Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        ÇOK da yakından tanımadığım ama ölümüne çok ama çok üzüldüğüm meslektaşım Yurtsan Atakan'ın gidişinden sonra bir kez daha aklıma düştü...

        Ne mi? Hani şu başlıklar var ya...

        "Kansere yenildi... Kanser mücadelesini kaybetti... Kanserle savaşından galip çıkamadı" gibi...

        Bizlerin de suçu yok aslında, bildik cümleler bunlar, ezberletilmiş doğrular...

        Sahi gitmek... Kanserden dolayı ölmek bir savaşı kaybetmek midir?

        Peki şöyle sorayım: "Kansere yakalanmak bir savaş başlangıcı mıdır?"

        Cevabınız evetse, bir soru daha ekleyeyim: "Düşman kim peki? Ölüm mü?"

        *

        İki özel kadından bahsedeceğim size bugün...

        Onlar benim yaklaşık 20 yıldır görmediğim sınıf arkadaşlarım...

        Biri Ebru, diğeri Esra...

        Önce Esra Ürkmez'in hikâyesini kendisinden dinleyelim...

        "Babama 2011 Eylül'ünde pankreas kanseri teşhisi konmuş ve ailem Ekim 2011'de zorlamalarım üzerine bana telefonda teşhisin sadece kanser olduğunu söyledi. Neden telefonda? Çünkü ben 16 senedir Amerika'da yaşıyorum. Bana deselerdi ki 'Baban pankreas kanseri', iki çocuğumu, kocama bırakıp o akşam atardım kendimi ilk uçağa... Eylül sonunda Atatürk Havalimanı'na indiğimde ağabeyim beni ofisine götürüp ilk kez orada pankreas kanseri olduğunu söyledi. Babam ameliyat olmuştu, ameliyatı iyi geçmişti ve doktorların dediğine göre 2 ila 5 yıllık bir yaşam süresine bakıyorduk."

        Gelelim Ebru Tontaş'a...

        "Anneme meme kanseri teşhisi konduğunda 10 yaşındaydım, pek bir şey hatırlamıyorum. Ameliyat oldu, radyoterapi yapıldı o aralar, hep bulanık. Bu sene başında babama prostat denildiğinde, ameliyat kararına kadar giden süreçte her şeyin içinde oldum, doktor randevularından testlere kadar uzaktan da olsa takip ettim. Prostat çok yaygın ve çoğunlukla yavaş ilerleyen bir kanser türü olduğu için önümüze birden fazla tedavi alternatifi çıktı. Bunları araştırıp, tartıp kendiniz için en doğru kararı vermeniz gerekiyor. Bazıları denenmiş, bazıları yeni, bu süreçte, babama elimden geldiğince destek olmaya çalıştım. Amerika'da bulduğum kaynakları araştırdım, hasta destek gruplarıyla yazıştım. İşte bu süreç buraya getirdi beni, bizi..."

        Ebru ve Esra belki de çoğumuzun sesi... Onlar sevdiklerinin hastalanışını, gidişini görmüş. Bu süreç

        içinde ise fark etmişler ki, aslında ortada mücadele falan yok...

        Ortada bir dans var.

        Kansere yakalanmak, onunla yaşamaya çalışmak adeta bir dansı andırıyor.

        Neden mi?

        Partnerinizin, yani kanserin, bir sonraki adımını her zaman tahmin etmek mümkün değil ondan...

        Peki iyi bir partner olup yola devam etmek mümkün mü?

        Sadece uyumla...

        Uyumla evet...

        Ebru ile Esra hem kendi tecrübelerinden hem de çevrelerindekilerin anlattıklarından yola çıkarak bir blog hazırlamışlar. Diyorlar ki: "Sevdiklerimizin yakalandıkları kanser türlerini araştırırken gördük ki, ortada müthiş bir bilgi kirliliği var ve ulaşabildiğimiz Türkçe kaynak sayısı son derece az. Oysa hastalığı tanımak, doğru doktora, doğru tedavi yönetimine yönelmek çok önemli... Kansere yakalanan kendi hastalığıyla mı uğraşsın yoksa tercüman mı arasın?"

        Uzun lafın kısası, çeken bilir, yaşayan bilir, acısını, zorluğunu, gözyaşını onlar bilir, biz konuşuruz.

        Allah hepsine şifa ve kolaylık versin.

        Bu adres de biraz yardımcı olsun, olup bitenleri anlamaya, dünyadaki yenilikleri duymaya, doğru bilgileri aktarmaya... İlginizi çekeceğini düşünüyorum.

        İyi pazarlar...

        http://kanserle-dans.blogspot.com/

        Diğer Yazılar