Ticaret Bakanlığı raporuna göre Çin’de bir yılda üretilen tekstil atığı yaklaşık 20 milyon tonmuş. Çin’den bize mi ne? Ekolojinin global tabiatı bakımından tabii ki bizi de ilgilendiriyor ama rapor "Türkiye İsraf Raporu" başlığını taşıdığı için dünya tekstil pazarını besleyen Çin’den başka yerli ve milli atık rakamlarını da merak ediyor insan.

Raporda da belirtildiği üzere tüketimin örtünme ihtiyacını aştığını, hadi raporun genellemeyle mimlediği şekilde ille statü vurgulamak için demeyelim ama kendi zevkimiz için de giyindiğimizi biliyoruz. Alışveriş bağımlılığının anksiyete ve hayal kırıklığına yol açabileceğini de kabul edelim. Ancak biz Türkler olarak yılda kaç kilo giysi tüketip, bunun kaç kilosunu israf ettiğimiz bilgisini bulamıyoruz raporda.

Dünya çapında yüz milyonlarca parça giyim eşyası çöp oluyor. 

Kıyafette kilo bilgisi var elbette. Misal, Avrupa’nın en kıyafet düşkünleri İngilizler yılda kişi başına 27.6 kilo giysi alıyormuş. (Sadece kadın nüfusu açısından bir hesap var mıdır acaba?) Almanya, Danimarka, Fransa, İtalya, Hollanda ve İsveç’teki ortalama 15.6 kilonun çok üstünde bir alışverişkoliklik hakim İngiltere’de. Atık giyside de kilo fazlasına daha fazla katkıda bulunuyorlar haliyle; yılda 140 milyon sterlin değerinde giyim eşyası çöpü boyluyor. 650 bin ton atık giysinin sadece üçte biri hayır kurumlarına gidiyor.

Almanya’daki verilere göre piyasaya çıkan her beş giyim eşyasından biri satılmadan reyonda kalıyormuş; sezon sonu indirime rağmen. Sadece bu yıl 460 milyon parça kılık kıyafetin artakaldığı tahmin ediliyor. Yazdan artıp depolara kaldırılanlar çöpe gidiyor ya da yakılıyor şu sıra. Ve giysi fazlasının her geçen yıl arttığı hesap ediliyor.

Fakat hiçbir üretici/perakendeci açıklamıyor verilen fazla rakamlarını. Geniş çaplı bir araştırma yapan Welt am Sonntag gazetesi ne en ucuz konfeksiyoncu Primark’tan ne Zara ne de Burberry’den yanıt alabilmiş. Rakamlar sır.

YILDA 500 MİLYAR DOLAR ZİYAN OLUYOR

Bir hesaba göre global giyim kuşam tüketimi 15 yıl içinde iki katına çıkmış bulunuyor. Hızlı ve fazla tüketiyoruz, bazı kılık kıyafetin kullanım süresi bir yılı bile bulmuyor. Global olarak maliyet ve fiyatların düşmesinin payı da var bunda. Ancak örneğin üç kuruşluk tişörtlerle tüketimde vites büyütmenin bedelini ödeyen yeryüzü oluyor. Giysiler tek kullanımlık plastik seviyesine iniyor. Tekstil endüstrisi alışveriş hızını kovalarken öyle aşırıya kaçıyor ki, üretim fazlası nedeniyle yılda 500 milyar dolar ziyan oluyor.

Sektörün iklim değişikliği üzerindeki etkisi hava ve deniz taşımacılığının getirdiği yükle yarışmaya başlayıp geçiyor da. Ellen MacArthur Vakfı araştırmasına göre global tekstil üretiminin yıllık 1.2 milyar ton CO2 emisyon hacmi, uluslararası uçuşlarla deniz taşımacılığı toplamını aşıyor. Giysilerin bakımı, yıkaması ve elden çıkarılması derken karbon yükü 3.3 milyar tona kadar ulaşıyor. Tekstilin kabahatleri arasında neler yok ki; fosil yakıtlardan su israfına, çevreye bulaşan kimyasallar ve tekstil liflerinden denizlere karışan mikroplastiklere kadar…

PAMUK HİÇ MASUM DEĞİL

Giysilerimizin içerdiği polyester gibi sentetik liflerin oranı son 20 yılda yüzde 60’a kadar çıkmış. Malum bu lifler petrol türevi. Polyesterden mamul bir bluz 5.5 kilo civarında karbon ayak izi bırakırken, pamuklu tişört 1.2 kiloluk karbona yol açıyor. Talep bugünkü düzeyde devam ettiği takdirde giyim sanayinin toplam karbon ayak izi 2050 yılı itibariyle 3.9 megatonu bulacak. Bu da demek ki, global ısınmayı 2 derecenin altına çekmek için hedefe konulan karbon bütçesinin yüzde 26’sı tekstil endüstrisinin kontrolünde olacak.

Hindistan'da kuraklamış pamuk tarlası. 

Pamuklu giysi üretimi etik görünse de ekolojik açıdan çok da masum değil. Karbon ayak izi düşük ama sentetik ürünlerden daha fazla arazi ve su gerektiriyor. Pamuk üretiminde kullanılan su miktarı yılda 93 milyar metreküp; bir kiloluk giysi üretimi 10 bin – 20 bin litre su harcamayı gerektiriyor. Üretim sahaları olan Orta Asya, Çin ve Hindistan zaten iklim değişikliğine bağlı olarak su sıkıntısı çekiyor. Dünya pamuk talebi özellikle Orta Asya ülkelerinde ekolojik felakete yol açmış bulunuyor; Aral Gölü’nün yer yer çöle dönüşmesi gibi. Pamuk tarlaları tarafından işgal edilmemiş araziler de kimyasal gübre ve pestisitlerle kirleniyor. Pamuk toplayacılarla kuştan böceğe hayvanların gördüğü zarar da cabası. Pamuk yetiştirilen arazilerde gıda üretimi yapılabileceği ise ayrı bir bahis.

AFRİKALI ARTIK İKİNCİ EL GİYSİ İSTEMİYOR

Greenpeace’e göre geri dönüşüm merkezlerinde toplanan tekstil ürünleri öyle sihirli dokunuşlarla yeni giysilere dönüşmüyor. Global çapta, hayır kurumlarıyla ayrıştırma alanlarına yollanan giysilerin yüzde 73’ü ya çöplükleri boyluyor ya da yakılıp kül ediliyor.

Örneğin Almanya’da kullanılmayan giyim eşyalarının yüzde 75’i giysi kumbaralarına gidiyormuş. Evdeki dolabı ferahlatanların içi rahat tabii ama problem o noktada başlıyor. Eski giysilerin büyük kısmı Asya ve Afrika ülkelerine gönderiliyor. Peki onlar artık istemezse ne oluyor? Örneğin bazı Doğu Afrika ülkeleri eski giysileri artık kabul etmeyeceklerini ilan etmiş bulunuyor. Çünkü gelen mallar geri dönüşüm kapasitesini aşıyor.

Sadece kaç kilo giyim eşyası aldığımızı değil, giysi kumbaralarına konulan parçaların miktarı ve akıbetini de merak ediyorum. Beşiktaş’ta bizim sokağın köşesindeki giysi kumbarası yol geçen hanı mesela. İyi durumdaki kullanılmayan eşyaları koyuyoruz da, kapısının kilidi kırık…

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!