atıldı.(AA)  

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ