Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        GAZETE HABERTÜRK / CEYDA ERENOĞLU

        cerenoglu@htgazete.com.tr

        Dünyayı tehdit eden hastalıkların şifre avcısı / Yazı Dizisi

        Çalışmaları dünyanın en önemli bilimsel dergilerinde yayımlanan ve prestijli bir çok ödülün sahibi olan bilim insanlarımızın sayısı çok az. O az sayıda bilim insanı arasında, Türk olmasıyla gurur duyup, başarılı çalışmalarını övünç kaynağı olarak gördüğümüz isimlerden biri de uzun yıllardır Harvard Üniversitesi Metabolik ve Kompleks Hastalıklar Bölüm Başkanı olan Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil. Dünyanın gözü obezite ve diyabet konusunda onun laboratuvarından çıkacak sonuçlarda.

        Salgına dönüşerek dünyayı tehdit noktasına gelen sorunların bu ekibin buluşlarıyla önlenebileceğine inanan çok kişi var. Hotamışlıgil ise tüm başarılarına karşın bilim insanlarına özgü mütevazılığını hiç yitirmiyor ve çalışmalarını heyecanla sürdürüyor. Başarının bireysel olarak değil ekip çalışmasıyla kazanıldığına inanan, "Ben" yerine "Biz" diyen, rakiplerinin ulaştıkları sonuçları takdir edip bilimsel devamlılık anlayışının bir parçası olarak gören Hotamışlıgil'le son İstanbul ziyaretinde biraraya geldik.

        Yazı dizimizden mucize bekleyenler umduklarını bulamayacaklar. Konuştuklarımızın en doğru ifadesi, "Ayakları yere basan bilimsel gerçekler" olabilir. İşte diyabetten obeziteye ve metabolik tüm hastalıklara ilişkin ayakları yere basan o gerçekler...

        Diyabet ve obezitenin, önümüzdeki 25 yıl içinde insanlığa maliyetinin 70 trilyon dolar olacağını biliyor muydunuz? Dünyada bunu karşılamaya yetecek bir kaynağın olmaması ortaya çıkan tablonun en korkutucu kısmı. Sorunun çözümüne katkıda bulunmak için durmaksızın çalışan Prof Dr. Gökhan Hotamışlıgil ise imza attıkları buluşlar konusunda iyimser ama temkinli...

        Günümüzde başta şişmanlık ve diyabet olmak üzere, kronik, enfeksiyona bağlı olmayan hastalıklar, küresel sağlığın bir numaralı tehditi haline gelmiş durumda. Bu hastalık grubunun önümüzdeki 25 yıl içinde insanlığa maliyetinin 70 trilyon dolar olacağı ve küresel kaynakların yüzde 50'sini yutacağı öngörülüyor. Kronik metabolik hastalıklar iki yıldır Birleşmiş Milletler ve Dünya Ekonomik Forumu gibi platformlarda da tartışılıyor ve insanlığın geleceği için yoksulluk, savaş, açlık ve iklim değişimleri kadar önemli görülüyor. Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil, "Olmayan bir kaynağın bu hastalıklar üzerine harcanmasının imkansızlığı yüz milyonlarca insanın tedavi imkanından yararlanamayacağı anlamına gelir" diyor. Bu durum ortaya insanların yaşam kalitesini, ülkelerin iş gücünü, ekonomik geleceklerini ve üretkenliklerini olumsuz etkileyen korkunç bir tablo çıkarıyor.

        KONUM METABOLİK HASTALIKLAR

        Hotamışlıgil, "Üzerine yoğunlaştığım konu, tek başına şişmanlık veya diyabet değil, birbiri ile ilintili olan, sık görülen ve tüm dünyayı etkileyen hastalıklar silsilesi, diğer bir deyişle metabolik hastalıklar kümesi" diyor. Hem anlaşılması hem de çözüm üretmesi son derece zor olan bu hastalıklar grubu, insanlığın sağlığını ve geleceğini tehdit eden sorunların başında geliyor. Bu konuların başlangıçtan itibaren ilgisini çektiğini söyleyen Hotamışlıgil, "Başında bulunduğum araştırma grubunda; obezite, diyabet, kalp hastalıkları, karaciğerde yağlanma ve astım gibi birbirine bağlı pek çok hastalığın kökeninde yatan ortak ve temel genetik - moleküler mekanizmaları inceleyip çözümler üretmeye çalışıyoruz. Yakın dönemde diyabet ve karaciğer yağlanması üzerindeki çalışmalarımız biraz daha ön plana çıktığı için bunlar daha fazla fark edilen ve uygulamaya daha yakın olan etkinlik alanlarımız oldu" diyor.

        JNK GENİNİN BULUNMASI

        1990'ların sonunda metabolik hastalıklarla ilgili çok önemli bir kapının eşiğine geldiğimizi tahmin etmemize karşın elimizde bu kapının anahtarı yoktu. Bu anahtarı çok uzun yıllar hem biz hem de sahadaki pek çok başka araştırmacı kovaladı. Bu yarış bizi 2001 yılında (bu araştırmalara başladıktan tam 5 yıl sonra) JNK geninin keşfine getirdi. Savunma ile metabolizma arasında görev yapan bu enzim, karşımıza şişmanlık ve diyabet konularında uzun zamandır aranan moleküler geçitlerden biri olarak çıktı. Nature Dergisi'nde yayınlanan bu çalışma yine bir Türk arkadaşımız Gürol Tunçman'ın önemli katkıları ile gerçekleşti. JNK ile beraber diğer moleküllerin de ortaya çıkarılması, ileri sürdüğümüz öngörüyü doğrulayıp yerleşik bir görüş haline getirmiş oldu. Bugün "immüno-metabolism" olarak adlandırılan sahanın kökeni diyebileceğim bu görüş son olarak Amerikan Diyabet Derneği tarafından olağanüstü bilimsel başarı ödülüne layık görüldü. Bu genin keşfi bizi daha merkezi mekanizmalara doğru yönlendirdi. Örneğin PKR geninin bulunması bu yolu takibimiz sonucunda gerçekleşen bir gözlem ve buluş oldu."

        "Bir hayalim var"

        "Hayalim, yaptığımız çalışmaların en azından birinin insanlığa refah getirecek bir uygulamaya dönüşmesi. Şimdiye kadar yaptıklarımızla, yeni yaklaşımların oluşmasına ve yeni bir sahanın açılmasına önemli katkılarda bulunduk. Bundan sonra da elimizden geldiğince bulunmaya devam edeceğiz. Uygulama bizim tarafımızdan gerçekleştirilmese bile şu ana kadar olan çalışmalarımız, yetiştirdiğimiz bilim insanları ve bu sahadaki araştırmaları teşvik etmiş olmamız benim için son derece tatmin edici bir duygu. İnsanın ve bilimin hayalleri tükenmez, benimkiler de ulaşabileceğimiz en son noktaları içeriyor."

        "Şişmanlık genini bulan profesör" demesinler

        Şişmanlık üzerinde büyük etkisi olduğu ortaya çıkan JNK geni, Hotamışlıgil'in yaşamında önemli bir dönüm noktası oluşturuyor ve "Şişmanlık genini bulan Türk bilim insanı" olarak anılmasına neden oluyor. "Böyle tanınmaktansa şişmanlık ve diyabetle ilgili mekanizmalardan bazılarını bulan araştırmacı diye tanınmak çok daha hoşuma gider" diyen Hotamışlıgil, bu tanımın çalışma ve buluşlarını daha iyi ifade ettiğine inanıyor.

        Tesadüfen keşfettiğimiz moleküller var

        Bir molekülün keşfi tesadüfler sonucunda gelişebilir mi? Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil, bu soruya "Evet tesadüfler çok önemli" diye yanıt veriyor ve devam ediyor; "Biz deneylerimizi belli bir plan doğrultusunda tasarlayıp yapsak da hangi deneyden ne sonuç çıkacağını bilemeyiz. Tesadüf dediğimiz şey aslında deneylerden beklemediğimiz sonuçlar çıktığında bizim onları nasıl yorumladığımız ve takip ettiğimizdir. Eğer beklenmeyen verileri görebilirsek çok daha ilginç yollara girebilir ve çok daha önemli buluşlar yapabiliriz. Bir çok önemli buluş aslında bu şekilde gerçekleşiyor. Beklentilere saplanmak bence bilimsel ilerlemenin önündeki en büyük engel.

        Riski olmayan ilaç henüz icat edilmedi

        Uzun yıllardır kalp ve diyabet gibi hastalıklar söz konusu olduğunda yeni ilaç icat edilmediği gibi bazı ilaçların toplatıldığına dikkat çeken Hotamışlıgil, Bunun ilk nedeninin kullanıcılarda risk toleransının neredeyse sıfır olması ve bunun getirdiği tıkanıklıklar olduğunu söylüyor ve "Benim bildiğim riski olmayan bir ilaç henüz icat edilmedi ve edileceğe de benzemiyor" diyor. Hotamışlıgil'e göre, piyasaya yeni çıkacak ilaçlarda (özellikle de kronik hastalık uygulamalarında) hem kullanıcı hem ruhsatlandırıcı beklentisinin bu şekilde olması ortaya ilaç endüstrisi için felç edici bir durum çıkarıyor, maliyeti karşılanamaz boyuta yükseltiyor ve pek çok etkili ilacın insanlara sunulup ihtiyaç sahipleri tarafından kullanılmasına engel teşkil ediyor. "Bu sıkıntının mutlaka çözümlenmesi gerek" diyen Hotamişlıgil, yapılması gerekenler arasında, çok nadir görülen risklerin kabul edilebilir olması, bu risklerin hastalara açık ve net şekilde aktarılması, bu riske eğilimi olan kullanıcıların önceden belirlenmesi ve bu tıkanıklığı açacak hukuki düzenlemelerin yapılması gibi önlemler sıralıyor.

        EN YENİ ÇALIŞMALARIMIZ

        Prof. Dr. Hotamışlıgil, "20 yıl sonra tüm yan yollarda gelişen etkinliklerimiz bugün bir ana yolda kesişti" diyor. Yağların şişmanlık ve diyabet oluşumu sırasında karaciğerde kalsiyum metabolizması ve endoplazmik retikulum fonksiyonunu nasıl bozduğu ve inflamatuar cevabı nasıl tetiklediğini gösteren en yeni çalışmanın 2011 yılında, Nature Dergisi'nde yayınlandığına dikkat çeken Hotamışlıgil, damar sertliği sırasında bu mekanizmaların kesiştiği noktaları bir yıl sonra, Nature Medicine Dergisi'nde doktora sonrası çalışmalarını birlikte sürdürdüğü Ebru Erbay'la birlikte yayınladıklarını söylüyor ve "Bu çalışmalarımız pek çok ilaç geliştirme programına temel teşkil ettiği için çok ciddi şekilde takip ediliyor" diyor.

        20 YILDA NELER YAPTI?

        Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil, 20 yıldır metabolik hastalıklar üzerinde yoğunlaşan çalışmalarında kilometre taşı olarak gördüğü bazı buluşlarını şu örneklerle anlatıyor: " Doktora çalışmalarım sırasında o zamanki mentorum Dr. Spiegelman ile birlikte şişman yağ dokusundan normalde vücudun savunmasında görev yapan bir protenin üretildiğini farketmiştik. 1993 yılında "Science" dergisinde yayınlanmış olan bu çalışma şimdiye dek 2.500'den fazla sitasyon almış ve sahaya hareket getirmiş bir makale. Daha sonra kendi grubumuzda yaptığımız çalışmalarla birlikte şişmanlık ve diyabette immün sistemin merkezi önem taşıdığı kuramı ortaya çıktı. Bu kuramın ispatında yine 1996 senesinde, "Nature" dergisinde yayınlanmış olan bir çalışmayı örnek gösterebilirim. Bu çalışmayı ilk asistanım olan Teoman Uysal ile beraber yapmıştık. Metabolik hastalıklar konusunda günümüzde bir klasik olarak görülen bu buluşun benim için çok özel bir anlamı vardır. İkinci grup çalışmalarımız, JNK geninin keşfi, endoplasmik reticulum stresinin şişmanlık ve diyabetteki rolünün keşfedilmesi ve bu mekanizmanın tedavi amacı ile kullanılması için geliştirdiğimiz yöntemleri içeriyor. Bu çalışmaları yakın zamanda insanlar üzerinde de test ettik ve olumlu sonuçlar elde ettik. Bu konuda en yeni buluşlarımızdan biri ise geçen yıl Cell ve bu yıl Nature dergilerinde yayınladığımız PKR isimli geni bulmamız oldu. Bu çalışmaların özetini; şişmanlık ve diyabet gelişimi sırasında JNK geninin uyarılmasına neden olan, gıda ögeleri, metabolic stres ve immünolojik mekanizmaları birbirine bağlayıp bir kumanda merkezi gibi çalışan PKR isminde yeni enzimin bulunması olarak açıklayabilirim. Bunu bizi problemin başlangıç noktasına çok yaklaştırdığı için son derece heyecan verici bir buluş olarak görüyorum. Üçüncü grupta ise yağlar ve yağlara bağlanan proteinler üzerindeki çalışma ve buluşlarımız var. Bu konuda yaptığımız çalışmalarda, yağlara bağlanan proteinlerin; şişmanlık, insulin direnci, diyabet, karaciğer yağlanması, damar sertleşmesi ve astım üzerindeki rollerini belirlemeye, bunlara dayalı ilaç geliştirmeye , yağ metabolizması ile söz ettiğim mekanizmalar arasındaki ilişkinin ortaya çıkarılmasına çalışıyoruz.

        YARIN: GELECEKTE TEK TABLETLE ZAYIFLAMA MÜMKÜN OLACAK MI?

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ