Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Polemik Yaşam Hz.İsa hakkındaki gerçek gizleniyor

        Kübra PAR / HT GAZETE –PAZARTESİ RÖPORTAJLARI

        kubrapar@haberturk.com

        Reza Aslan Amerika'nın yükselen yazarlarında biri. İlginç bir hayat hikayesi var. Aslen İranlı. 1979 İslam Devrimi'nden sonra ABD'ye göç etmiş. Ateist bir ailede büyümesine rağmen genç yaşta Hıristiyanlığı seçmiş, ilahiyat okumuş. Harvard'da yuksek lisans yaparken din değiştirip Müslüman olmaya karar vermiş.

        İslam ve Hrıstiyanlık üzerine yazdığı kitaplar tüm dünyada satış rekorları kırıyor. Son kitabı "Nazaretli İsa" (Zealot: The Life and Times of Jesus of Nazareth), Hz. İsa'nın barışçıl bir maneviyat öğreticisi olarak lanse edildiğini; oysa onun politik bir devrimci olduğu gerçeğinin hasır altı edildiğini söylüyor. İddiaları Hıristiyan din alimlerini çok kızdırıyor ama o tarihi gerçekleri ortaya koyduğunu öne sürüyor.

        Kitapları önümüzdeki günlerde Türk okuruyla buluşacak olan Aslan'la, Los Angeles'taki evinde buluştuk...

        -Aslen İranlısınız. Devrim yüzünden çok küçük yaşta ABD'ye göç etmişsiniz.

        Evet, devrimin sonunda göç ettik. Babam koyu bir ateistti. Mollalara asla güvenmiyordu ve Humeyni'nin 'politikayla işim yok' sözlerine inanmıyordu. Nitekim haklı çıktı. Olaylar yatışmadı, 7 ay sonra Irak Savaşı başladı. ABD'de kalmaya karar verdik. San Francisco'nun sahil kesiminde büyüdüm. O dönemde Tahran'daki rehine krizi yüzünden İranlılara karşı nefret had safhadaydı. Taşındığı ülkeye adapte olmaya çalışan 7 yaşındaki bir çocuk olarak İran mirasıyla arama mesafe koydum, mümkün olduğunca kimliğimi gizlemeye çalıştım.

        -Aileniz dinle ilişkisini koparmasına rağmen sizi üniversitede ilahiyat okumaya iten neydi?

        Çok küçük yaştan itibaren dine ilgi duydum. Sebebini ben de bilmiyorum. Belki de devrimden zihnimde kalan imajlar bana dinin bir toplumu iyi ve kötü anlamda dönüştürmek için ne kadar önemli bir güç olduğunu göstermişti. Evde dine olan merakımı giderecek bir ortam yoktu. Annem kültürel anlamda Müslümandı ama dindar değildi. 15 yaşındayken Evanjelik kampına katılıdım ve orada ilk kez Hıristiyanlığın esaslarını öğrendim. İçsel yalnızlığımı giderecek manevi bir dil keşfetmiştim. Inandığım din hakkında daha fazla bilgi edinmek için üniversitede ilahiyat bölümünü seçtim.

        -Ama işin bilimsel tarafıyla karşılaşınca fikirleriniz değişmiş.

        Evet, okudukça anladım ki bildiklerimin çoğu doğru değilmiş. Hıristiyanlığı terkettim ve yıllar sonra yeniden İslam'ı seçtim.

        -Ateist olmak yerine neden Müslümanlığı seçtiniz?

        Allah inancımı hiç bir zaman yitirmemiş sadece İsa'nın Tanrı olduğu fikrinden uzaklaşmıştım. İslam hakkında hiçbir fikrim yoktu. Hayatımda hiç camiye gitmemiş, hiç Kur-an okumamıştım. İlahiyattayken İslam hakkında okudukça öğrendiklerimin zaten inandığım şeyler olduğunu fark ettim. Özellikle Sufi İslam'in önerdiği mitler ve metaforlar beni cezbetti. Sufiliğe göre Tanrı'ya ulaşmanın pek çok yolu vardır ve hangisini sectiğinizin bir önemi yoktur. Müslümanlığı, Hrıstiyanlıktan daha doğru olduğunu düşündüğüm için değil yaratılış ve yaratıcı hakkında önerdikleri bana daha fazla hitap ettiği için seçtim.

        'HZ. İSA DÜNYEVİ MESELELERDEN UZAK RUHANİ BİR MESAJCI DEĞİL, POLİTİK BİR DEVRİMCİYDİ'

        -Müslüman bir araştırmacı olarak Hz. İsa'nın hayatını kaleme aldınız ve kitap satış rekorları kırdı. Amerikalıların kitaba bu kadar ilgi göstermesinin sebebi ne?

        Dünyanın her yerinde Hz. İsa'ya karşı artan bir ilgi var. Son iki bin senenin en önemli tarihsel kişiliğinden söz ediyoruz. Ama insanlar sadece Hrıstiyanların Tanrısı olan İsa'yı tanıyor, tarihsel bir kişilik olarak İsa hakkında fikirleri yok. Kitap 26 dile çevrildi. Bu ilginin sebebi tarihsel bilgiye olan açlık.

        -Tarihsel gerçekleri öğrenmek istedikleri için mi yoksa Müslüman bir araştırmacı olarak Hrıstiyanlık üzerine yazmanızı ilginç buldukları için mi ilgi gösteriyorlar?

        Öncelikle şunu belirteyim, ben Müslüman bir araştırmacı değilim. Özel hayatında Müslümanlığı seçmiş objektif bir araştırmacıyım. Bu kitabın da İslamla ya da İslamın Hz. İsa hakkında söyledikleriyle bir ilgisi yok. İnsanların bu kitabı okumasının nedeni İsa'yı ve yaşadığı dönemin tarihini merak etmeleri.

        -Kitapta Hz. İsa'nın hep barışçıl bir maneviyat öğreticisi olarak lanse edildiğini ve politik bir devrimci olduğunun hasır altı edildiğini söylüyorsunuz.

        Eğer İsa hakkında çarmıha gerilme dışında bir şey bilmiyorsanız, Hıristiyanlık öğretisinin öne sürdüğü 'iyilik için çalışan, pasif ruhani adam' imajını sorgulamaya başlarsınız. O dönemde, çarmıha germe isyan suçuna karşı verilen bir cezaydı. Varlığı devletin istikrarına karşı tehdit oluşturduğu için cezalandırılmıştı. Yani Hz. Isa dünyevi meselelerden uzak ruhani bir mesajcı değil, politik bir devrimciydi.

        -Dini değil politik bir tehdit olduğunu söylüyorsunuz yani...

        İsa için din demek siyaset demekti. Ağzından çıkan her lafın politik bir sonucu vardı. 'Ben Mesih'im' cümlesi dini bir önerme değildi. Mesih demek Kral Davud'un (Davud Peygamber'in) soyundan gelmek ve Davud'un krallığını yeniden kurmak; yani Kral Sezar'ın yerine geçerek Roma İmparatorluğu'nu yıkmak demekti. Bu politik bir beyandı. Bazıları kitabın Hz. İsa'nin politik biyografisi olduğunu düşünüyor ama yanılıyorlar. Bu kitap sadece herkesin bildiği bir gerçeği hatırlatıyor; Hz. İsa döneminde siyaset ve din arasında fark yoktu...

        -Bu Hz. Muhammed için de geçerliydi öyle değil mi?

        Evet, zaten din ve politikanın ayrı kavramlar olduğu çok yeni bir iddia. Post-Rönesans döneminde siyasi liderlerin kendilerini dini otoriterinin kontrolünden kurtarmak için seçtikleri bir taktik...

        -Yazılarınız Ali Şeriati'yi anımsatıyor. Ondan etkilenmiş olabilir misiniz?

        Bu soruyu sormanıza sevindim çünkü kendisinin büyük bir hayranıyım. Şeriati'nin modern, geleceğe dönük ve derinlikli bir İslam anlayışı vardı. Umarım onun yolundan yürümeyi başarabilirim.

        'BİR MÜSLÜMAN OLARAK HZ. İSA HAKKINDA YAZDIĞIM İÇİN SALDIRIYA UĞRADIM'

        -Hz. İsa'nın hayatını ve Hıristiyanlık tarihini saptırmakla suçlanıyorsunuz. Bu eleştirilerin haklılık payı var mı?

        Bu tür yorumlar daha çok aşırı sağcı Evanjelik Hrıstiyanlardan geldi. Onlar için zaten Müslümanların bütün söyledikleri şeytani...

        -Ama din alimleri ve düşünürlerden de ciddi eleştiriler geldi. Kimi bölümleri uydurduğunuzu ya da yanlış yazdığınızı söylüyorlar.

        Eleştiriler çok normal. Düşünürler olarak zaten işimiz birbirimizin iddialarını tartışmak. Bu kitabın en önemli farkı genel okuyucuya hitap etmesi. Din ya da İsa hakkında hiç bir bilgisi olmayan herhangi biri de rahatlıkla okuyup anlayabilir. Çok satan bir kitap olduğu için eleştiriler haklıymış gibi bir algı oluşuyor oysa söyledikleri yeni bir şey yok.

        -Fox TV'ye verdiğiniz bir röportajda Müslüman olduğunuz için sunucunun saldırısına uğradınız. Program günlerce konuşuldu...

        Fox TV İslam karşıtı propaganda yapmasıyla ünlü bir kanal. Programa giderken saldırıya uğrayacağımı tahmin ediyordum zaten.

        -Neden kabul ettiniz o halde?

        Kimliğime dair bir kaç soru sorup sonra kitabın asıl meselesini tartışacaklarını düşündüm ama öyle olmadı. Müslüman olarak Hz. İsa hakkında yazdığım için saldırıya uğradım.

        'HZ. İSA'NIN EVLENİP EVLENMEDİĞİNİ TAM OLARAK BİLMİYORUZ'

        -Hz. İsa'nın aslında hiç yaşamadığı, mitolojik bir karakter olduğu iddiasına ne diyorsunuz?

        Düşünürlerin büyük çoğunluğu 1. Yüzyılda Nazaretli İsa denen bir adamın yaşadığı konusunda hemfikir. Asıl tartışma bu adamın kim olduğu, nasıl yaşadığı ve ne söylediği etrafında dönüyor.

        -Çok tartışılan bir konu da evli ve çocuklu olup olmadığı... Sizce bekâr mıydı?

        Onun yaşadığı çağda 30 yaşında bir adamın evli olmaması pek akla yatkın gelmiyor. Yani muhtemelen karısı ve çocukları vardı. Fakat ne müritleri ne de düşmanları bundan hiç bahsetmemişler. Gerçeği bilmiyoruz.

        'ABD İRAN KONUSUNDA TEMKİNLİ'

        -İran ile Amerika arasında buzlar erimeye başladı. İranlı bir düşünür olarak son gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

        İran'da yüzün üzerinde farklı politik grup var. Ruhani hem onların hem iş adamlarının hem de reformistlerin desteğini alarak seçildi. İran'da uzun zamandır var olmayan ulusal birliği sağlama imkanı doğdu. Nükleer müzakerelerin birinci aşaması her iki tarafın da iyiliğine sonuçlandı. Bu uzlaşma her an çökebilir ama şu ana kadar alınan mesafe önemli.

        -Bu tarihsel bir dönüm noktası mı yoksa sadece basit bir çıkar birliği mi?

        Evet, bir bakıma tarihi bir adım diyebiliriz. Özellikle İranlılar ABD ile ilişkilerin normalleşmesinden çok umutlu. Fakat Amerikan tarafı daha temkinli. Bundan sonraki adımın ne olacağı konusunda bir şey söylemekten kaçınıyorlar.

        'BİR İDEOLOJİ OLARAK İSLAMCILIK İFLAS ETTİ'

        -Geçen üç yılın ardından Arap Baharı'nı nasıl okuyorsunuz? Batı desteğini neden geri çekti?

        En başından beri nasıl tepki verecekleri konusunda kafaları karışıktı. Bir yandan özgürlük talep eden sivillere destek vermek istediler, diğer yandan çıkarlarını korumak için statükonun devam etmesini arzuladılar. Barışçıl protestolar başladığında, 10 yıldır kanla beslenen El-Kaide güç kaybetmişti. Aradan iki yıl geçti. Bugün El Kaide her zamankinden çok daha güçlü. Çünkü insanlara "barışçıl protesto işe yaramaz, Batı başarmanıza izin vermeyecek. Bir diktatörden kurtulsanız bile yerine yenisi gelecek" diyor. Ve de haklı... Bu kadar basit. Amerika ulusal güvenliğini düşünüyorsa, diktatörleri değil demokrasiyi desteklemeli.

        -Arap dünyasının artık Post-İslamcı bir döneme geçtiği ve yeni bir çoğulculuk çağının doğacağını ileri sürenler var. Bu tez hakkında ne düşünüyorsunuz? Bir paradigma değişimi beklemeli miyiz?

        Bir ideoloji olarak İslamcılık iflas etti. Mısır'da Müslüman Kardeşlerin başarısız olmasının nedeni şeriat uygulamaları değil, yozlaşmış ve acemi olmalarıydı. Yönetimleri berbattı, Mısırlıların hayatını kolaylaştırmak için hiçbir şey yapmadılar. AK Partinin başarılı olmasının nedeni ekonomik gucü ve insanlara iş imkanı sağlaması. Müslüman Kardeşler bunu başaramadı.

        -İslamcılığın iflas etmesinde demokrasiyle kurduğu sorunlu ilişkinin de payı yok mu? Batı tipi demokrasiler Müslüman ülkelerde neden yeşeremiyor?

        Batı tipi demokrasiler Müslüman dünyaya uymaz ve uymamalı da... Amerikan demokrasisi Avrupa'ya uymaz, Avrupanınki de başka yere uymaz. Demokrasi kültürle yoğrularak şekillenir.

        'EL-KAİDE KOZMİK BİR SAVAŞ YÜRÜTÜYOR'

        -İslam ile demokrasi arasında bir gerilim yok mu yani?

        Neden olsun ki? Dünyadaki Müslümanların 3'te 1'i demokratik ülkelerde yaşıyor. Mısır'da demokrasinin başarısız olmasının nedeni İslam değil ordu. Müslüman Kardeşler'in terörist ilan edilmesi hareketin radikalleşmesine neden olacak. Unutmayalım ki El Kaide, 1990'larda Hüsnü Mübarek'in hapishanelerinde doğdu.

        -Yazılarınızda El Kaide'nin kozmik bir savaş yürüttüğünden söz ediyorsunuz. 'Kozmik savaş' kavramı biraz açar mısınız?

        Milliyetçi duygularınız şiddetle bastırıldığında, politik düşüncelerinizi ifade etmenizin bütün yolları kapatıldığında kozmik bir düşünce evrenine geçiyorsunuz. Artık amacınız sadece kendi ülkenizi ve toplumunuzu değiştirmek değil, dünyayı değiştirmek oluyor. El Kaide de dünya çapında bir değişim istiyor. Şiddet içeren bir hareket olmasına rağmen insanlara çekici geliyor çünkü kendilerini bastırılmış hissediyorlar. Bu kozmik savaşı bitirecek tek şey demokrasi.