Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        YÜZ üç yaşında bir anne... Dile kolay... Karslı. Oğlunu kaybettiğinde yıl 1980... Gözaltına almışlar, ardından "Biz bıraktık, gelmedi mi?" demişler... Yüz üç yaşındaki bu kadın o gün bugündür evinden hiç çıkmamış... 30 yıldır kendi deyimiyle, evi beklemiş... Niye mi?

        Ya oğlu bir gün eve dönerse...

        Ya o geldiği anda evde olamazsa diye...

        ★

        Dün sıcak bir cumartesiydi İstanbul'da...Dün Beyoğlu daha sıcaktı... Sıcaktı, çünkü müthiş bir kalabalık vardı... Galatasaray'da Cumartesi Anneleri 300. kez oturma eylemi yaptılar.

        Yüz üç yaşındaki o anne, 30 yıldan sonra ilk defa evini bırakıp gelmişti.

        Taa Kars'tan... Son bir kez kaybolan oğlunu hatırlatmak için... Son bir kez Başbakan'a seslenmek için...

        Dün Beyoğlu'nda herkes vardı... Yakınlarını kaybedenler, yakınlarını kaybedenlere destek olmak isteyenler... Yazarlar, çizerler, şairler, aydınlar, dostlar, sokaktan geçenler ve kadınlar...

        Ah o kadınlar...

        Kaybolan çocuğu için her bir anne konuştuğunda, gözleri dolan o kadınlar...

        İğneada'ya tatile gittiğinde gözaltına alınan ve sonrasında bir daha haber alınamayan Tolga Baykal'ın annesi Kadriye Ceylan başladı konuşmasına...

        "Sayın Başbakanım" dedi. "Siz hiç çocuğunuzu kaybettiniz mi? Sorun eşinize, o daha iyi anlayacaktır bir kadın, bir anne olarak ne demek istediğimi..."

        Yanımdaki genç adam, kadına şöyle dedi. "Kayıp edenler, kayıpları olanlar, uykuyu öldürürler!"

        Öteki taraftaki orta yaşlı adam, arkadaşına döndü: "Yahu aslında ben de bir dönem kayıp olmuşum birader... 12 Eylül'de bir hafta boyunca aileme, 'Yok bizde öyle biri' demişler... "

        Meydana geldiğimde elime rastgele tutuşturulan fotoğrafı çevirip baktım...

        Gencecik bir yüz...

        İsmail Bahçeci...

        24 Aralık 1994 tarihinde kaybolmuş...

        Bir Noel günü...16 yıl önce...

        Gözaltına alındığında 26 yaşındaydı. Marmara Üniversitesi Basın Yüksek Okulu'nda öğrenciydi. Dev-Genç'liydi. Bugünün yumurta atan gençleri gibi muhalifti, aykırı bir sesti... Aksaray'da gözaltına alındı, bir daha ondan haber çıkmadı... Yakın arkadaşı Süleyman Kalyon'un anlatımıyla:

        "İsmail arkadaşımızdı. Bir dal sigara, bir yüce umut, bir bardak çay, ağız dolusu bir kahkaha, birlikte söylenen bir türkü, inadına bir direnç, keyifli bir sohbet, birlikte atılan bir slogan kadar... Bütün bir hayata sığacak temizlik, arınmışlık kadar, vardı... 16 yıl önce bize bir gün, 'İsmail yok' dediler. Kaybedildiği o karanlık dehlizlerde, varlığına tanıklık edenlere rağmen... Unutmamızı istediler. 'Yok' dediler 'mezar yok', 'cansız bir beden yok', 'zaman yok', 'mekân yok', 'isim yok'... 'İsmail yok'.. Tam 16 yıl geçti... Bize 'İsmail yok' diyenlerin belki pek çoğu yok olup gittiler, silindiler hayattan... Ama söyledikleri tüm 'yok'lara rağmen, yok edemediler belleğimizi. Tam 16 yıldır, yok edemediler İsmail'i... İsmail vardı, tanığız, biz vardık... Bulacağız, mutlaka bulacağız... Bıkmadan soracağız, mutlaka soracağız... "

        ★

        Kendimi oturma eylemenin yapıldığı alanın tam karşısındaki Özsüt'e attım.

        Bir çay söyledim, parmaklarım bilgisayarımın tuşlarında gezinirken fark ettim acı gerçeği... Dışarıda kıyamet koparken, anneler kayıplarına ağlarken, kafenin cam kenarında sanki hiçbir şey yokmuş gibi sohbetlerine devam eden gençleri... Yemek yiyenleri, yüksek sesle kahkaha atanları... "Ne var yani, ben de babamı 7 yaşında kaybettim bir trafik kazasında, biz de mi eylem yapalım yani?" densizliğindeki garsonu... Devam eden kötü esprileri... Vurdumduymazlığı... "Hayat devam ediyor" klişesini, vicdanımızı her gün nasıl kaybettiğimizin acı bir tevatürünü...

        Kısacası, insanı keşfettim dün... En derin merhameti de gördüm... Acıya ihaneti de...

        Ben de kaybettim sanırım sevgili okuyucu bir şeyleri dün...

        İnsana dair..

        Ağlayamadım bile...

        Diğer Yazılar