Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        SOSYAL medyada aylardır konuşulan, gazlanan, pompalanan bir durum var:

        “Suriye’de niye bizim ordumuz savaşıyor? Suriye için Suriyeli göçmenler gitsin savaşsın.”

        Meseleye “dümdüz” bakarsanız ve baktığınız yeri göremezseniz böyle yorumlar yapmanız elbette olası.

        Buna bazı gazetecilerin de sosyal medya gazıyla atlaması mümkün.

        Ama bu doğru bir bakış değil. “Dümdüz” görünen bu bakışta aslında bir “yamukluk” var.

        Eğer Türkiye’nin yapmakta olduğu, Esad’ı devirmek için, Suriye ordusu ve merkezi hükümete bağlı güçlerle çarpışmak için Suriye’ye Türk askerini göndermek olsaydı, bu yorumlar haklı olabilirdi.

        Ancak bugün Türkiye, Suriye’de savaşıyor fakat Suriye için ya da mülteciler için savaşmıyor.

        Türkiye dün El Bab’da, bugün de Afrin yolundaysa ve yarın da Münbiç yolunda olacaksa bunun Suriye’yle alakası yok.

        Türk askeri orada, Türkiye’nin güvenliği için savaşıyor.

        Türkiye’nin burnunun dibinde, Türkiye’ye İran sınırından başlayıp Akdeniz’e kadar uzanacak emperyalistlerin emrinde bir terör devleti ortaya çıkmasın diye savaşıyor.

        Oranın güvenliğinin, İstanbul’un, Ankara’nın, İzmir’in, 81 vilayetin güvenliği için olduğunu bilerek savaşıyor.

        Mehmetçik, kendi ülkesi için orada, Suriyelilerin ülkesi için değil.

        ***********

        İKTİDAR OLMAK İÇİN MEDYA GEREKMEZ

        ANLADIĞIM kadarıyla siyasi bir hesabınız, siyasi bir gelecek beklentiniz varsa muhakkak bir medya kuruluşunuz olması gerekiyor.

        İddia o ki, Karar Gazetesi Abdullah Gül yanlısı gazeteciler tarafından yayınlanıyormuş ve şimdi de Abdullah Gül’e destek verecek bir televizyon kanalı kuracaklarmış.

        Aynı gazeteciler için daha önce de “Davutoğlu ekibi” diyorlardı.

        Bana sorarsanız, eğer durum bu ise gerçekten yanlış bir düşünce.

        Halkın içinden gelecek ve gerçekten umut veren bir siyasetçi için medya falan gerekmiyor.

        En açık örneği bugün iktidarda olan AK Parti.

        Bu partinin lideri, siyasette ilk kez büyük bir göreve talip olduğu zaman medya desteği falan yoktu, tam aksine medya kösteği vardı.

        Buna rağmen İstanbul Belediye Başkanı oldu.

        Sonrasında hapse girdi.

        Sonrasında da bırakın medya desteğini, “Muhtar bile olamaz” diyen bir medya vardı karşısında.

        Sıfıra yakın medya desteğiyle bir parti kurdu, o parti girdiği ilk seçimde iktidar oldu.

        Medya desteksiz. O yüzden Abdullah Gül’dür veya başkasıdır fark etmez.

        İktidar olmak için gereken tek şey, heyecan, bu heyecanı kitlelere aktaracak bir üslup ve bir fikir.

        İktidara ancak öyle geliniyor.

        Haaa, sonrasında iktidarda kalmak için medya desteği gerek mi?

        Gerek.

        Ama o da sorun değil, zaten bir kez iktidar oldun mu bütün medya senin.

        ***********

        KEÇİ

        GAZETEMİZİN yazarı Nagehan Alçı, televizyonda talihsiz bir fikir zikretti.

        Ege’deki bazı küçük adacıkların Yunanlılar tarafından oldubittiye getirilerek işgal edildiği iddia edilince Alçı, “Üzerinde üç-beş keçi otlayan kaya parçacıkları için savaşalım mı yani?” deyiverdi.

        Bir ülkenin toprağına sahip çıkması için ille de üzerine bir müteahhit tarafından site mi yapılmış olması gerekiyor!

        Alçı “Öyle bir işgal yok” deseydi bu tartışılabilirdi.

        Ama bu sözü tartışılmaz bile.

        Nagehan kardeşim gidip gördü mü bilmiyorum ama ben çok gittim.

        Doğu’da, Güneydoğu’da uğruna binlerce şehit verdiğimiz dağların bazı bölgelerinde keçi bile otlamıyor.

        Ama keçilerin bile çıkamadığı o dağlarda evlatlarımız ölüyor.

        Uğruna savaşılacak vatan parçasında ille de yalı olması gerekmiyor!

        ***********

        HAY SENİN KESENE

        TESLA’nın ve SpaceX’in patronu Elon Musk, Türkiye’ye geldiğinde Cumhurbaşkanı ile görüşmüş, sonra da Ankara’da hamama gitmişti.

        Bizim gazetenin muhabirleri de tellağı bulmuş ve konuşmuşlardı.

        Tellak da Musk’tan bir otomobil istemişti.

        Elon Musk önceki gün uzaya bir Tesla otomobil gönderince, bizimkiler gidip yine aynı tellağı bulmuşlar.

        “Senin keselediğin adam uzaya otomobil gönderdi, ne diyorsun?” demişler.

        Tellak ne demiş: “Uzaya otomobil gönderen bir tane de bana gönderir herhalde.”

        Ben böyle şeyleri okuyunca gerçekten utanıyorum.

        Yahu bu millet ne zaman böyle arsız oldu anlamıyorum.

        Be adam, kendini böyle küçük düşüreceğine, “Benim keselediğim adam uzaya otomobil değil, kamyon bile yollar” gibisinden iki laf edip kendini yüceltsen ve arsızlık da yapmamış olsan daha iyi değil mi?

        Tüm bu arsızlığına rağmen zaten otomobil falan gelmeyecek.

        Üstelik gelse de 100 bin dolarlık vergisini nasıl ödeyeceksin!

        Keselediğin başka bir işadamına mı yalvaracaksın, yoksa gümrük müdürüne mi kese atacaksın!

        ***********

        UZAYA GİDEN BATMAZ MI?

        HERKESİN sorduğu soru şu: “Uzaya birkaç kilo yollamanın maliyeti milyonlarca doları bulurken, Elon Musk niye 1200 kiloluk bir otomobili boşuna uzay yolladı?”

        Büyük ihtimalle uzaya gönderilen Tesla Roadster’in 450 kiloluk pillerinin en azından bir bölümü içinden çıkarılmış ve otomobili hafifletmek için her şey yapılmıştır.

        Elon Musk’ın bunu yaparken “reklam” peşinde olduğu aşikâr.

        Bir taşla iki kuşluk bir reklam.

        Bir yandan SpaceX adlı füze şirketinin tanıtımını yapıyor, bunu bütün dünyada gazetelerin 1. sayfalarına taşıyor ve başta hükümetler olası müşterilere “En ucuza, en iyi ben çıkarırım uzaya” diyor.

        Bir yandan da batmak üzere olan ve projelerini bir türlü hayata geçiremeyen, tanıttığı otomobilleri bir türlü üretemeyen ve müşterilerine teslim edemeyen, otomobillerinde pek çok güvenlik sorunu bulunan, kaza ve yangın anında yolcuları için büyük tehlike arz ettiği ortaya çıkan Tesla Motors’u batmaktan kurtarmaya çalışıyor.

        Çünkü Tesla yeni modellerinde çok ciddi sorunlarla karşı karşıya ve bu yılki zararı 1 milyar doları çoktan aştı.

        Ya batacak ya da bir yerlerden destek bulacak.

        ***********

        EMRE’NİN FREKANSI

        BAZI şanslı futbolcuların ses frekansı, o oyunculara büyük avantaj sağlıyor.

        Emre Belözoğlu kardeşimiz de o futbolculardan biri.

        Her sesi duyan hakemlerimiz, bu bazı şanslı futbolcuların çıkardığı sesleri duymuyorlar.

        Çünkü sağlıklı bir insanın kulağı 20 ila 20.000 hz frekans aralığındaki sesleri duyabilir.

        Belli ki Emre konuşurken sesi bu frekans aralığında çıkmıyor ve “Has...r” bile dese hakemin kulağı bu sesi algılamıyor.

        Yoksa Emre’nin veya Başakşehir’ın kayırıldığı falan yok.

        Ne yani, şerefli bir Türk hakemi, bir futbolcunun kendisine küfrettiğini duyar da bunu raporuna yazmaz mı!

        ***********

        NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

        Hayalleri uğruna her şeyi kaybetmeyi göze alanlara saygı duyduğumuz zaman.

        Diğer Yazılar